Tarih 07 Ekim 2008, 15:45. Yazan ugurlab.
Etiket:
aşı, cevaplar, grip, sorular
Grip aşısı nasıl hazırlanır?
Grip aşısı, her yıl bir önceki mevsim en çok rastlanan grip virüslerinin türlerine göre yeniden hazırlanır. Bu amaçla, 80 ülkedeki 110 laboratuardan elde edilen bilgiler, Dünya Sağlık Örgütü'nde toplanarak her yıl dünyada en çok hastalık yapmış olan ikisi A ve biri B olmak üzere üç değişik virüs grubu belirlenir.
Aşı ne zaman yaptırılmalıdır?
Grip aşısı, grip salgınları başlamadan önce yaptırılmalıdır. Ekim ve kasım hatta aralık aylarında yapılabilir.
Aşının etkisi ne zaman başlar?
Grip aşısının etkisi yapıldıktan 2-3 hafta sonra ortaya çıkar. Bu nedenle bir grip salgınından en az 2 hafta önce yapılmalıdır
Koruyuculuk ne kadar sürer?
Genellikle 6-12 ay kadardır.
Kimlere aşı yapılması sakıncalıdır?
Ateşli bir hastalığı veya akut bir enfeksiyon tablosu olan hastalar ve yumurtaya, tavuk proteinlerine, neomisine, formaldehite, oktoksinole alerjisi olanlara yapılması sakıncalıdır.
Gebeler aşı olabilir mi?
Evet. Grip nedeniyle yüksek risk altında
olan gebelere ilk üç aydan sonra grip aşısı yapılabilir.
Süt veren anneler aşı olabilir mi?
Evet. Bir sakıncası yoktur.
Grip aşısının sık görülen lokal yan etkileri nelerdir?
Aşı uygulanan yerde ağrı, şişlik, kızarma, morarma ve sertleşme gibi lokal reaksiyonlardır.
Grip aşısının sık görülen genel yan etkileri var mıdır?
Evet. Aşının genel yan etkileri; ateş, kırgınlık, titreme, yorgunluk, baş, eklem, kas ağrıları ve terlemedir.
Yan etkiler önemli midir?
Hayır. Aşının lokal ve genel yan etkileri önemli
değildir, 1-2 gün içinde kendiliğinden düzelir.Tedavi gerekmez.
Grip aşısı deri döküntülerine yol açar mı?
Evet. Aşı olanların bazılarında seyrek olarak kaşıntı, kabartı ve kızarıklıklar görülebilir.
Grip aşısı anaflaksiye neden olabilir mi?
Evet. Çok seyrek olarak alerji komasına yani anaflaksiye neden olabilir.
Grip aşısının diğer önemli yan etkileri nelerdir?
Aşı yapılanlarda çok ender olmakla beraber, nevralji (sinir ağrısı), uyuşmalar, havale nöbetleri, beyin iltihabı gibi nörolojik belirtiler olabileceği bildirilmiştir.
Başka aşılarla beraber yapılabilir mi?
Evet. Farklı yerlere enjekte edilmek şartıyla diğer aşılarla aynı zamanda da yapılabilir.
Aşı nereye yapılmalıdır?
Aşı kas içine veya deri altına yapılabilir. Erişkinlerde kol kası, küçük çocuklarda bacak kası uygun yerlerdir. Aşı asla damar içine verilmemelidir.
Aşı yapılırken nelere dikkat edilmelidir?
Aşı yapılmadan önce oda sıcaklığına getirilmeli ve yapılmadan önce iyice çalkalanmalıdır.
Küçük çocuklar da aşı olabilir mi?
Evet. Grip aşısı 6 aylıktan büyük çocuklara yapılabilir.
Aşının dozu nasıldır?
Grip
aşısı erişkinlere ve 3 yaşından büyüklere tek doz olarak 0.5 ml
yapılır. 6 aylıktan 36 aylığa kadar olan çocuklara yarım doz aşı (0.25
ml) yapılır. İlk defa aşı yapılacak olan 8 yaşından küçük çocuklara 4
hafta sonra ikinci bir doz aşı yapılmalıdır.
Kimler mutlaka aşı olmalıdır?
Risk altındaki kişilerin ve gribe yakalanmak istemeyen herkesin grip aşısı olması gerekir. Ayrıca, doktor, hemşire gibi sağlık personeli ile huzurevlerinde çalışanlar da grip aşısı olmalıdırlar. ayrıca hastalıkları nedeniyle aspirin kullanan kişilerde grip aşısı olmalıdır. Çünkü bu kişiler reye sendromu açısından risk altındadır.
Kimler risk altındadır?
65 yaşından yaşlı olanlar, huzur evlerinde yaşayanlar, kronik kalp, akciğer, böbrek ve şeker hastalığı olanlarda gribin riski daha yüksektir.
Grip aşısı ne kadar etkilidir?
Grip aşısının etkinliği, aşı içinde bulunan virüs tipleri ile salgına neden olan virüs tipleri arasındaki uygunluğa göre değişir. Grip aşısı ideal şartlarda %70-80 oranında koruma sağlar.
Grip aşısının etkinliği yaşa göre değişir mi?
Evet. Aşının koruyuculuğu gençlerde yaşlılara göre daha fazladır.
Grip aşısının yaşlılardaki etkisi nasıldır?
Aşının yaşlılarda grip nedeniyle hastaneye yatışları %50, zatürree riskini %60 ve ölüm riskini de %70 oranında azalttığı bilinmektedir.
Grip aşısı kuş gribine karşı da etkili midir?
Hayır. Grip aşısının kuş gribine karşı hiçbir koruyuculuğu yoktur. Ancak kuş gribi virüsü insan grip virüsünden genetik materyal alış-verişi yaparak insanda enfeksiyon yapma özelliği kazanmıştır. Bu genetik alış verişin tamamlanması durumunda insandan insana yayılan ve salgına yol açan yeni bir virüs oluşabilir. Grip aşısı yaptıran kişiler dolaylı yoldan kuş gribine karşı korunmuş olur.
Kortizon grip aşısını etkiler mi?
Evet. Kortizon ve bağışıklığı etkileyen ilaç (immunsüpresif) kullananlarda aşının etkinliği daha düşüktür.
Piyasada satılan çeşitli markalar arasında fark var mıdır?
Hayır. Piyasada satılan tüm aşılarda bulunan virüsler Dünya Sağlık Örgütü'nün belirlediği virüslerdir.
Kanserli hastalar grip aşısı olabilirler mi?
Evet. Kanserli hastalar da grip aşısı olabilirler.
Grip aşısı gribe neden olur mu?
Hayır. Çünkü aşıda virüsün kendisi değil onun antijenleri vardır. Aşı olduktan sonra ateş çıkması enfeksiyona değil, bağışıklık sisteminin tepkisine bağlıdır.
Bu grip aşısı olan gelecek sene aşı olmazsa ne olur?
Grip aşısı her yıl olunmalıdır, çünkü aşı içindeki virüs türleri yıldan yıla farklıdır. Bir yıl aşı olup gelecek sezon aşı olmayanlarda grip riski yüksektir.
