Tarih 20 Mart 2008, 18:52. Yazan ugurlab.
Etiket:
aşılar, bağışıklama, difteri, hepatit a, hepatit b, influenza, japon ensefalit, kene kaynaklı ensefalit, kolera, kuduz, meningokok, pnömokok, polimyelit, sarı humma, seyhat, sıtma, tetanoz, tifo, turist ishali, veba, şarbon
Bağışıklama
Turistleri bağışıklamanın iki amacı vardır. Bunlar; turisti gezi boyunca
karşılaşabileceği enfeksiyonlardan korumak ve dönüşte taşıyabileceği yeni bir
enfeksiyonu ülkeye sokmamaktır. Yolculuk öncesi bağışıklamada genel kural olarak
gezi tarihinden en az 10-14 gün önce aşıların tamamlanmış olması önerilmektedir.
Bu süre hem yeterli bağışıklığın ortaya çıkabilmesi hem de gelişebilecek yan
etkilerin gözlenebilmesi açısından önemlidir.
1.Rutin
aşılar
İnfluenza-Pnömokok
İnfluenza mevsimi aralık ayında başlayıp kış
mevsimi boyunca sürmektedir. Bağışıklamanın özellikle bu dönemden önce yapılması
önerilmekte ve güney yarım küreye gideceklerin yaz aylarının orada kış mevsimine
denk geldiğini akıllarında tutmaları gerekmektedir. Her iki aşı da özellikle
kronik akciğer, kalp ya da metabolik hastalığı olanlarda ve 65 yaş üzerinde
önerilmektedir. Aşıların bir arada verilmesinde sakınca yoktur. İnfluenza
aşısının içerdiği suşlar her yıl Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre
yenilendiğinden bağışıklanacak turistlerin o yılın aşısını kullanmaları
gerekmektedir.
Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak-Suçiçeği Genelde çocukluk çağında görülen bu enfeksiyonlar erişkinlerde daha ağır hastalığa neden olmaktadır. Sağlık, yardım organizasyonları, göçmen kampları gibi bölge halkıyla yakın temasta olacak olan seronegatif kişilerin bağışıklanması önerilmektedir, ancak bu aşıların canlı aşı olduğu akılda tutulmalı ve kontrendikasyonları göz önünde bulundurmalıdır.
Poliomyelit
Dünya çapında aşılama ve polio eradikasyon programlarının uygulanması
sonucu gelişmiş ülkelerin hepsinde polio eradike edilmiş ve günümüzde hastalığın
halen görüldüğü üç büyük bölge kalmıştır. Bunlar; Güney Asya'da Afganistan,
Pakistan, Hindistan, Batı Afrika'da Nijerya ve Orta Afrika'da Kongo
Cumhuriyetidir. Türkiye'de ise halen özellikle Güney Doğu Anadolu bölgesinden
olgu bildirilmektedir. Dünyada artan turizm nedeniyle gelişmiş olan ülkeler de
tehlike altında olduklarından kendi vatandaşlarına 10 yılda bir rapel doz
yapılmasını gündeme getirmişlerdir.
Polio aşısının iki formu bulunmaktadır. Bunlar; canlı oral (OPV, Sabin) ve inaktive parenteral (IPV, Salk) aşıdır. Tüm aşılar polio'nun üç serotipini de içermektedir. Çocukluğunda birincil aşılamayı tamamlamış (üç doz) turistlere, endemik bölgelere gitmeden önce tek doz OPV ya da IPV yapılması yeterlidir. Daha önce aşılanmamışların ise IPV ile birincil aşılamayı tamamlamaları önerilmektedir. Yeterli bağışıklığın oluşması için en az iki dozun yapılmış olması akılda tutulmalıdır. Daha önceden polio geçirenlerin bile aşılanmaları (diğer serotiplerle enfeksiyonu önlemek için) gerekmektedir. OPV, bağışıklığı baskılanmışlar ve onlarla yakın temasta olanlarda kontrendike olmakla birlikte salgın sırasında gebelerde kullanılabilmektedir.
Tetanoz-Difteri
Serolojik çalışmalar özellikle 40 yaş üstünde tetanoz-difteriye karşı
bağışıklığın giderek azaldığını göstermiştir. Örneğin 1990'larda eski Sovyet
Rusya'da salgınlar yapmış ve hastaların çoğunu erişkinler oluşturmuştur.
