| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Google
Yazılar arşiv 03.2008 Other entries in 2008-03 resimler , videolar

2 yaşına kadar aşı takvimi

Tarih 23 Mart 2008, 23:05. Yazan ugurlab.  
Etiket: aşı, boğmaca, difteri, hemofilusinfluenza, hepatit a, hepatit b, kabakulak, kızamık, kızamıkçık, pnomokok, polio, suçiceği, tetanoz, çocuk



  
Doğduktan Hemen Sonra: Hepatit B aşısı

1.ay: Hepatit B aşısı

2.ay: DBT-IPV-HIB aşısı ve BCG aşısı
Pnömokok aşısı

4.ay: DBT-IPV-HIB aşısı
Pnömokok aşısı

6.ay: DBT-IPV-HIB aşısı ve Hepatit B aşısı
Pnömokok aşısı

9.ay: Kızamık aşısı

12.ay: Suçiçeği aşısı

13ay: Pnömokok aşısı

14.ay: Hepatit A aşısı

15.ay: Kızamık, kızamıkçık, kabakulak (MMR) aşısı

18.ay: DBT-İPV-HİB aşısı

20.ay: Hepatit A aşısı

Yaşamımıza yeni bir anlam katan bebeklerimizin aşı ile korunabilmelerinin mümkün olduğu hastalıklar ve bu aşılar hakkında bilgili olmamız önem taşır.

Bu tür hastalıklardan korumada bağışıklama çalışmalarına önem verilmesi en tutarlı çözüm olmaktadır. Bu sayede bebek ölümleri azalacak, sağlıklı bir nesil yetişecek ve gelişmiş bir toplum olmanın da en önemli göstergelerinden birisine ulaşmayı başaracağız. Hiçbir aşı %100 güvenli değildir. Hiçbir girişim de tamamen risksiz değildir.

Bu bölümde siz değerli anne ve babalarımızı aşı ile korunabilir hastalıklar ve primer aşılar konusunda kısaca bilgilendirmek istiyoruz.

Verem (BCG) Aşısı
Verem hastalığı dünyada ve ülkemizde halen önemini koruyan bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütünün önerileri doğrultusunda ülkemizde verem aşısı (BCG aşısı) iki doz olarak, yaşamın ilk üç ayı içerisinde ve ilkokul yıllarında uygulanmaktadır. Sol omuza cilt içine uygulanan aşıdan sonra o bölgeye 2 gün su temas ettirilmemesi gerekmektedir.

Su Çiçeği Aşısı
Suçiçeği, içi sıvı dolu döküntülerle kendini gösteren bulaşıcı bir hastalıktır. Belirtiler, virüs ile temas ettikten 12–15 gün sonra baş ağrısı, ateş, karın ağrısı ve halsizlik şeklinde başlar. 1–2 gün sonra, öncelikle kafa derisinde, yüz ve gövdenin üst kısımlarında, daha sonra kol ve bacaklarda döküntüler görülür. İnsandan insana soluma, öksürme, hapşırma, döküntülerle temas etme yoluyla bulaşır.

Suçiçeği son derece bulaşıcı bir hastalık olduğu için çocukların kreş, okul gibi toplu bulundukları ortamlarda çok kolay yayılır. Döküntülerin ortaya çıkmasının 1–2 gün öncesi ile 4–5 gün sonrası arasında hastalık bulaşıcı safhadadır.

Suçiçeğinin kesin tedavisi yoktur. Genellikle 7–10 gün içerisinde kendiliğinden iyileşir. Ateş düşürücü ve kaşıntıyı engelleyici ilaçlarla destek tedavisi uygulanabilir. Hafif seyirli bir hastalık olarak bilinmesine karşın bazen hem çocuklar, hem de erişkinlerde ciltte estetiği bozabilecek kalıcı izlere yol açan süper enfeksiyonlar, hastanede tedavi gerektiren zatürree, beyin dokusu iltihabı vb. ağır enfeksiyonlara ve bazı vakalarda ölümlere yol açabilen suçiçeğinin bağışıklık sistemini baskılayan kronik hastalığı bulunan çocuklarda komplikasyonlu geçirilme olasılığı ve ölüm riski yükselmektedir.