Uz Dr Uğur Kostakoğlu
Enfeksiyon hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji uzmanı
Tarih 16 Eylül 2008, 19:19. Yazan ugurlab.
Etiket:
askaris, giardia, kıl kurdu, oksiyur, parazit, tenya, şerit
|
|
|
|
Tarih 08 Eylül 2008, 21:51. Yazan ugurlab.
Etiket:
beslenmek, hücre, kanser
1. Herkesin vücudunda kanser hücreleri vardır. Bu kanser hücreleri birkaç milyara kadar çoğalmadıkça standart testlerde görülmezler. Doktorlar kanser hastalarına tedaviden sonra vücutlarında artık kanser hücresi kalmadığını söyledikleri zaman, bu yalnızca kanser hücrelerinin testlerle saptanamayacak düzeyde olduğu anlamına gelir.
2. Bir kişide hayatı boyunca 6 ila 10 kez kanser hücreleri oluşabilir.
3. Kişinin bağışıklık sistemi güçlü olduğu zaman kanser hücreleri yok edilir ve çoğalarak tümör oluşturmalarına engel olunur.
4.
Bir kişide kanser olması, o kişide çoklu beslenme eksikliği olduğuna
işaret eder. Bunlar genetik, çevresel, beslenme ve yaşam tarzı
faktörlerine bağlı olabilir.
5. Çoklu beslenme eksikliğini yenebilmek için diyeti değiştirmek ve ek takviye almak bağışıklık sistemini güçlendirir.
6.
Kemoterapi hem hızlı çoğalan kanser hücrelerini, hem de kemik iliğinde,
sindirim sisteminde v.s.'deki hızlı büyüyen sağlıklı hücreleri yok eder
ve karaciğer, böbrekler, kalp, akciğerler v.s.'de organ tahribatına yol
açar.
7. Radyasyon kanser hücrelerini yok ederken; sağlıklı hücre, doku ve organları da yakar, yaralar ve zarar verir.
8.
Kemoterapi ve radyasyon başlangıçta tümörün küçülmesine yol açar.
Kemoterapi ve radyasyon tedavisinin uzaması tümörün daha fazla yok
olmasına yol açmaz.
9. Kemoterapi ve radyasyondan dolayı vücut çok
fazla toksin yüklenmesine maruz kalınca, bağışıklık sistemi ya
tehlikeye düşer, ya da yıkılır; dolayısıyla kişi çeşitli enfeksiyonlara
ve komplikasyonlara yenik düşer.
10. Kemoterapi ve radyasyon
kanser hücrelerinde mutasyona neden olabilir ve dirençlerinin artarak
yok edilmelerini zorlaştırabilir. Cerrahi işlem de kanser hücrelerinin
başka taraflara atlamasına neden olabilir.
11.
Kanser hücreleri ile savaşmakta etkili bir yöntem ise onları çoğalmak
için ihtiyaçları olan gıdalardan yoksun ve aç bırakmaktır. Kanser Hücreleri Aşağıdakilerle Beslenirler;
a)
Şeker kanser besleyicidir. Şekeri kesilerek kanser hücrelerinin önemli
bir gıdası kesilmiş olur. NutraSweet, Equal, Spoonful v.s. gibi
tatlandırıcılar zararlı olan Aspartam ile yapılırlar. Daha iyi bir
tatlandırıcı Manuka balı veya molastır ama az miktarda alınmalıdır.
Sofra tuzunda beyazlatıcı olarak kimyasallar bulunmaktadır. Daha iyi
bir seçenek Bragg'in aminosu veya deniz tuzudur.
b) Süt vücudun,
özellikle sindirim sisteminde, mukus üretmesine neden olur. Kanser
mukusla beslenir. Süt yerine tatlandırılmamış soya sütü tüketilerek
kanser hücreleri aç bırakılabilir.
c) Kanser hücreleri asitli
ortamda geliş irler. Et temelli diyet asittir ve sığır eti veya domuz
eti yerine bol balık ve az tavuk eti yemek en iyisidir. Ette, özellikle
kanserli kişilere zararı olan, canlı hayvan antibiyotikleri, büyüme
hormonları ve parazitleri bulunur.
d) %80 taze sebze ve meyve
suyu, kepekli tahıllar, tohumlar, nohutgiller ve biraz meyveden oluşan
bir diyet vücudu bazik (alkali) ortamda tutar. %20 de fasulye içeren
pişmiş gıdalardan oluşabilir. Taze sebze suları kolayca emilip 15
dakika içinde hücre düzeyine ulaşabilen ve sağlıklı hücreleri besleyen
ve çoğalmalarını hızlandıran canlı enzimler içerirler. Sağlıklı hücre
üretimi için gerekli olan canlı enzimlerin sağlanması amacıyla, taze
sebze (sebzelerin çoğunluğu ve fasulye filizi) yiyin veya suyunu için.
Günde 2-3 kez çiğ sebze yiyin. Enzimler 40o C'de yok olur.
e)
Yüksek kafein içerikli kahve, çay ve çikolatadan uzak durun. Yeşil çay
daha iyi bir seçenektir ve kanserle savaşan özellikleri vardır. Bilinen
toksinler ve ağır metaller içeren musluk suyu yerine arıtılmış veya
filtrelenmiş su içiniz. Damıtılmış su asittir, kaçınılmalıdır.
12.
Et proteininin sindirimi zordur ve çok sindirim enzimi ister.
Bağırsaklarda duran sindirilmemiş et çürür ve daha çok toksin
birikimine neden olur.
13. Kanser hücrelerinin duvarları sert
protein ile kaplıdır. Et yemekten kaçınarak veya azaltarak, kanser
hücrelerinin protein duvarlarına saldıran enzimler daha çok açığa çıkar
ve vücudun öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmelerini
sağlar.
14. Bazı destek maddeleri (IP6, Flor-ssence, Essiac,
anti-oksidanlar, vitaminler, mineraller, EFA'lar v.s..) bağışıklık
sistemini güçlendirerek, vücudun kendi öldürücü hücrelerinin kanser
hücrelerini yok etmesine yardımcı olur. E vitamini gibi diğ er destek
maddelerinin de, vücudun hasarlı, istenmeyen veya ihtiyaç olmayan
hücrelerin atılmasının normal yolu olan, apoptoziz veya programlanmış
hücre ölümüne yardımcı olduğ u bilinmektedir.
15. Kanser zihinsel,
bedeni ve ruhsal bir hastalıktır. Öngörülü ve olumlu bir ruh kanser
savaşcısını muzaffer yapar. Öfke, affetmezlik ve acı bedeni stresli ve
asitli bir ortama sokar. Seven ve affeden bir ruha sahip olmayı
öğrenin. Sakin olmayı ve hayatın tadını çıkarmayı öğrenin.
16.
Kanser hücreleri oksijenli ortamda gelişemezler. Günlük egzersizler ve
derin nefes alma hücre düzeyine kadar daha fazla oksijen alınmasına
yardımcı olur. Oksijen terapisi kanser hücrelerini yok etmek için diğer
bir yöntemdir.
John Hopkıns Hastanesi'nden Kanser Güncellemesi
1. Mikrodalga fırına plastik kap koymayınız.
2. Dondurucuya su şişesi koymayınız.
3. Mikro dalga fırına plastik ambalaj koymayınız.
4.