Tropikal bölgelerde ise deri difterisi sıklıkla görülmektedir. Tetanozun
gelişmekte olan ülkelerdeki insidansı yılda bir milyon olguya kadar
çıkmaktadır.
Tetanoz ve difterinin ayrı aşı preparatları olsa da çocukluğunda temel aşılamayı almış erişkinlere, difteri dozu 1/8-1/10 oranında azaltılmış Td aşısının 10 yılda bir yapılması önerilmektedir. Yolculuk rapel doz için iyi bir fırsat olmaktadır. Yüksek riskli bir bölgeye gidilecekse aşılama aralığı beş yıla düşürülebilmektedir. Türkiye'de piyasada bulunan tetanoz aşılarının içeriğinde yalnız tetanoz toksoidi bulunmaktadır. Td formunda aşılar ise Sağlık Bakanlığı tarafından ithal edilmekte ve okullarda uygulanmaktadır.
2. Gerekli
Aşılar
Sarı Humma
Hastalığın vektörü Aades ve Haemagogus cinsi
sivrisineklerdir. Özellikle gündüzleri ısıran bu cins sivrisineklerin tek bir
ısırıkları hastalığın bulaşması için yeterlidir. Hastalık sarılık, ateş,
kanamalar ve komaya kadar giden tablolar ile ortaya çıkabilir ve 7-10 gün içinde
olguların
% 20-50'si yitirilir. Özgül bir tedavisi yoktur. Dünyada en sık görüldüğü yerler tropikal Afrika ve Amazon bölgeleridir.
Sarı humma aşısı halen uluslararası belge gerektiren tek aşıdır. Endemik zondaki ülkelerin büyük kısmı bu belgeyi ülkeye girişte zorunlu tutmaktadır. DSÖ, ülkelere göre sarı humma bağışıklama önerilerini her yıl yenilediği bir kitapçıkta (yellow book) yayınlamaktadır. Bazı tropikal Asya ülkeleri (Hindistan ve çevresi) aynı cins sivrisinekleri bulundurduğundan ülkelerine hastalığı sokmamak amacıyla endemik zondan gelenlere sarı humma aşısını zorunlu kılmaktadır. Avustralya ve Bangladeş ise ülkelerinde vektör bile olmamasına karşın endemik ülkelerden transit geçenlerde bile aşı belgesini aramaktadır.
Sarı humma aşısı canlı-attenüe olup tek doz parenteral uygulanmaktadır. Bağışıklık 10 gün sonra başlamakta ve 10 yıl sürmektedir. Aşının en sık yan etkisi %10 olguda görülen 4-7. günlerdeki ateştir. Aşının yapılmaması gereken durumlar; yumurta allerjisi, gebelik ya da emziklilik, 6 aydan küçük bebekler ve immün yetmezliktir. Bu durumların varlığını hekimin aşı belgesinde belirtmesi gerekir. Aşının ısı ile kolayca inaktive olması nedeniyle soğuk zincire kesinlikle uyulması gerekmektedir. Ülkemizde aşı hava ve deniz limanlarındaki sağlık merkezlerinde bulundurulmaktadır.
Kolera
Vibrio Cholerae enfekte içecek ve iyi yıkanmamış, çiğ yiyeceklerden
bulaşarak ciddi ishal sonucu dehidratasyon, şok ve hatta ölüme varan tablolara
neden olmaktadır. Su ve besin hijyeninin iyi olmadığı ülkeler başta olmak üzere
tüm dünyada zaman zaman salgınlar yapabilmektedir. DSÖ 1988 den beri,
turistlerdeki insidansın çok düşük bulunması (~1/100 bin) ve o yıllarda
uygulanan parenteral aşının etkinliğinin de az olması (%50-62) nedeniyle öneri
paketinden çıkartmış durumdadır.