Suçiçeğini geçirmiş olanlar bu hastalığa bir daha yakalanmazlar. Ancak hastalığın sorunsuz atlatılması kesin olmadığından ideal olanı korunma, yani suçiçeği aşısı olmaktır. Aşı, bu hastalığa karşı vücutta oluşturduğu koruyucu antikorlarla yoluyla bağışıklık sağlar. Aşı sayesinde hastalığın geçirilmesi engellenerek:

Ciltteki yara izlerinin oluşumu önlenmiş olur.

Hayati tehlike yaratabilen komplikasyon riski ortadan kaldırılır.

Çocuğun okula devamsızlığı ve onunla ilgilenecek anne-babanın işe devamsızlığı önlenmiş olur.

Semptomatik ilaçların getireceği maddi yük ortadan kaldırılır.

Çocuğun ve anne-babanın hissedeceği sıkıntı, endişe, huzursuzluk önlenir.

İleri yaşlarda görülebilen zona hastalığı olasılığı azaltılır.

Suçiçeği aşısı
1 yaşından büyük ve daha öncesi suçiçeği geçirmemiş tüm çocuklara tek doz olarak uygulanabilir. Çocuğunuz suçiçeği geçirmemişse kreş veya okula başlarken mutlaka aşılanmalıdır.

Hepatit A Aşısı
Hepatit A, halk arasında “Bulaşıcı Sarılık” adı ile bilinen ve karaciğerin iltihabı şeklinde kendini gösteren, Hepatit A virüsünün neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır.

Virüs ile temas ettikten yaklaşık 4 hafta sonra ateş, bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal, halsizlik gibi belirtiler gözlenir. Bir hafta kadar sonra sarılık başlar. Sarılık, en kolay şekilde gözlerin beyaz kısmında fark edilir. Bu arada idrarda koyulaşma ve dışkının renginde açılma görülür. Bu belirtiler 3-6 hafta kadar sürdüğü gibi bazı olgularda 6 ay kadar devam edebilir, ya da kötüleşerek tekrarlayabilir.

Bazı küçük çocuklar Hepatit A’yı bu belirtilerin hiçbiri görülmeden geçirebilirler. Ancak hepatit A ile daha ileri yaşlarda karşılaşan bir bireyde belirtilerin şiddeti ve hastalığın ciddiyeti yüksektir.

Hepatit A virüsü, hastalığı geçiren kişinin dışkısında yoğun olarak bulunur. Bu dışkının temizlik ve sanitasyon koşulları iyi olmayan ortamlarda yiyecek ve içeceklere, hatta su şebekelerine karışması ve diğer kişiler tarafından tüketilmesi sonucu virüs kolaylıkla bulaşabilir. Hijyenik olmayan şartlarda üretilmiş hazır gıdaların veya iyi yıkanmamış meyve ve sebzelerin tüketilmesi, yeterince temiz olmayan yüzme havuzlarının kullanılması ve çocukların toplu bulundukları kreş ve okullar, Hepatit A’nın yayılması için uygun birer yoldur.

Virüsü alan kişiler, hastalanmadan 2 hafta öncesi ve belirtilerin başlamasından 1 hafta sonrasına kadar hastalığı bulaştırırlar. Belirti göstermeden hastalığı geçiren küçük çocuklar da bulaşmada sessiz birer kaynak konumundadırlar. Hepatit A, hayati fonksiyonu en önemli organlarımızdan biri olan karaciğerin iltihabıdır.

Hastalığın belirli tedavisi yoktur, normal şartlar altında hasar bırakmadan kendiliğinden iyileşir. Ancak, bazı kişilerde yoğun hastane tedavisi gerektiren karaciğer yetmezliğine, hatta ölüme yol açabilir. Küçük bir çocuk hastalığı belirtisiz geçirse dahi, farkında olmadan virüsü çevresindeki, bu hastalıktan daha ağır etkilenecek bireylere bulaştırabilir. Kronik karaciğer hastalığı bulunan çocukların Hepatit A geçirmeleri halinde hastalık çok daha ciddi seyreder.

Hepatit A, temizlik ve sanitasyon koşulları yetersiz ortamlarda hızlı yayılır. Ellerin sık yıkanması, bulaşma olasılığı bulunan besinlerin çok iyi yıkanması, pişirilmesi, suların kaynatılması gibi genel hijyenik önlemler bulaşma riskini azaltsa da tamamen engelleyemez.