John Hopkins Hastanesi bunu yakın bir zamanda bülteninde yayınlamıştır.
Bu bilgi Walter Reed Ordu Tı p Merkezi tarafından da yayınlanmaktadır.
Dioksin kimyasalları kansere, özellikle de göğüs kanserine, neden
olmaktadır. Dioksinler vücudumuzun hücreleri için son derece
zehirlidir. Plastik şişelerdeki suyu dondurmayınız, çünkü bu plastiğin
içindeki dioksinin salınmasına neden olur.
Castle Hastanesi
Sağlıklılık Programı Yöneticisi Dr. Edward Fujimoto bu sağlık tehdidini
anlatmak için yakınlarda bir televizyon programına çıktı. Dioksinleri
ve bizim için ne kadar kötü olduklarını anlattı. Plastik kaplar
içindeki yiyeceklerimizi mikrodalga fırınlarda ısıtmamamız gerektiğini
söyledi. Bu özellikle de yağlı yiyecekler için geçerli. (İngilizce
metindeki fat sözcüğünün gerçek anlamı hayvansal yağdır.) Söylediğine
göre yağ, yüksek sıcaklık ve plastik kombinasyonu dioksinin gıdaya
geçmesine ve sonunda vücudumuzun hücrelerine ulaşmasına neden
olmaktadır.
Bunun yerine kendisi yemekleri ısıtmak için Corning
Ware, Pyrex gibi cam kaplar veya seramik kaplar kullanılmasını tavsiye
etmektedir. Yani hazır yemek ve çorbalar ısıtılmadan önce ambalajından
çıkarılıp uygun kaplara konulmalıdır.
Kâğıt uygundur, ama kâğıdın
içinde de ne olduğu bilinmemektedir. Sıcaklığa dayanıklı cam kap
kullanmak daha güvenlidir. Kendisi yakın bir zamanda fast food
restoranlarının plastik köpük kaplardan kâğıt kaplara döndüğünü de
hatırlattı. Nedenlerden biri dioksin sorunuydu.
Kendisi plastik
ambalaj malzemesi ile örtülmüş yiyeceklerin mikrodalga fırında
pişirilmesinin aynı derecede sakıncalı olduğunu da söyledi. Yiyecekler
radyasyona maruz kalıp ısınınca, yüksek sıcaklıkta plastiğin içindeki
zehirli toksinler eriyip yiyeceklerin üstüne damlamaktadır. Yiyecekler
plastik yerine kağıt havlu ile örtülebilir.
Tarih 08 Eylül 2008, 05:45. Yazan ugurlab.
Etiket:
accumunata, belirtiler, bulaşma, condyloma, hpv, korunma, kuluçka dönemi, risk faktörleri, tanı, tedavi
Condyloma accumunata- HPV ( Human Papilloma virus) 60 tan fazla virüse verilen ortak addır.Bu virüsler vücudun herhangi bir yerinde siğillere sebep olabilirler.Ancak bazıları cinsel yola bulaşır ve condyloma acuminata veya genitall siğil denilen hastalığı oluşturur.
Siğiller bu enfeksiyonun görünebilir belirtileridir ve ancak %30 olguda ortaya çıkmaktadır.Kalan %70 lik bölümde ise virüsler deri altında kalmakta ve herhangi bir belirti vermemektedir. Subklinik adı verilen bu belirtisiz formun kanser oluşumu ile bir bağlantısı olduğu düşünülmektedir.
Risk Faktörler:
20-24 yaşlar HPV virüsünün alınması için en riskli yaşlardır. Siz veya cinsel eşiniz birden fazla kişi ile ilişkiye giriyor ise risk artacaktır.Klamidya veya Herpes simpleks gibi başka cinsel ilişki ile bulaşan hastalığınız varsa risk artmaktadır.Hamilelik,doğum kontrol hapı kullanımı riski arttırmaktadır. Hodgkin, lösemi gibi bağışıklık sistemini baskılayan hastalıkları olanlarda risk artmaktadır.Beyaz ırkta daha fazla görülmektedir.Sigara içimi riski arttırmaktadır.
Belirtiler:
Çoğu zaman hastalık herhangi bir belirti vermemektedir.Hastaların yaklaşık %30 unda siğil oluşmaktadır. Siğiller kadınlarda vagina veya anüs çevresinde veya vulvada olabilir. Aynı zamanda kasıklarda, bacaklarda, boyunda, ağızda veya vücudun herhangibir yerinde de bulunabilirler.
Erkeklerde ise siğiller genellikle penis veya torbalardadır.Siğiller büyüklü küçüklü olabilirler. Tek veya kümelenmiş bir şekilde olabilirler. Bazen siğillerden oluşan küme bir karnıbahar görüntüsünde olabilir.Genellikle cilt renginde ve ağrısızdırlar. Bazen pembe veya gri renk alabilirler. Çok seyrek olarak kaşıntı, ağrı ve kanama yapabilir.
Bulaşma:
Vajinal, anal veya oral sex esnasında cildin cilde teması sonucu bulaşır.Virüs cildin zayıfladığı bir noktadan vücuda girer ve derinin derinliklerine doğru ilerler. Burada aylar hatta yıllar boyunca sessiz olarak kalabilir. HPV tanısı konmuş bir kişide virüs cinsel hayatın herhangi bir döneminde bulaşmış olabilir.
Kuluçka Dönemi:
Virüs HPV enfeksiyonu bulaşmış bir kişi ile ilişkiden 4-6 hafta sonra etkisini gösterir. Siğillerin oluşumu 9 ayı bulabilir.
HPV nin sağlık üzerine olası etkileri:
HPV ile enfekte olmuş kadınlarda vulva ve serviks kanseri riski artmıştır.Ancak sadece birkaç tipi (tip 16, 18, 31, 33, 35) kanser ile ilişkilidir.Bu tipler genellikle sessiz (subklinik) seyreden hastalığa sebep olurlar.
Tanı:
HPV için geliştirilmiş herhangi bir özel laboratuvar veya kan testi mevcut değildir, kültürü yapılamamaktadır. Bu nedenle çoğu zaman gizli kalır.Hastaların ancak % 30 unda oluşan siğiller görülerek tanı konulabilir.Bunun için doktorunuzun kolposkop adı verilen bir mercek kullanması
gerekebilir.Ayrıca bu bölgeye asetik asit uygulandığında HPV li ciltte beyazlaşma oluşur ve siğiller ortaya çıkar.Rutin olarak yapılan pap-smear testlerinde bulunan normal dışı bir bulgu HPV için uyarıcı olabilir; ancak pap-smear HPV ye özgü bir test değildir.Kanser şüphesi olan olgularda biyopsi alınması gerekebilir.HPV-DNA nın moleküler biyoloji teknikleri ile belirlenmesi ne dayanan
testler ülkemizde yaygın değildir.