Son yıllara kadar kullanılan parenteral aşının etkisi az ve koruyuculuk süresi kısadır (üç-altı ay). Aynı zamanda bu aşının yerel ve sistemik reaksiyona yol açma riski de fazla bulunmuştur. Günümüzde kolera aşısının iki farklı oral formu geliştirilmiştir. CVD 103-HgR(Orochol E, Berna) tek doz kullanılan canlı aşı olup yemekten en az bir saat önce alınmalıdır. Koruyuculuğu farklı kolera suşlarına karşı %62 ile %100 arasında bulunmuştur. Altıncı ayda rapel önerilmektedir. Diğeraşı olan inaktive tam hücre/rekombinant B koleratoksin subunit (WC/rBS) aşısının kullanımı ise bir iki hafta ara ile iki dozdur. Rapel süresi henüz saptanmamış olan bu aşının koruyuculuğu %86 dolaylarında bulunmuştur. Ancak her iki aşının da taşıyıcılığa ve 1992 de Bangladeş'te ortaya çıkan V. cholerae O139 suşuna karşı etkisi tam bilinmemektedir. Bu aşılar göçmen kampları gibi yerlerde uzun süre kalacaklara, aklorhidrisi olan, mide rezeksiyonlu ya da antiasid kullanan hastalara önerilebilmektedir.
3. Önerilen Aşılar
Hepatit
A
Turistler
arasında da en sık rastlanan hastalıklardan olan hepatit A özellikle kötü
koşullarda hazırlanmış yiyecekler, sokaklarda satılan ev yapımı yiyecek ve
içeceklerden bulaşmaktadır. Bu nedenle sırt çantası ile gezen ve kötü hijyenik
koşullarda yaşayan turistlerde görülme oranı daha fazladır.
Parenteral uygulanan inaktive hepatit A aşısı etkili ve güvenlidir. İyi tolere edilmektedir. Erişkinlerde 1440 EL/ml içeren aşıdan altı ay ara ile iki doz yapılması önerilmektedir. Koruyuculuğu en az 10 yıldır, ancak aşı uygulanmadan önce sarılık öyküsü olanlarda ya da endemik bölgede en az bir yıl kalanlarda anti-HAV IgG bakılması önerilmektedir. Diğer aşılar ile birlikte yapılabilmektedir.
Endemik bölgeye gidecek olan turisti HAV enfeksiyonundan korumanın diğer bir yolu da immünglobulin (Ig) uygulanmasıdır. Özellikle iki haftadan kısa süre içinde yola çıkacaklara Ig (0.02- 0.06 ml/kg) önerilmektedir. Koruyuculuğu 4-6 ay sürmektedir. Ancak kızamık-kabakulak-kızamıkçık aşısının etkinliğini azaltabilmektedir. Sarı humma ya da polio aşıları ile benzer bir geçimsizlik gösterilmemiştir.
Hepatit
B
Enfeksiyon yakın
temas, kan ve vücud sıvılarıyla bulaşmaktadır. Coğrafik olarak en yaygın
görüldüğü bölgeler Uzak Doğu ve Sahra çölü altında kalan Afrikadır. Orta
endemisite alanı içine Türkiye ile birlikte Orta Doğu, eski Sovyetler Birliği,
Kuzey Afrika, Orta ve Latin Amerika girmektedir.
Günümüzde rekombinan teknolojiyle üretilen Hepatit B aşısı altı aydan kısa süren gezilerde zorunlu olmamakla birlikte yüksek riskli bölgelerin yerel halkıyla yakın temas kuracak olan öğretmen, sağlık çalışanı gibi kişilere özellikle önerilmektedir. DSÖ 1989'dan beri tropikal ülkelere gidecek tüm turistlere önermektedir, ancak gelişmekte olan ülkelerde yaşayan, eşcinseller, sağlık personeli gibi riskli gruplarda bağışıklamadan önce anti-HBs bakılması uygundur. Yolculuk öncesi klasik aşı çizelgesinin tamamlanmasına yeterli zaman yoksa 0,7,21 gün ve 12 ay gibi hızlandırılmış programlar denenebilmektedir. Aşının belirgin bir yan etkisi ya da kontrendikasyonu yoktur.
Japon
Ensefaliti
Etkeni
Culex cinsi sivrisineklerle geçen bir flavivirusdur. Evcil domuzlar ise aracı
konumundadır. Sivrisinekler daha çok gün batımı ve doğuşunda sokmaktadırlar ve
ısırıkları ağrılıdır. Belirtili olgularda 6-16 gün içinde genel enfeksiyon
tablosunu izleyen ateş, meningismus, konvülziyon ve daha sonra kranial sinir
felçleri, üst motor nöron paralizileri ve komaya kadar giden bilinç
değişiklikleri ortaya çıkmaktadır. Nörolojik sekel kalma oranı %70-80 olarak
saptanmıştır. Asya'daki (Çin, Kore, Japonya, Güney Doğu Asya ve Hindistan'ın
bazı bölgeleri) viral ensefalitlerin çoğundan sorumludur. Pirinç tarlalarının
olduğu bölgelerde ve muson mevsiminde (Mayıs-Ekim ayları) enfeksiyon riski
artmaktadır.