Bugün Hepatit A hastalığından tam korunmanın en etkili ve güvenilir yolu hepatit A aşısı olmaktır. Daha önce Hepatit A geçirmiş olan kişiler bu hastalığa karşı bağışıklık kazanmışlardır. Ancak henüz geçirmeyenler, her an virüsle temas riski taşırlar. Çocukların hijyenik önlemleri çok iyi bilmemeleri nedeniyle risk bu dönemde yüksektir. Dolayısıyla 2 yaşını bitiren çocuklar öncelikli olmak üzere daha önce hastalanmamış herkesin hepatit A aşısı olması önerilir.

Aşı ilk yıldan sonra 1. doz ve 6 ay sonra 2. doz şekilde toplam 2 doz uygulanır.

Hepatit B Aşısı
Hepatit B, halk arasında “Sarılık’’ adı ile bilinen ve karaciğerin iltahabı şeklinde kendini gösteren, Hepatit B virüsünün neden olduğu kronikleşen, bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığıdır.

Virüs ile temas ettikten yaklaşık 2-6 ay sonra halsizlik, iştah kaybı, bulantı, deride ve göz aklarında sararma, idrar renginde koyulaşma, karın ağrısı gibi belirtiler gözlenir. Bazı vakalarda hiçbir belirti görülmeyebilir.

Hepatit B virüsü, başlıca kan ve vücut sıvılarında (tükürük, idrar, ter, semen, vajinal salgı vb.) bulunur. En yüksek bulaşma riskleri, kanla direkt ya da dolaylı temas, cinsel ilişki ve doğum esnasında kronik Hepatit B hastası anneden bebeğe Hepatit B virüsü bulaşması halinde hastalığın kronikleşme olasılığı çok yüksektir.

Diğer yandan, hepatit B virüsünün vücut dışında 7 gün gibi uzun süre canlı kalabilmesi nedeniyle steril olmayan aletlerle yapılan cerrahi müdahale, diş muayene-tedavileri ve sünnet, berber aletlerinin ya da kişisel temizlik ve bakım eşyalarının ortak kullanımı, Hepatit B hastalığının bulaşmasında aktif rol oynarlar. Hastalığın bulaşması için derideki ince bir sıyrıktan ya da mukozadan çok az miktarda kanın vücuda girmesi yeterli olabilir.

Hepatit B, hayati fonksiyonu en önemli organlarımızdan biri olan karaciğerin iltihabıdır. Hastalığın belirli tedavisi yoktur, genellikle hasar bırakmadan kendiliğinden iyileşir. Ancak, bazı kişilerde yoğun hastane tedavisi gerektiren karaciğer yetmezliğine, hatta ölüme yol açabilir.

Bazı kişilerde ise Hepatit B iyileşmez, kronikleşir. Hasta, hiçbir hastalık belirtisi göstermemesine karşın virüs karaciğeri tahrip eder. Bu uzun süreç içinde hasta, virüsü çevresindeki kişilere bulaştırmaya devam eder. Vücudun zayıf düştüğü bir dönemde, siroz veya karaciğer kanseri gelişmesine neden olur. Hepatit B, dolaylı bir temasla her an bulaşabilecek bir hastalık olması nedeniyle mümkün olan en erken yaşta etkin bir şekilde korunmayı gerektirir.

Bugün tek etkin yöntem, hepatit B aşısı olmaktır. Hastalığı geçirmiş ve kronikleşmeden tamamen iyileşmiş, ya da aşılanarak hiç hastalanmadan korunmuş kişilerde Hepatit B’ye karşı antikorlar bulunur. Koruyucu antikorların anneden bebeğe geçmemesi nedeniyle henüz yeni doğmuş bebeklerin aşılanmaları gerekir.

1. doz doğumda, 2. doz bir ay sonra, ve 3. doz doğumdan 6 ay sonra yapılmak üzere toplam 3 doz ile Hepatit B’ye yaşam boyu korunmak mümkün olabilmektedir. Daha önce aşı olmamış, ve virüsle temas etmemiş herkes, yine aynı şema ile 3 doz aşı olarak korunabilirler.