Tedavi:
HPV nin tedavisi daha çok estetiğe yöneliktir. Çünkü virüsü yok edebilecek bir tedavi yoktur. Lezyonların boyutu, şekilleri, sayısı gibi etkenlere bağlı olarak çeşitli tedavi seçeneklerinden biri seçilebilir.Tedavi yöntemine bağlı olmaksızın 4 hastadan birinde siğiller 3 ay içerisinde
yineleyebilmektedir.
Tedavi seçenekleri:
Hiçbirşey yapılmaz: Herhangi bir tedavi uygulamadan siğillerin kendiliğinden uzaklaşması beklenebilir. Nonservikal siğillerde hastaların yaklaşık % 20-30 unda siğiller 3 ay içinde kendiliğinden kaybolabilmektedir.
Krioterapi: Siğiller likid nitrojen ile dondurulur. Nisbeten ucuz ve küçük siğillerde oldukça etkili bir tedavi yöntemidir. Uygulamanın yapıldığı yerde ağrı duyulabilir.
Kimyasallar:Siğillerin uzaklaştırılması için birtakım kimyasal maddeler kullanılabilir.
Trikloroasetik asit: Siğiller tarafından emilir. Haftada bir tekrarlanır ve 6 hafta uygulanır.
Elektrokoterizasyon: Siğiller elektrik akımı ile imha edilir. Ağrının azaltılması için lokal anestezi uygulaması gerekebilir.
Lazer tedavisi: Siğiller laser ışını ile yok edilir. Genital bölgedeki ve ses tellerindeki büyük siğillerde yararlı olmaktadır. Diğer tedavi yöntemleri denendikten sonra uygulanır. Lokal anestezi ile yapılır. İz bırakması veya enfekte olması mümkündür. İşlemden sonra yaklaşık 3hafta boyunca ağrı kesici kullanmak gerekebilir. Pahalı bir tedavi yöntemidir.
İnterferon tedavisi:Siğilin içine bu antiviral ilaç enjekte edilir. Ancak pahalı bir tedavi yöntemidir, yan etkileri fazladır ve diğer tedavilere çok fazla üstünlüğü yoktur. Bu sebeple fazla tercih edilmez.
Eşlerden herhangibirisi HPV tedavisi görüyorsa bu sırada cinsel ilişkiden kaçınmak uygun olacaktır. İlişki esnasındaki sürtünme iyileşmeyi engelleyebilir. Eşlerden biri tedavi görüyor, diğer eşte siğil yok ise bu eş için tedaviye gerek yoktur.
Korunma:
Kondom kullanılması kısmen koruyucu olabilmektedir. Çok eşlilikten kaçınılmalıdır. Spermisitlerin etkili olduğu kanıtlanmamıştır. Virüsün girişini engellemek için ciltte oluşabilecek küçük aşınmalardan kaçınmak gereklidir. Özellikle cinsel ilişki esnasında vajen kuru ise zedelenmelere
yol açabileceğinden yeterli ıslaklığı sağlayacak bir nemlendirme maddesi
kullanılması önerilir.
Kadınlar periyodik olarak pap smear yaptırmalı,şüpheli durumlarda hpv tanısı için gereken tetkiklere başvurulmalıdır.
Bazı çalışmalar yeşil lifli sebzelerle alınan yeterli folik asitin (400mg) HPV den korunma konusunda faydalı olabileceğini göstermiştir.
Şu anda araştırmacılar HPV için iki tip aşı geliştirmek için çalışmaktadırlar. Birinci tip aşı siğilleri ve prekanseröz doku değişikliklerini önlemek için, ikinci tip aşı ise cervical kanserlerin
tedavisi için kullanılmak üzere kullanılacaktır. Her iki tipte henüz araştırma aşamasındadır.
Mahir Özmen
Tarih 07 Eylül 2008, 22:36. Yazan ugurlab.
Etiket:
aşı, grip
|
|
|
İngiltere'de bilim adamlarının, tek doz uygulanacak ve bütün türlerine karşı ömür boyu koruma sağlayacak grip aşısı geliştirdikleri bildirildi.
|
Tarih 28 Ağustos 2008, 05:43. Yazan ugurlab.
Etiket:
endulus, ilim, islam medeniyeti, kurtuba, saragosa, sevilla
Islâm medeniyetinin Avrupa'yi aydinlatisi, iki asra yakin Islâm hakimiyetinde kalmis olan ve bugun de bircok Islâmî eserin mevcud oldugu Italya'nin Sicilya adasi, digeri de sekiz asir Islâm hakimiyetinde kalan Ispanya (Endulus) vasitasiyla olmustur.
Muslumanlar Ispanya, Portekiz, Italya, Kibris ve Fransa'nin bir bolumunu icine alan, Avrupanin buyuk bir kismini ele gecirdiklerinde buralarda cok onemli ilmî ve kulturel degisiklikler meydana gelmistir. Islâm medeniyetinin Avrupayi aydinlatmasi Ronesansa kadar devam etmis, Ronesansin ve aydinlanmanin sebebi Islâm kultur ve medeniyeti olmustur. Zira o devirde Kurtuba, Sevilla, Palermo ve Granada gibi Islâm hakimiyetindeki sehirlerde ilim ve kultur mesaleleri parlarken, Paris, Roma gibi diger Avrupa sehirleri karanlik dunyalarinda ve cehalet denizinde yuzuyorlardi.
Endulus, 2.Abdurrahman, el-Hakem ve Mansur'un idaresinde iken (912-1002) bir milyondan fazla insanin yasadigi Kurtuba, Bagdat ve Istanbul ayarinda medeni bir sehirdi. Sehirde 200.000 ev, 60 saray, 600 cami, 700 hamam, 17 universite ve 70 halk kutuphanesi vardi .
Endulus sehirlerinde sokaklar tas doseliydi, bugunku gibi kaldirimlar vardi ve geceleyin de aydinlatilirdi. Araliksiz uzanip giden binalarin onunden, sokak lambalarinin isiginda on kilometre yurumek mumkundu. Arap muhendisler, Guadalguivir nehri uzerinde on yedi kemerden meydana gelen bir kopru yapmisti. 1.Abdurrahman' in ilk isi su yolu yaparak Kurtuba'da, evlere ve bahcelere bol su getirtmek olmustu.
Halife el-Hakem, memurlarini Iskenderiye, Bagdat, Dimask gibi sehirlere gondererek kitapci dukkanlarini gezdirir, satin alinacak kitaplari aldirir, istinsah ettirilecek olanlari istinsah ettirirdi. Boylece bassehirde en buyuk ve en zengin bir kutuphane kurulmus bulunuyordu. Buradaki yazma eserlerin sayisinin 400.000'i buldugu ifade edilmektedir. Bu kutuphanenin sadece kitap adlarina gore yapilmis olan katalogu 44 cilt tutmaktaydi.
Endulus fatihlerinin dil, edebiyat, din ve diger ictimaî muesseselerinin tesir ve cazibesi o derece buyuk oldu ki fiilen Islâm dinine girmis olmamakla beraber sehirlerde yasayan Hiristiyan ahalinin cogu Muslumanvâri bir hayat yasiyordu.
Avrupali krallar da memur ve musavirlerini Muslumanlar arasindan seciyor, Suriye ve Bagdat'tan gelen ulemaya buyuk deger veriyorlardi. Bilhassa II.Roger ve II.Frederick, Muslumanlara benzer bir hayat suruyor, Muslumanlar gibi giyiniyor ve onlarin hayal tarzini taklit ediyorlardi .