Turistlerin bağışıklanması genelde önerilmemekle birlikte kırsal kesime gidecekler, yolculuğun endemik mevsimde olması ve endemik alanda iki haftadan uzun kalış durumlarında bağışıklanmalıdır. Japon ensefaliti aşısı inaktive, saflaştırılmış fare beyninden hazırlanmaktadır. Aşı çizelgesi; deri altına 0, 7, 14-30. günlerde üç doz biçimindedir. Koruyuculuk üçüncü dozdan sonra %91 olarak saptanmıştır ve üç yıl kadar sürmektedir. Aşıya bağlı % 20 yerel, %10 ciddi sistemik yan etki (ürtiker, anjioödem, anaflaksi) bildirilmiştir. Yan etkilerin enjeksiyondan bir hafta sonra bile ortaya çıkabilmesi nedeniyle, aşının yolculuk tarihinden 10 gün önce yapılması önerilmektedir. Gebe ve bir yaşın altında olanlara kontrendikedir.
Kene Kaynaklı
Ensefalit
Ixodes
cinsi kenelerin insanlardan kan emerken bulaştırdıkları viral bir hastalıktır.
Hastalık ateş, başağrısı, kusma ile birden başlamakta kısa zamanda meninks
irritasyon belirtileri, konvülziyonlar tabloya eklenmekte ve %1-2 oranında
ölümle sonuçlanabilmektedir. Özellikle Nisan-Ağustos aylarında Orta ve Doğu
Avrupa'nın (İskandinavya, eski Sovyetler Birliği, Avusturya vb.) ormanlık
alanlarında endemiktir.
Aşı, özellikle kene ısırığının sık görüldüğü Nisan-Ekim aylarında dağcı, kampçı, tarım işçisi gibi endemik bölgelerin kırsal kesiminde bulunacaklara önerilmektedir. Formalinle inaktive edilerek hazırlanan aşı bir-üç ay arayla iki doz ve ikinci dozdan 9-12 ay sonra üçüncü doz olmak üzere üç kez uygulanmaktadır, ayrıca 0, 7 ve 21. günlerde uygulanan hızlandırılmış bir çizelge de önerilebilmektedir. Aşıdan iki hafta sonra %95 serokonversiyon sağlanmakta ve en az bir yıl koruyuculuk sürmektedir. Bir yaşın altına kontrendikedir. Hastalıktan korunmada diğer bir yaklaşım ise kene ısırığını izleyen 96 saat içinde özgül immünglobulinin ısırık yerine uygulanmasıdır. Aşı ve özgül immünglobulin, hastalığın görüldüğü ülkelerde ticari olarak bulunmaktadır.
Kuduz
Bağışıklanma ile önlenebilen
ölümcül hastalıkların başında gelmektedir. Avustralya, Yeni Zelanda, İngiltere,
İspanya, Portekiz, İskandinavya, Japonya gibi bir kaç ülke dışında dünyada
yaygın bir sağlık sorununu oluşturmaktadır. Özellikle Güney Amerika, Afrika ve
Güney Doğu Asya'da endemiktir. Hindistan, Nepal, Tayland ve Filipinler dünyadaki
en riskli bölgelerdir. Türkiye ise Avrupa ülkeleri arasında olguların en sık
görüldüğü ülkedir. Dünyadaki olguların çoğu köpek ısırığı sonucu olmaktadır.
Köpek ısırığına bağlı kuduz Hindistan, Güney Doğu Asya, Çin, eski Sovyetler
Birliği, Afrika ve Güney Amerika'da sık bulunmuştur. Batı Avrupa ve Amerika
Birleşik Devletleri'nde ise rakun, tilki, yarasa gibi vahşi hayvan ısırmaları
önemli yer tutmaktadır. Enfeksiyon riski özellikle bir yaşından büyük çocuklar,
bisiklet ya da sırt çantası ile gezen serüvenciler ve mağara gezginlerinde fazla
olmaktadır.