Kızamık, Kızamıkcık, Kabakulak (MMR) Aşısı
Kızamık, ciltte kırmızı döküntülerle kendini gösteren, bulaşıcı solunum yolu hastalığıdır. Virüsle temastan 10–12 gün sonra başlayan ateş, öksürük ve burun akıntısı ilk belirtileri oluşturur. İki-üç gün içinde kafa derisi, yüz ve boyunda başlayan el ve ayaklara kadar yayılan kırmızı döküntüler gözlenir. Son derece bulaşıcı olan kızamık, döküntülerin ortaya çıkmasından birkaç gün öncesi ile birkaç gün sonrası arasında bulaşıcı safhasındadır. Virüs, öksürme ve hapşırma ile havaya saçılarak yine solunum diğer kişilere bulaşır.

Kızamık, zatürree, beyin dokusu iltihabı, ölüme ve sakatlıklara neden olan komplikasyonlarla seyredebilir. Ateş, lenf bezlerinde şişkinlik, ciltte yüzden başlayıp yayılan pembe döküntüler, kızamıkçığın tipik belirtileridir. Virüs, öksürme ve hapşırma ile havaya saçılarak yine solunum yoluyla diğer kişilere bulaşır.

Kızamıkçık, özellikle gebe kadınların maruz kalması halinde bebekte ağır sakatlıklara neden olabilen bir hastalıktır. Bebek doğurmayı planlayan bir anne adayı kızamıkçığa karşı bağışık olması gerekir. Kabakulak, kulak altındaki lenf bezlerinin iltihabı ile kendini gösteren, kabakulak virüsünün neden olduğu bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığıdır. Ateş, baş ağrısı, kulak altında (tek ya da çift taraflı) şişkinlik, kabakulağın tipik belirtileridir.

Beyin zarı veya dokusu iltihabı, pankreas, testis, yumurtalık iltihabı ve sağırlık, kabakulak geçiren çocuklarda rastlanması olası komplikasyonlar arasındadır. Özellikle ileri yaşlarda bu hastalığa maruz kalan erkeklerde kısırlık daha sık görülebilen bir komplikasyondur.

Bu üç hastalıktan ve yukarıda sıralanan olası komplikasyonlarından koruma yolu, aşı olmaktır. Bugün bu üç hastalığa karşı geliştirilmiş aşılar tek bir enjektörde toplanmıştır.

Böylece uygulanacak kızamık-kızamıkçık-kabakulak (MMR) aşısı ile her üç hastalığa karşı bağışıklık kazanılmış olacaktır.

MMR aşısı 9. ayında 1 doz kızamık aşısını olmuş bebeklere 15. ayda 1 doz ve 5-6 yaşlarında 1 doz olmak üzere toplam 2 doz uygulanır. 9.ayda kızamık aşısı yapılmamış olan bebeklere 12. ayda 1 doz ve yine 5-6 yaşlarında 1 doz uygulanır. Bu üç hastalıktan herhangi birini geçirmiş olmak, üçlü kombine aşının uygulanmasına engel teşkil etmez.

Difteri, Boğmaca Tetanos (DBT) Aşısı
Difteri ateş, halsizlik ve solunum güçlüğü ile seyreden bulaşıcı bir hastalıktır. Öksürme ve aksırma ile havaya yayılan bakteri, ağız, boğaz ve buruna yerleşerek enfeksiyona yol açar. Hastalanan her 10 kişiden 1’i her türlü tedaviye rağmen solunum yollarının tıkanması, kalp yetmezliği ve felçler nedeniyle yaşamını kaybeder. Boğmaca, çoğunlukla 2 yaşından küçük çocuklarda görülen, nefes almayı engelleyecek biçimde öksürük nöbetlerine neden olan, bakteriyel bir enfeksiyon hastalığıdır.

Tetanos, varlığını genellikle toprakta sürdüren bir bakterinin, vücuda yara ve kesiklerden girerek yol açtığı bir enfeksiyon hastalığıdır. Vücut kaslarının sertleşmesi, kasılması ve çene kilitlenmesi şeklinde seyreden hastalığa, bu bakterinin salgıladığı toksinler neden olur.