Endulus'teki Islâm medeniyeti Avrupa'dan cok cok ilerde oldugu gibi Dogu Islâm dunyasindan da geri degildi. 3. Abdurrahman tarafindan bassehirde tesis edilen Kurtuba Universitesi, o devir dunya universiteleri arasinda en yuksek mevkilerden birine ulasmis bulunuyordu. Bu universite hem Kahire'deki el-Ezher ve hem de Bagdat'taki Nizamiye medreselerinden daha once kurulmus olup sadece Ispanya'dan degil, Avrupa, Afrika ve Asya'nin diger bolgelerinden de kendine "Musluman olsun, Hiristiyan olsun" ogrenci cekebilmekteydi .
Endulus'de belli basli sehirlerde universite diyebilecegimiz ogretim muesseseleri bulunuyordu ki bunlarin en onemlileri arasinda Kordova, Sevilla, Malaga, Granada ve Tuleytula'da kurulu olanlar vardir. Avrupalilar bu universitelere ogrenci gondermisler ve bu ogrenciler Arapcayi ogrenerek Islâm medeniyetinin mahsulu olan eserleri Latinceye tercume etmislerdir.
Hemen herkes o devirde Endulus'de okuma-yazma biliyordu. Butun bunlar Musluman Ispanya'da olurken ayni asirda Hiristiyan Avrupa'da cogunlugu kilise mensubu pek az kimse ancak bazi bilgi kirintilarini elde edebilmis bir durumdaydi .
Endulus Islâm dunyasinda gelisen ilim dallarina gecmeden once, ilmin temelinde onemli rol oynayan kagidin Muslumanlar tarafindan kullanilmasi ve Avrupa'ya gecisi uzerinde duracagiz.
Kagidin Avrupaya Gecisi: Ilmin gelismesinde ve yayilmasinda kagidin ehemmiyeti buyuktur. Kagidin bulunmasi ve ucuza mâl edilmesi ilmî faaliyetleri hizlandirmistir. Kagidin Avrupaya gecisi de Endulus Muslumanlari tarafindan olmustur. Kagidin Cinde kullanilmaya baslamasi M.S. 105 yilina rastlar. Islâm dunyasinda ise ilk kagit fabrikasi 794'de Harun Resid'in Veziri Yahya bin Halil el-Bermekî tarafindan Bagdat'ta kurulmustur. Fakat kagit imalati sadece Bagdat'a hasredilmedi, Suriye ve Kuzey Afrika'dan Endulus'e kadar batiya dogru her tarafa yayildi. Herkes kagit kullanmaya basladi ve bu Muslumanlarin kolayca kitap sahibi olmalarini sagladi. Kagidin kullanilmasi Mekke'de 797, Misir'da 800, Ispanya'da 950, Istanbul'da 1100, Sicilya'da 1102, Italya'da 1154, Almanya'da 1128, Ingiltere'de 1309 yillarinda olmustur. Muslumanlar kagit yapimini Sicilya ve Ispanya'ya goturmus, buradan da Fransa ve Italya'ya gecmistir. 12. asirda Fransa'dan Kompostelaya gelen Hiristiyanlar, kagidi buyuk hayret ve merak icinde aldilar ve memleketlerine goturduler. Kagidin kullanilisi, nihayet Endulus ve Sicilya'dan sonra Avrupa'ya gecmekle beraber, kagit fabrikalari Italya ve Almanya'da 14. asra kadar kurulamadi .
Ispanya'daki Musluman devlet baskani Abdurrahman' in katiplerinden biri resmî haberlesmeler icin yazilan mektuplari, evinde yazar ve bunlari bir cesit tab' teknigi, belki de blok (kalip) baskisi usulu ile cogaltilmasi icin ozel bir daire veya buroya gonderirdi ki buradan gelen kopyalar eyaletlerdeki devlet memurlarina gonderilirdi.
ENDULUS'DE GELISEN BAZI ILIM DALLARI
a) Tarih : Endulus, Ebu Bekir bin Omer, Ebu Mervan Hayyan bin Halef, Abdulvahid el-Marrakusî, Ibnu'l-Faradî , Ibn Baskuval, Ibnu'l-Abbar, Ibn Yahya, Said bin Ahmed el-Endelusî gibi meshur tarihciler yetistirmistir .
b) Cografya : Abdullah bin Abdulaziz el-Bekrî cok taninmis cografyaci olup el-Mesalik ve'l-Memalik "Yollar ve Hukumdar Ulkeleri" adli eseri ulkelerarasi yol gosterici bir kitap olarak kaleme alinmis ve kismen gunumuze gelebilmistir. En onemli cografyacilardan bir digeri ise el-Idrisî'dir .
Ortacag'in dunyaca taninmis iki cografyacisindan biri olan Ebu Abdullah Muhammed el-Idrisî, Kurtuba'da okudu, Sicilya Krali II. Rogerin istegi uzerine Palermo'da "Kitabu'l-Rucari" (Roger'in Kitabi)ni yazdi. Muellif bu eserde, dunyayi yedi iklim bolgesine; her iklim bolgesini de on bolume ayiriyordu. Bu yedi bolumden her biri de etrafli bir harita ile resimlenmisti. Bu haritalar Ortacag haritaciliginin zirvesi oldu. Dogruluk ve genislik bakimindan essizdiler. Idrisî, Musluman cografyacilarin cogu gibi, dunyanin yuvarlak oldugunu kabul ediyordu.
Ayrica Ibn Cubeyr, el-Mazinî ve Ibn Batuta gibi seyyahlar da Endulus'te yetismis veya uzun muddet orada bulunmus kisilerdir.
c) Astronomi : Ispanya'daki Muslumanlarin ortaya koydugu esaslar sayesinde bati Hiristiyan dunyasi, astronomi ve astroloji konusunda dogudan ilham almistir. Boylece Muslumanlarin astronomiye dair yazdiklari eserler, basta Ispanya'da olmak uzere Arapca'dan Latinceye tercume edilmislerdir. Ispanyali Musluman astronomi alimleri arasinda goze carpanlar olarak Kurtubali el-Mecritî, Toledolu ez-Zerkalî ve Sevillî Ibn Eflah'i gosterebiliriz .
Kurtubali Ebu Ishak el-Bitrucî de Batlamyus astronomisine karsi olan gorusleriyle taninmaktadir. El-Bitrucî, yildizlarin birbirine gore durumlarini anlatan "Kitabu'l Hey'e" adli eseriyle Copernic'e yol gostermistir. "Mesleme bin Ahmed, el-Harizmî'nin astronomik tablolarini Ispanya'ya gore degistirdi. Toledolu Ibrahim ez-Zerkalî astronomik aletleri tekamul ettirerek milletlerarasi bir un kazandi. Copernic onun usturlab hakkindaki eserlerinden bahseder. Astronomik musahedeleri zamanin en iyi musahedeleriydi. Gezegenlerin hareketlerini gosteren ve "Toledo Tablosu" diye anilan tablosu uzun zaman butun Avrupa'da kullanildi.
d) Matematik : Cebir ve analitik geometri gibi trigonometri ilmi de genis capta Muslumanlar tarafindan kurulup gelistirilmistir. Yine sifir rakaminin Avrupa'ya gecisi de Muslumanlar vasitasiyla Endulus uzerinden olmustur.
e) Tıp: Muslumanlarin tib ilmine katkilari oldukca fazladir. Tarihte ilk dispanserleri, ilk eczaneleri acanlar Muslumanlardir. Ilk eczacilik okulunun kuruculari ve eczacilik hakkindaki eserlerin yazarlari yine Muslumanlar olmustur.