Günümüzde önerilen aşı insan diploid hücrelerinde hazırlanan (HDCV) kuduz aşısıdır. Deri içine 0,1 ml ya da kas içine 1,0 ml uygulanabilmektedir. Bulaşım öncesi korunmada 0,7,21-28. günlerde, bulaşım sonrası korunmada kuduz immünglobulini ile birlikte 0,3,7,14 ve 28. günlerde aşılama yapılmalıdır. Turistlere sıtma profilaksisi için verilen klorokin deri içine yapılan kuduz aşısının etkinliğini azaltmaktadır. Bu nedenle klorokine başlamadan en az üç hafta önce, üç dozu tamamlamamış turistlere üç doz kas içi enjeksiyon uygulanmalıdır.
Meningokok
Afrika'da Sahra çölünün altında kalan, batıda Moritanya doğuda
Etyopya'ya kadar uzanan bölge dünyanın menenjit kuşağı olarak
adlandırılmaktadır. Asya'da Nepal, Hindistan, Pakistan ve Güney Amerika'da
Arjantin, Brezilya salgınların görüldüğü başlıca ülkelerdir. Salgınlar özellikle
kış ve bahar başlangıcında görülmektedir. Genel olarak turistler arasında seyrek
görülmekle birlikte riskli bölgelere özellikle salgın zamanında gideceklerin
bağışıklanması önerilmektedir. Suudi Arabistan 1987 deki hac sırasında görülen
epidemiden sonra hacı adaylarına aşılamayı zorunlu kılmıştır. Aşının özellikle
yapılması gereken gruplar asplenik ya da kompleman bozukluğu olan
hastalardır.
Meningokok aşısı dört serogrubu (A,C,Y,W135) içeren polisakkarid bir aşı olup deri altına tek doz uygulanmaktadır. Bağışıklık 10 gün içinde gelişmekte ve iki yıl sürmektedir. Aşı; taşıyıcılığı önlememektedir. İki yaşından büyüklerde koruyuculuk çok yüksektir. İki yaş altındaki çocuklarda ise; serogrup A'ya bağışıklık üçüncü, serogrup C'ye bağışıklık 18. aydan sonra gelişmektedir.
Şarbon
Bacillus antracis'in etken olduğu bu hastalık özellikle gelişmekte olan
ülkelerde, uygun dezenfeksiyon yapılmayan enfekte et, hayvan postu ve yün
ürünleriyle bulaşmaktadır. Bu nedenle turistlerin ilk başta kuşkulu hayvan
ürünlerinden uzak durmaları gerekmektedir. Veteriner ve kasaplara önerilen ölü
bakteri aşısı iki hafta ara ile üç doz, altı ay aralarla üç doz ve en son yılda
bir olmak üzere uygulanmaktadır. Şarbon aşısı rutinde turistlere
önerilmemektedir.
Tifo
Hindistan, Mısır, Fas, Batı Afrika
ve Peru hastalığın en çok görüldüğü ülkelerdir. Meksika, Haiti, Kuzey Afrika ve
İran ise orta riskli bölgelerin başlıcalarıdır.
Tifo aşısının üç farklı formu bulunmaktadır ve yalnız S. typhi'ye karşı bağışıklık sağlarlar. Oral aşı (Ty21a) 0-2-4-6. günler olmak üzere dört doz, Vi kapsüler polisakkarid ve tam hücre inaktive parenteral aşılar tek doz uygulanır ve hepsinin etkinliği yaklaşık iki üç yıl sürmektedir. Oral aşı; antibiyotikler, OPV ya da meflokinle birlikte verilmemeli, en az üç gün beklenmelidir. Yemeklerden en az bir saat önce alınması gerekmektedir. Üç aydan küçük bebekler, gebe ve emziren kadınlar, akut ya da kronik sindirim sistemi hastalığı olanlar ve immün yetmezlikliler oral aşı kontrendikasyonlarını oluşturmaktadır. Parenteral aşılar diğer aşılar ya da antibiyotiklerle birlikte ve immün yetmezliklilere verilebilmektedir. Türkiye'de de Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü tarafından üretilen tam hücre aşının yerel ve sistemik reaksiyon geliştirme riski diğerlerine göre daha fazladır (piyasada satılmaz).
Veba
Kemiriciler tarafından taşınan ve
insanlara pireler aracılığıyla geçen hastalık 1992 DSÖ kayıtlarında Brezilya,
Çin, Madagaskar, Moğolistan, Peru, Mynamar, Vietnam ve Zaire'den bildirilmiştir.