Çocuk Felci (IPV), Hib (Menenjit) Aşısı
Çocuk felci, polio virüsünün neden olduğu bir hastalıktır. Solunum yolu ile bulaşan ve tedavisi olmayan bu hastalık, kalıcı sakatlıklara ve hatta ölüme neden olabilir. Günümüzde polio virüsünün yeryüzünden silinmesi amacıyla yoğun aşılama programları uygulanmaktadır.

Hib menenjiti, Hib (hemofilus influenza tip b), özellikle 5 yaşın altındaki çocuklarda, başta beyin zarı iltihabı (menenjit) ve zatürree olmak üzere ölümle sonuçlanabilen bir çok ağır hastalığa yol açabilen bir bakteridir. Bu bakterinin sorumlu olduğu hastalıklardan Hib menenjiti, erken ve uygun tedaviye rağmen her 5 vakanın 1’inde işitme kaybı, zeka geriliği, felç ve epilepsi gibi nörolojik komplikasyonlar doğurabilir. Komplikassyonlu vakaların %3-8’i, ölümle sonuçlanır.

Solunum yoluyla kolayca bulaştığı için özellikle yuva, kreş, anaokuluna giden çocuklarda Hib enfeksiyonları fazla görülür. Hib menenjiti en önemli yaşamsal organ olan beynin zarlarını etkilediği için geri dönüşü olmayan zararlar verebilir.

Bu 5 hastalıktan korunmanın yolu, aşı olmaktır. Günümüzde 5 ayrı aşı yerine tümünün tek bir enjektörde toplandığı karma aşılar geliştirilmiştir.

Bu 5 hastalığa karşı geliştirilen karma aşı, çocuklara 2., 4., 6. ve 18. aylarında uygulanmalıdır. 5-6 yaşına geldiklerinde difteri-tetanoz-boğmaca 3’lü karma aşı ve çocuk felci aşısı yapılmış olan çocuklara tekli (monovalan) Hib aşısı uygulanabilir. Ülkemizin bölgesel özelliği dikkate alındığında ağızdan verilen oral poio aşısı önemini korumaktadır.İlk 2 dozun aşıya bağlı felç riskini ortadan kaldırmak için IPV olarak yapılması önerilebilir. İlk 2 dozdan sonra en az 1 veya 2 doz oral polio aşısı yapılmalıdır. Oral polio uygulandıktan sonra bebek hemn emebilir yada beslenebilir.

Pnömokok Aşısı

Pnömokoklar çocuklarda özellikle ülkemizde en sık orta kulak iltihabı ve zatürre nedenleri arasındadır. Özellikle son zamanlarda kullanmaya başladığımız bu aşı doğumdan sonra ikinci aydan itibaren başlayarak 1-2 ay ara ile 3 doz, 12-15 arasında tek doz önerilmektedir. İlk kez aşılanacak 2-9 yaş arasındaki çocuklara ise tek doz önerilmektedir. En sık yan etkisi aşı sonrası gelişen ateş ve huzursuzluktur.

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

Uluslararası Seyahat ve Aşı

Tarih 20 Mart 2008, 18:52. Yazan ugurlab.  
Etiket: aşılar, bağışıklama, difteri, hepatit a, hepatit b, influenza, japon ensefalit, kene kaynaklı ensefalit, kolera, kuduz, meningokok, pnömokok, polimyelit, sarı humma, seyhat, sıtma, tetanoz, tifo, turist ishali, veba, şarbon

Bağışıklama
Turistleri bağışıklamanın iki amacı vardır. Bunlar; turisti gezi boyunca karşılaşabileceği enfeksiyonlardan korumak ve dönüşte taşıyabileceği yeni bir enfeksiyonu ülkeye sokmamaktır. Yolculuk öncesi bağışıklamada genel kural olarak gezi tarihinden en az 10-14 gün önce aşıların tamamlanmış olması önerilmektedir. Bu süre hem yeterli bağışıklığın ortaya çıkabilmesi hem de gelişebilecek yan etkilerin gözlenebilmesi açısından önemlidir.