Avrupa'da evveliyati mechul kalmasina ragmen, ilk tib mektebinin Salernoda kurulmus oldugu kabul edilmektedir. .. Ilk tib mekteplerinden bir digeri de muhtemelen Salernodakinin bir subesi olan Montpellier mektebi idi... Avrupada nobetci doktorlu ilk hastane ise 1599 yilinda Strasburgda kurulmustur. Hastanede, talebelerle klinik ogretimi yapan Muslumanlara ait diger bir usul, Avrupalilar tarafindan ancak 1500 yilindan sonra kopya edilebilmistir.
Endulus'de yetisen Islâm tib alimlerinin en meshurlarindan biri Ebu Mervan Ibn Zuhr'dur... Bati dunyasinda Avenzoar diye taninir. Tib sahasinda yazdigi alti kitaptan ucu gunumuze gelebilmistir. Bunlardan en degerlisi tedavi ve perhizle ilgili olan, dostu Ibn Rusd'un istegi uzerine yazdigi "el-Teysir fi't-Mudâvât ve't-Tedbir" adli eseridir. Ibn Zuhr'un hususiyeti klinik tasvirlerinin ustunlugundedir. Eseri Avrupa tibbini cok etkilemistir. Ibn Zuhr, er-Razî'den sonra Islâm aleminde yetismis en buyuk klinik mutehassisidir .
Diger bir hekim ise 3.Abdurrahman' in saray hekimi olan Ebu'l-Kasim ez-Zehravî'dir. En buyuk Musluman cerrahi olan ez-Zehravî'nin "et-Tasrif limen Aceze ani't-Tealif' adli tib ansiklopedisi uc cerrahi kitabindan ibaretti ki, Latinceye tercume edilerek Ispanya ve Avrupa'daki tib okullarinda cerrahi el kitabi olarak muessiriyetini devam ettirmistir. Eserde bazi cerrahi alet ve edevatinin resimleri de verilmektedir.
Ibn Sina'nin el-Kanun adli eserinin (1500 yilina kadar) 16 baskisi yapilmis, 1650 yilindan sonra bile okunmaya devam edilerek tarih boyunca en cok okunan tib kitabi huviyetine sahip olmustur.
"Avrupa'nin ilk kaynak eserlerinde bulunan bircok atiflar, Islâm tesirinin Yunan tesirinden cok daha fazla oldugunu artik kati olarak ortaya koymustur. Hulasa 15. ve 16. asirlardaki Avrupa tibbi, hâlâ Islâm tibbinin biraz genisletilmis seklinden baska bir sey degildi.
f) Botanik : Ispanya'da yetisen botanikcilerden biri Ebu Cafer el-Gafikî'dir. Onun ilac yapilan sifali bitkilerle ilgili "el-Edviyetu' l-Mufrede" adli eseri vardir. Yine Yahya bin Muhammed bin Avvam'in ziraat konusundaki "el-Filaha" adli eseri 585 bitki turunden bahsetmekte, asi yapma teknigi, topragin yapi ozellikleri, gubreleme usulleri, agac ve uzum koklerine ariz olan cesitli hastaliklarin belirti ve gorunusleri ile bunlarin tedavi yollarini aciklar.
Ahmed bin el-Baytar ayni zamanda bir botanikcidir. . Onun "el-Mugnî fi'l-Edviyeti' l-Mufrede" adli eseri, tibbî tedavi ile ilgili maddeleri anlatir. "El-Cami fi'l-Edviyeti' l-Mufrede adli eseri ise, sifa veren ve kendilerinden ilac yapilan hayvan, ot ve minerallerden bahseder. 1400 konu islenen eserin kismen Latinceye tercumesi olan Simplicia 1758 yilinda Kremonada basilmistir .
g) Felsefe : Musbet ilimlerle beraber, Endulus vasitasiyla batiya Islâm dunyasinin felsefi tesirleri de olmustur. Bu sayede Avrupa, eski Grek bilgi ve irfanini yeniden tanima firsati bulmustur. Ispanyada yetismis filozoflardan birkaci olarak Ibn Bacce, Ibn Tufeyl, Ibn Meymun ve Ibn Rusd'u sayabiliriz. Ayrica Islâm tasavvufunda buyuk bir yeri olan Ibn Arabî (O.1240) de Endulusludur.
Ayrica, Endulus Islâm medeniyeti, batiyi; edebiyat, sanat, mimari, musiki, el sanatlari.. gibi diger hususlarda da etkilemistir. Zira "Donkisot" adli eserin asli, Arapca'da yazilmis eski bir hikaye kitabindan baska bir sey degildir...
Iste Islâm'in Avrupayi aydinliga cikardiginin bir Avrupali tarafindan itirafi: "Insan, Muslumanlarin tecrube, tefekkur ve yazdiklarinin azametine vâkif olunca anlamaktadir ki, eger Muslumanlarin yardimi olmasaydi. Avrupa ilim ve felsefesi, vaktinde terakki edemeyecekti. Muslumanlar Yunan tefekkurunun sadece nakledicisi degil ayni zamanda hakiki sahibi oldular. Okuttuklari bu ilimleri hem unutulmaktan kurtardilar, hem de onlarin sahalarini gelistirdiler. Hacli seferleri sirasinda, takriben 1100 yilinda Avrupalilar, dusmanlari olan Muslumanlarin ilim ve felsefesi ile ciddi bir sekilde alâkalanmaya basladiklari zaman bu ilimler altin devrini yasiyordu. Avrupalilar bizzat kendileri ilerlemelerini kaydetmeden once ne yapabildilerse hepsini Muslumanlardan ogrenmek mecburiyetinde kaldilar"..
Endulus yeniden Hiristiyanlarin eline gecince her sey yakildi, yikildi. Cami kutuphane, hamam... gibi Islâm medeniyetinin isareti olan her sey ya tahrip edildi ya da Hiristiyan binalarina donusturuldu. Halbuki Muslumanlarin, hakimiyetleri altinda tuttuklari 8 asir boyunca Endulus'de Hiristiyanlik ne kokunden kazindi, ne de baski altinda tutuldu. Hiristiyanlar. Muslumanlara her turlu iskenceyi reva gorduler. Avrupa'yi aydinlatan ve Ronesans'in temellerini hazirlayan Endulus'de, 8 asir gibi uzun bir muddet ayakta kalan Islâm medeniyeti, 10 yildan daha kisa bir zaman zarfinda yok edildi.