En son 1994 yılında Hindistan'da bir salgın saptanmıştır.
Veba aşısı yalnız vebanın endemik olduğu kırsal kesimlerde alan çalışması yapacak biyologlar gibi sınırlı sayıdaki kişilere önerilmektedir. Parenteral uygulanan aşının etkisi sınırlıdır ve üç doz yapıldıktan sonra gerekli durumlarda altı ayda bir yinelenmesi gerekmektedir. Uzun süren başağrısı, ateş halsizlik gibi yan etkileri saptanmıştır.
Yolculuk Boyunca
Hastalanma Riski
Turistlerin karşılaşabileceği sağlık sorunları; yolculuk sırasında,
gidilen yerde ve ülkeye geri dönüldüğünde olmak üzere üç gruba
ayrılabilir.
Yolculuk Sırasındaki
Risk
Yol boyunca
karşılaşılabilecek en büyük risk kazalardır. İkinci sırada yer alan önemli
mortalite ve morbidite riski ise kalp hastalıklarıdır. Çeşitli kalp
hastalıkları, karın için operasyonları, kafa travmaları, beyin cerrahi
girişimleri, bazı kan hastalıkları varlığında uçağa binme sakıncalıdır. (bkz.
Uçak Yolculuğuna Uygunluk sayfa 254)
Araç tutmaları en sık 3-12 yaş çocuklarda, menstruasyondaki ya da gebe kadınlarda görülmektedir. Sırasıyla en sık gemi, uçak, araba ve trende görülen bu hastalığın etkilerini azaltmak için aracın ortasında oturmak, başı çok oynatmamak, tek bir noktaya bakmak ya da gözleri kapamak, olanak varsa aracı bizzat kullanmak önerilmektedir. Yiyecek ve alkol alınmaması araç tutma riskini azaltmaktadır. Etkisinin sınırlı olduğu bildirilmesine karşın meklizin gibi bazı ilaçların yolculuktan yarım saat önce alınması yararlı olabilir.
Uçak yolculuklarında karşılaşılan diğer bir sorun da "jet lag" etkisidir. Özellikle dört saat kuşağını aşan yolculuklardan sonra insan biyoritmindeki fizyolojik ve biyokimyasal (uyku, barsak hareketleri, idrara çıkma, melanin düzeyi…) değişiklikler sonucu ortaya çıkan bu durum, kendini dikkat azalması, uykusuzluk, halsizlik, başağrısı gibi belirtilerle göstermektedir. Etkiyi azaltabilmek için yolculuktan bir kaç gün önce gidilecek yerin zaman dilimine uygun davranmak yararlı olmaktadır. Ulaşılan yerde ise ilk dört gün akşamüstü 3-5 mg melatonin alınması ve yerel uyku zamanına dek uyanık kalınması (çay, kahve içilebilir) önerilmektedir.
Yolculuk sırasında en sık karşılaşılan enfeksiyon hastalığı ise besin zehirlenmeleridir, ancak tüberküloz gibi daha ciddi hastalıkların da bulaşabileceği bildirilmiştir.
Gidilen Yerdeki
Risk
Gidilen
bölgenin coğrafya ve iklim koşulları (yükseklik, nem, sıcaklık), o bölgedeki
endemik enfeksiyonlar, kalınan süre ve mevsim, kişisel davranışlar, bağışıklık
durumu ve yolculuk öncesi alınan koruyucu önlemler hastalanma riskini etkileyen
başlıca etmenlerdir. Kazalar ve kalp hastalıkları tüm gezi boyunca turist için
en büyük riskleri oluşturmaktadır. Enfeksiyon hastalıkları ise ölüm nedenlerinin
oldukça düşük bir oranından (%1-3) sorumlu olmasına karşın morbidite oranları
açısından önemli bir yer tutmaktadır. Orta ve Uzak Doğu Asya, Afrika ve Latin
Amerika enfeksiyonlar için dünya yüzeyindeki en riskli bölgeler olarak
tanımlanmaktadır (Türkiye, genel olarak düşük riskli bölgeler arasına
girmektedir).