1.Rutin aşılar
İnfluenza-Pnömokok
İnfluenza mevsimi aralık ayında başlayıp kış mevsimi boyunca sürmektedir. Bağışıklamanın özellikle bu dönemden önce yapılması önerilmekte ve güney yarım küreye gideceklerin yaz aylarının orada kış mevsimine denk geldiğini akıllarında tutmaları gerekmektedir. Her iki aşı da özellikle kronik akciğer, kalp ya da metabolik hastalığı olanlarda ve 65 yaş üzerinde önerilmektedir. Aşıların bir arada verilmesinde sakınca yoktur. İnfluenza aşısının içerdiği suşlar her yıl Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre yenilendiğinden bağışıklanacak turistlerin o yılın aşısını kullanmaları gerekmektedir.

Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak-Suçiçeği Genelde çocukluk çağında görülen bu enfeksiyonlar erişkinlerde daha ağır hastalığa neden olmaktadır. Sağlık, yardım organizasyonları, göçmen kampları gibi bölge halkıyla yakın temasta olacak olan seronegatif kişilerin bağışıklanması önerilmektedir, ancak bu aşıların canlı aşı olduğu akılda tutulmalı ve kontrendikasyonları göz önünde bulundurmalıdır.

Poliomyelit
Dünya çapında aşılama ve polio eradikasyon programlarının uygulanması sonucu gelişmiş ülkelerin hepsinde polio eradike edilmiş ve günümüzde hastalığın halen görüldüğü üç büyük bölge kalmıştır. Bunlar; Güney Asya'da Afganistan, Pakistan, Hindistan, Batı Afrika'da Nijerya ve Orta Afrika'da Kongo Cumhuriyetidir. Türkiye'de ise halen özellikle Güney Doğu Anadolu bölgesinden olgu bildirilmektedir. Dünyada artan turizm nedeniyle gelişmiş olan ülkeler de tehlike altında olduklarından kendi vatandaşlarına 10 yılda bir rapel doz yapılmasını gündeme getirmişlerdir.

Polio aşısının iki formu bulunmaktadır. Bunlar; canlı oral (OPV, Sabin) ve inaktive parenteral (IPV, Salk) aşıdır. Tüm aşılar polio'nun üç serotipini de içermektedir. Çocukluğunda birincil aşılamayı tamamlamış (üç doz) turistlere, endemik bölgelere gitmeden önce tek doz OPV ya da IPV yapılması yeterlidir. Daha önce aşılanmamışların ise IPV ile birincil aşılamayı tamamlamaları önerilmektedir. Yeterli bağışıklığın oluşması için en az iki dozun yapılmış olması akılda tutulmalıdır. Daha önceden polio geçirenlerin bile aşılanmaları (diğer serotiplerle enfeksiyonu önlemek için) gerekmektedir. OPV, bağışıklığı baskılanmışlar ve onlarla yakın temasta olanlarda kontrendike olmakla birlikte salgın sırasında gebelerde kullanılabilmektedir.

Tetanoz-Difteri
Serolojik çalışmalar özellikle 40 yaş üstünde tetanoz-difteriye karşı bağışıklığın giderek azaldığını göstermiştir. Örneğin 1990'larda eski Sovyet Rusya'da salgınlar yapmış ve hastaların çoğunu erişkinler oluşturmuştur. Tropikal bölgelerde ise deri difterisi sıklıkla görülmektedir. Tetanozun gelişmekte olan ülkelerdeki insidansı yılda bir milyon olguya kadar çıkmaktadır.

Tetanoz ve difterinin ayrı aşı preparatları olsa da çocukluğunda temel aşılamayı almış erişkinlere, difteri dozu 1/8-1/10 oranında azaltılmış Td aşısının 10 yılda bir yapılması önerilmektedir. Yolculuk rapel doz için iyi bir fırsat olmaktadır. Yüksek riskli bir bölgeye gidilecekse aşılama aralığı beş yıla düşürülebilmektedir. Türkiye'de piyasada bulunan tetanoz aşılarının içeriğinde yalnız tetanoz toksoidi bulunmaktadır. Td formunda aşılar ise Sağlık Bakanlığı tarafından ithal edilmekte ve okullarda uygulanmaktadır.

2. Gerekli Aşılar
Sarı Humma
Hastalığın vektörü Aades ve Haemagogus cinsi sivrisineklerdir. Özellikle gündüzleri ısıran bu cins sivrisineklerin tek bir ısırıkları hastalığın bulaşması için yeterlidir. Hastalık sarılık, ateş, kanamalar ve komaya kadar giden tablolar ile ortaya çıkabilir ve 7-10 gün içinde olguların

% 20-50'si yitirilir. Özgül bir tedavisi yoktur. Dünyada en sık görüldüğü yerler tropikal Afrika ve Amazon bölgeleridir.