Endulus, o parlak devrine bir daha ulasamadi. Kurtuba, Saragossa, Sevilla (Isbiliye) gibi sehirler kultur ve bilim merkezi olmalari sebebiyle Islâm hakimiyeti devrinde butun dunyaca taninan sehirlerdi. Bugun ise, Muslumanlarin biraktigi sanat ve kultur eserleri sayesinde birer turistik ve tarihî sehirler olmaktan ote gecememektedirler.
Su da bir gercek ki, Ispanyanin Muslumanlarin elinden cikisi, Avrupanin ilim ve teknolojide Muslumanlari gecmesinden ve askerî ustunluklerinden olmamistir. Bu parlak medeniyeti kuran fatihlerin torunlari, gecmislerine layik olamadilar. Eski fatih guc ve dinamizm kaybolmustu.Boylece Muslumanlarin parcalanis ve daginikligini goren Avrupa Hiristiyan birligini, kurarak Endulus Medeniyetini ortadan kaldirdi.
düzenlenmiş alıntı
Tarih 22 Ağustos 2008, 06:07. Yazan ugurlab.
Etiket:
embriyonik, hücre, ileri hücre teknolojisi, kan bağışı, kök
Kan bağışı, laboratuvar ortamında sınırsız kırmızı kan hücrelerinin üretimiyle bir gün tarihe karışabilir.
Bir Amerikalı uzman grubu, yaptığı araştırmayla, insan embriyonu kök hücrelerini, fonksiyonel oksijen taşıyıcı kırmızı kan hücrelerine döndürmenin yolunu buldu.
Blood dergisinde yayımlanan araştırma, Worcester Massachussetts'teki Advanced Cell Technology (İleri Hücre Teknolojisi) ile Mayo Klinik ve Illionis Üniversitesi'nin işbirliğiyle yapıldı.
Bu araştırma ilk kez, oksijen taşıma kapasitesine sahip bu kan hücrelerinin, normal kan nakilleriyle mukayese edilebileceğini gösterdi ve bu yolla üretilen kandan hastalık bulaşma olasılığını ortadan kaldırmayı da kolaylaştırdı.
Advanced Cell Technology kurumundan araştırmayı yürüten doktor Robert Lanza, kan takviyelerindeki sınırlamaların, çok kan kaybeden hastaların hayatlarını tehlikeye atacak sonuçlarının bulunduğunu hatırlattı.
Embriyonik kök hücrelerinin, insan tedavisi için gerekli kırmızı kan hücreleri sağlayacak şekilde sınırsız miktarda üretilebilecek yeni bir hücre kaynağını temsil ettiğini belirten doktor Lanza, şu anda tek bir kök hücresi grubuyla 10 ile 100 milyar kırmızı kan hücresi üretebildiklerini söyledi.
Doktor Lanza, bu yeni yolla, genel verici "0 RH negatif" kan grubunun toplu üretimi ihtimalinin de gündeme geldiğini bildirdi.
Araştırma grubunun ayrıca, hastaların kendilerinden kök hücre üretmek için embriyon kullanılmayan yeni bir yöntem üzerinde çalıştıkları belirtildi.
Alıntı
Tarih 22 Ağustos 2008, 05:46. Yazan ugurlab.
Etiket:
beyin, doktor, hücre, kalp, kalp krizi, kalp solunum masajı, ölüm
Birilerinin ansızın gelen bir kalp krizi nedeniyle öldüğünü düşünün. Tüm
organları yerinde ve vücudunda kan kaybı da yok. Tüm olan biten sadece
kalbin durmasından ve beynin oksijen yetersizliğinden dolayı kendini
kapatmasından ibaret. Doktorlar buna klinik ölüm adını veriyorlar. Peki ama
bu hasta gerçekten de öldü mü?
1993'te Dr. Sherwin Nuland'ın liste başı olan "Nasıl ölürüz" kitabında bu
sorunun cevabı evet olarak veriliyordu. Bu durumda hasta geri
döndürülemiyordu, çünkü beyin ve dokular oksijen yetersizliğinden dolayı
geri döndürülemeyecek biçimde hasar görüyordu. Sürecin bu noktaya gelmesi
için de dört ile beş dakikalık bir zamanın yeterli olduğu düşünülüyordu. Bu
süre içinde kalp masajı ve oksijen müdahalesiyle hasta geri getirilem ezse
doktorlar hastayı geri getiremeyeceklerine ikna oluyorlardı.
Bu inanış, Pensilvanya Üniversitesi' nden Dr. Lance Becker oksijen
yetersizliği çeken kalp hücrelerini mikroskop altında inceleyene kadar hiç
sorgulanmadan bu güne dek süregeldi. Becker gözlemi hakkında şunu söylüyor:
"Olaydan bir saat sonra bile kalp hücrelerinin öldüğüne dair bir işaret
görünmüyordu. Önceleri bir şeyleri yanlış yaptığımızı düşündük, ama
gerçekten de kan akışı kesilen kalp hücrelerinde ölüm dakikalar değil,
saatler sonra gerçekleşiyordu" .
Peki oksijensiz kalan hücreler saatlerce yaşamaya devam ediyorsa, neden
doktorlar bir saat önce ölen birini geri getiremiyorlar? Çünkü beş dakikadan
uzun süre oksijensiz kalmış bir hücreye yeniden oksijen verirseniz, bu defa
gerçekten ölüyorlar. Bu, ölmekte olan birine uygulanan ilk yardım anlayışını
kökünden değiştirebilecek hayret verici bir keşif.
Biyologlar, bunun sebebinin hücre ölümünün dışarıdan değil, içeriden
tetiklenmesi sonucunda olduğunu düşünüyorlar. Hücre içinde mitokondri olarak
isimlendirilen organeller, oksidasyon yoluyla hücre enerjisinin
sağlanmasından sorumlular. Mitokondriler ayrıca anormal, yani kanserli
hücrelerin kendi kendini imha etmesi olarak nitelenen apoptosis adlı süreci
de tetikleyebiliyorlar . Araştırıcılar, hücre kontrol mekanizmaları nın
kanser ve yeniden kanlanma arasındaki farkı anlayamadığını, yeniden kanlanma
gerçekleştiğinde bir mekanizmanın tetiklenip hücrenin intihar etmesine neden
olduğunu düşünüyorlar.
Bu gerçek, bir başka gerçeği de beraberinde getiriyor: Şimdiye dek uygulanan
ilk yardım anlayışında tam da bunu tetikleyecek bir yöntem uygulanıyordu.
Eğer yolda yürürken kalp krizi geçirirseniz ve size dakikalar içinde
kalp-solunum masajı uygulayarak kan sirkülasyonunuzu sağlayacak birilerine
denk gelecek kadar şanslıysanız, hastanede geri döndürülebiliyorsunuz. Ancak
çoğu hasta acil servise vardığında kalbi en az 10-15 dakika için tamamen
durmuş oluyor. Peki sonra? "Hemen oksijen veriyoruz" diyor Becker,
"Elektroşok uyguluyoruz, epinefrin verip kalbi çalışmaya zorluyoruz, yani
dokunun bolca oksijen alması için ne gerekiyorsa yapıyoruz". Ancak zaten kan
açlığı çeken doku bir anda oksijenle dolduğunda, aynen yukarıda açıklanan
sebeple kendi kendini öldürme yoluna gidiyor. Becker, bunu böyle yapmak
yerine oksijen alımını azaltmak, metabolizmayı yavaşlatmak ve kan
biyokimyasını yeniden kanlanmayı kontrollü biçimde gerçekleştirecek biçimde
düzenlemek gerektiğini söylüyor.