Turist
İshali
Turistlerde
en fazla görülen hastalıktır. Hastalığın görülme oranı; Batı Avrupa ve Kuzey
Amerika'ya gidenlerde %10'dan az, Güney Avrupa (Türkiye dahil) ve uzak doğu
adalarında %10-30 ve dünyanın geri kalanında %30'dan çoktur. Gelişmiş ülkelerden
gelenler, son altı ayda tropikal ülkelere yolculuk yapmamışlar, kronik barsak
hastalığı, aklorhidrisi ya da immün yetmezliği olanlar, altı yaşından küçük
çocuklar ve genç erişkinler daha çok hastalanmaktadırlar. İshal özellikle
gezinin ilk iki haftasında (%25-90) ortaya çıkmakta ve tedavisiz yaklaşık dört
günde (1-30 gün) düzelmektedir. Hastalığın ana kaynağı iyi yıkanmamış ya da
kirli suyla yıkanmış yiyecekler, açıkta satılan yiyecek ve içecekler, içeceklere
konan buzlar ve kirli sularda yüzmedir. Sırasıyla en sık Escherichia coli (ETEC,
EPEC,EIEC,EAgEC) (%10), shigella (% 5-15), ve salmonella (% 5), parazitler
(Entamoeba histolytica, Giardia lamblia, crypyosporidium) (<% 2) ve çok
seyrek olarak viruslarishalden sorumludurlar. Campylobacter'e bağlı ishal ise
daha kuru ve soğuk aylarda gözlenmektedir. Korunma ve tedavide bizmut
subsalisilat, trimetoprim/sulfametoksazol ve kinolonlar önerilmekle birlikte
artan ilaç direnci tüm dünyada sorun olmaktadır.
"Turist ishalinde altın kural: yıka, soy, kaynat… ya da unut." dur.
Sıtma
Turistlerin karşılaştığı enfeksiyon
hastalıkları içinde en ön sıralarda yer almaktadır. Kemoprofilaksi yapılmadan
Afrikaya giden turistlerde P. falciparum enfeksiyonu oranı % 90 lara çıkmakta
iken Asya ve Güney Amerika'nın endemik alanlarında P. vivax sık görülmektedir.
Sıtma parazitleri, klorokin ve meflokine dirençlerini giderek artırmakla
birlikte endemik alanlardaki çoğu büyük kentlerde, 1800 metreden yüksek
bölgelerde ve çöllerde bulunmazlar. Bu nedenle gerekli durumlarda
kemoprofilaksiye başlamak (yolculuktan bir hafta önce başlanıp dönüşten dört
hafta sonraya dek) ve de gereksiz yere ve uygun olmayan ilaç kullanımından
kaçınmak gerekmektedir.
Banyo ve
Yüzme
Ilık ve
durgun sular enfeksiyon hastalıkları açısından oldukça tehlikelidir.
Şistosomiyazis gibi parazitozların ya da dış kulak yolu ve deri enfeksiyonları
gibi hastalıkların gelişme riski bulunmaktadır. Köpeklerin dolaştığı plajlarda
larva migrans enfeksiyonuna karşı, havlu kullanmak ya da denizin yıkadığı ıslak
zeminde yatmak önerilmektedir. Suların diğer bir tehlikeli yönü de tek başına
ıssız alanlarda yüzmektir.
Ülkeye dönüşteki
risk
Yolculuk
sürelerinin giderek kısalması nedeniyle turistler, gittikleri ülkeden aldıkları
bir enfeksiyonu daha kendileri bile hastalanmadan ülkelerine
getirebilmektedirler. Bu ise o ülkede artık görülmeyen ya da az görülen
hastalıkların yeniden ortaya çıkmasına neden olabilmektedir (veba, kolera, sarı
humma, klorokine dirençli sıtma, menenjit…). Ülkelerine geri dönenlerde yapılan
çalışmalarda, başta salmonellozis olmak üzere en sık besin-su kaynaklı
enfeksiyonlar (% 87) saptanmıştır. Barsak parazitleri açısından, geri dönenlerde
dışkı mikroskopisi ve kanda eozinofili bakılması önerilmektedir. Ateş yakınması
ile dönenlerde (özellikle tropikal bölgelerden) sıtma kesinlikle
araştırılmalıdır. Sıtmanın en çok uçakla yolculuk edenler ve onların bavulları
ile taşındığı bildirilmektedir. Dönüşte ortaya çıkan diğer başlıca enfeksiyonlar
ise; solunumla ya da cinsel yolla bulaşan hastalıklar, deri hastalıkları,
menenjit ve kızamıktır.