Sarı humma aşısı halen uluslararası belge gerektiren tek aşıdır. Endemik zondaki ülkelerin büyük kısmı bu belgeyi ülkeye girişte zorunlu tutmaktadır. DSÖ, ülkelere göre sarı humma bağışıklama önerilerini her yıl yenilediği bir kitapçıkta (yellow book) yayınlamaktadır. Bazı tropikal Asya ülkeleri (Hindistan ve çevresi) aynı cins sivrisinekleri bulundurduğundan ülkelerine hastalığı sokmamak amacıyla endemik zondan gelenlere sarı humma aşısını zorunlu kılmaktadır. Avustralya ve Bangladeş ise ülkelerinde vektör bile olmamasına karşın endemik ülkelerden transit geçenlerde bile aşı belgesini aramaktadır.

Sarı humma aşısı canlı-attenüe olup tek doz parenteral uygulanmaktadır. Bağışıklık 10 gün sonra başlamakta ve 10 yıl sürmektedir. Aşının en sık yan etkisi %10 olguda görülen 4-7. günlerdeki ateştir. Aşının yapılmaması gereken durumlar; yumurta allerjisi, gebelik ya da emziklilik, 6 aydan küçük bebekler ve immün yetmezliktir. Bu durumların varlığını hekimin aşı belgesinde belirtmesi gerekir. Aşının ısı ile kolayca inaktive olması nedeniyle soğuk zincire kesinlikle uyulması gerekmektedir. Ülkemizde aşı hava ve deniz limanlarındaki sağlık merkezlerinde bulundurulmaktadır.

Kolera
Vibrio Cholerae enfekte içecek ve iyi yıkanmamış, çiğ yiyeceklerden bulaşarak ciddi ishal sonucu dehidratasyon, şok ve hatta ölüme varan tablolara neden olmaktadır. Su ve besin hijyeninin iyi olmadığı ülkeler başta olmak üzere tüm dünyada zaman zaman salgınlar yapabilmektedir. DSÖ 1988 den beri, turistlerdeki insidansın çok düşük bulunması (~1/100 bin) ve o yıllarda uygulanan parenteral aşının etkinliğinin de az olması (%50-62) nedeniyle öneri paketinden çıkartmış durumdadır.

Son yıllara kadar kullanılan parenteral aşının etkisi az ve koruyuculuk süresi kısadır (üç-altı ay). Aynı zamanda bu aşının yerel ve sistemik reaksiyona yol açma riski de fazla bulunmuştur. Günümüzde kolera aşısının iki farklı oral formu geliştirilmiştir. CVD 103-HgR(Orochol E, Berna) tek doz kullanılan canlı aşı olup yemekten en az bir saat önce alınmalıdır. Koruyuculuğu farklı kolera suşlarına karşı %62 ile %100 arasında bulunmuştur. Altıncı ayda rapel önerilmektedir. Diğeraşı olan inaktive tam hücre/rekombinant B koleratoksin subunit (WC/rBS) aşısının kullanımı ise bir iki hafta ara ile iki dozdur. Rapel süresi henüz saptanmamış olan bu aşının koruyuculuğu %86 dolaylarında bulunmuştur. Ancak her iki aşının da taşıyıcılığa ve 1992 de Bangladeş'te ortaya çıkan V. cholerae O139 suşuna karşı etkisi tam bilinmemektedir. Bu aşılar göçmen kampları gibi yerlerde uzun süre kalacaklara, aklorhidrisi olan, mide rezeksiyonlu ya da antiasid kullanan hastalara önerilebilmektedir.

3. Önerilen Aşılar

Hepatit A
Turistler arasında da en sık rastlanan hastalıklardan olan hepatit A özellikle kötü koşullarda hazırlanmış yiyecekler, sokaklarda satılan ev yapımı yiyecek ve içeceklerden bulaşmaktadır. Bu nedenle sırt çantası ile gezen ve kötü hijyenik koşullarda yaşayan turistlerde görülme oranı daha fazladır.