Araştırıcılar, bunu en iyi şekilde nasıl yapabileceklerini anlayabilmek
için çalışmaya devam ediyorlar. Kaliforniya Üniversitesi tarafından
yayınlanan dört ayrı hastanedeki çalışmaların sonuçları, kalp krizi geçiren
hastalarda bu yeni yaklaşımın uygulanmasının şaşırtıcı ölçüde başarılı
olduğunu gösteriyor. Yeni yöntemde hastalara kardiyoplejik (yani bir anlamda
kalbi felç eden) kan ürünleri uygulanarak kalp beklemeye alınıyor, daha
sonra kalp-akciğer fonksiyonlarını sağlayan bir makineyle beyindeki kan
akışının kalp yeniden güvenli bir şekilde çalıştırılana kadar devam etmesi
sağlanıyor. Bu çalışmada hastaneye giren 34 hastanın yüzde 80'i canlı olarak
çıkmayı başarmış. Geleneksel yöntemlerle bu oran sadece yüzde 15 civarında.
Becker, ayrıca vücut ısısının 37 santigrat dereceden 33 dereceye düşürerek
de yeniden kanlanma sırasında meydana gelen kimyasal reaksiyonları
yavaşlatabildiklerini söylüyor. Hatta bunun için enjeksiyona uygun tuz ve
buz karışımından oluşan özel bir kimyasal solüsyon hazırlayarak, ilk yardım
setlerinin standartları arasında sokmak için çalışmalar yapıyor. "Acil
ünitesinde kalbi durmuş biri üzerinde yarım saat deliler gibi
uğraşıyorsunuz, sonra biri sanırım geri getiremeyeceğiz diyor ve siz de
vazgeçiyorsunuz" diyor Becker, "Hasta kartında ölü yazıyor, ama vücuttaki
trilyonlarca hücrenin hala canlı olduğunu biliyorsunuz".
Becker, bu paradoksu yaşam lehine çözmeye çalışıyor.
Haberin orijinalini okumak için tıklayın...
Tarih 21 Ağustos 2008, 10:49. Yazan ugurlab.
Etiket:
abd, arı, bahama adaları, balıkçıl kuş, bir mayıs sineği, endonezya, fare, fil, hamamböceği, hindistan, ilginç bilgiler, içme suyu, japonya, kanguru, karınca, kolombiya, köpek balığı, morina balığı, motor yağı, moğolistan, nepal, penguen, petrol, pire, rusya, sinek, sümüklü böcek, tibet, yaban kazları, yunanistan, çin, şili
Bir karınca kendi ağırlığının 50 katı ağırlığı kaldırabilir
Arılar yarım kilo bal yapabilmek için arılar iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorunda.
Hamamböcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde hiçbir değişime uğramamışlardır.
Bir mayıs sineğinin ömrü sadece birkaç saattir.
Kangurular geri geri yürüyemezler.
Penguenler, enerji tasarrufu yapmak için sarkaç hareketiyle yürür.
Dünyada insan başına düşen karınca sayısı 1 milyondur.
Filler, zıplamayan tek memelidir.
Bir inek, hayatı boyunca yaklaşık 200 bin bardak süt üretir.
Erkek penguenler kuluçkaya yattığı 4 ay boyunca hiçbir şey yemez.
Dünyada yaşayan aşağı yukarı 1 milyon böcek türü var, her yıl aşağı yukarı 8 bin yeni tür keşfediliyor.
Bir pire, kendi büyüklüğünün 150 kat yüksekliğine zıplayabilir. Bu oranı tutturmak için insanın yaklaşık 30 metre zıplaması gerekir.
10 gramlık bir sümüklü böcek, 1 kilogramlık yükü çekebilir.
Fare, bir deveden bile daha uzun süre susuz kalabilir.
Son 4 bin yılda herhangi bir yeni hayvan evcilleştirilmedi.
Dişi morina balığı yılda yaklaşık 4 milyon adet yumurtlar.
Göç eden kuşlar (V) biçiminde sıralanarak uçar ve bu sayede harcadıkları enerjiden yüzde 23 tasarruf sağlar.
Yılda 100 milyon köpekbalığı, sadece yüzgeçleri için öldürülüyor.
Bir yıl içinde bir milyon balıkçıl kuş ve 100 bin deniz memelisi ve deniz kaplumbağası, plastiklere dolanıp havasızlıktan ölmekte.
Hastalanmayan tek hayvan köpek balıklarıdır.
Bir çift sineğin sadece nisan-mayıs aylarında bıraktıkları yumurtaların tamamından sinek çıksaydı, dünyayı 14 metre kalınlığında bir sinek tabakası kaplardı.
İngiltere'deki bazı kuşlar evlerin kapısına bırakılan süt şişelerinin kapağını delerek beslenmeyi öğrenmiştir.
Bir yıl içinde denizlerden avlanan balıkların ağırlığının üç katı kadar atık denizlere atılmaktadır.
Bir litre motor yağı 530 bin litre içme suyunu kirletebiliyor.
Yaban kazları 8 bin metre yüksekte uçabilir
Her yıl tankerlerle taşınan petrolün binde biri denizlere sızıyor. Bu miktar 2 milyon 200 bin ton.
Yunanistan'da sakin Türk kahvesi istemeyin. Türk kahvesinin adi bu ülkede Yunan kahvesidir.
Nepal'de ayak üzerinden atlamayın. Kötülüğü simgeler.
Sili'de lokantada ellerinizi karninizin üzerine koyun. Yoksa servis yapmazlar.
Japonya'da üç kişinin resmini çekmeyin. Sansınızı kapatır.
Moğolistan'da ıslık çalmayın. Kötü ruhları davet etmiş? olursunuz.
Hindistan'da sokakta tuvaletini yapanlara tepki göstermeyin. Yasaldır.
Kolombiya'da gece sakın kırmızı ışıkta durmayın. Soyulursunuz.
Çin'de yere tükürmek serbesttir. Balgamın üzerine basmak yasaktır.
ABD'de trafik polisi sizi durdurursa elleriniz direksiyon üzerinde put gibi bekleyin. Hareket ederseniz vurulabilirsiniz.
Endonezya'da küçük çocukların basını okşamayın, yoksa zekaları gelişmez.
Tibet'te çay bardağını iki elinizle avuçlamazsanız saygısızlık etmiş olursunuz.
Japonya'da çatal, kasık yerine kullanılan Çubuklara tabağa çapraz koymak hakarettir.
Bahama Adalarında çiçekli etek giymek koca arıyorum anlamına gelir.
Bikini adalarında bikini giymek yasaktır.
Çin'de sakin kadeh kaldırırken ''Çin Çin'' demeyin. Erkeklik organı anlamına gelir.
ABD'de erkek erkeğe öpüşmeyin. Adiniz çıkar.