Parenteral uygulanan inaktive hepatit A aşısı etkili ve güvenlidir. İyi tolere edilmektedir. Erişkinlerde 1440 EL/ml içeren aşıdan altı ay ara ile iki doz yapılması önerilmektedir. Koruyuculuğu en az 10 yıldır, ancak aşı uygulanmadan önce sarılık öyküsü olanlarda ya da endemik bölgede en az bir yıl kalanlarda anti-HAV IgG bakılması önerilmektedir. Diğer aşılar ile birlikte yapılabilmektedir.

Endemik bölgeye gidecek olan turisti HAV enfeksiyonundan korumanın diğer bir yolu da immünglobulin (Ig) uygulanmasıdır. Özellikle iki haftadan kısa süre içinde yola çıkacaklara Ig (0.02- 0.06 ml/kg) önerilmektedir. Koruyuculuğu 4-6 ay sürmektedir. Ancak kızamık-kabakulak-kızamıkçık aşısının etkinliğini azaltabilmektedir. Sarı humma ya da polio aşıları ile benzer bir geçimsizlik gösterilmemiştir.

Hepatit B
Enfeksiyon yakın temas, kan ve vücud sıvılarıyla bulaşmaktadır. Coğrafik olarak en yaygın görüldüğü bölgeler Uzak Doğu ve Sahra çölü altında kalan Afrikadır. Orta endemisite alanı içine Türkiye ile birlikte Orta Doğu, eski Sovyetler Birliği, Kuzey Afrika, Orta ve Latin Amerika girmektedir.

Günümüzde rekombinan teknolojiyle üretilen Hepatit B aşısı altı aydan kısa süren gezilerde zorunlu olmamakla birlikte yüksek riskli bölgelerin yerel halkıyla yakın temas kuracak olan öğretmen, sağlık çalışanı gibi kişilere özellikle önerilmektedir. DSÖ 1989'dan beri tropikal ülkelere gidecek tüm turistlere önermektedir, ancak gelişmekte olan ülkelerde yaşayan, eşcinseller, sağlık personeli gibi riskli gruplarda bağışıklamadan önce anti-HBs bakılması uygundur. Yolculuk öncesi klasik aşı çizelgesinin tamamlanmasına yeterli zaman yoksa 0,7,21 gün ve 12 ay gibi hızlandırılmış programlar denenebilmektedir. Aşının belirgin bir yan etkisi ya da kontrendikasyonu yoktur.

Japon Ensefaliti
Etkeni Culex cinsi sivrisineklerle geçen bir flavivirusdur. Evcil domuzlar ise aracı konumundadır. Sivrisinekler daha çok gün batımı ve doğuşunda sokmaktadırlar ve ısırıkları ağrılıdır. Belirtili olgularda 6-16 gün içinde genel enfeksiyon tablosunu izleyen ateş, meningismus, konvülziyon ve daha sonra kranial sinir felçleri, üst motor nöron paralizileri ve komaya kadar giden bilinç değişiklikleri ortaya çıkmaktadır. Nörolojik sekel kalma oranı %70-80 olarak saptanmıştır. Asya'daki (Çin, Kore, Japonya, Güney Doğu Asya ve Hindistan'ın bazı bölgeleri) viral ensefalitlerin çoğundan sorumludur. Pirinç tarlalarının olduğu bölgelerde ve muson mevsiminde (Mayıs-Ekim ayları) enfeksiyon riski artmaktadır.

Turistlerin bağışıklanması genelde önerilmemekle birlikte kırsal kesime gidecekler, yolculuğun endemik mevsimde olması ve endemik alanda iki haftadan uzun kalış durumlarında bağışıklanmalıdır. Japon ensefaliti aşısı inaktive, saflaştırılmış fare beyninden hazırlanmaktadır. Aşı çizelgesi; deri altına 0, 7, 14-30. günlerde üç doz biçimindedir. Koruyuculuk üçüncü dozdan sonra %91 olarak saptanmıştır ve üç yıl kadar sürmektedir. Aşıya bağlı % 20 yerel, %10 ciddi sistemik yan etki (ürtiker, anjioödem, anaflaksi) bildirilmiştir. Yan etkilerin enjeksiyondan bir hafta sonra bile ortaya çıkabilmesi nedeniyle, aşının yolculuk tarihinden 10 gün önce yapılması önerilmektedir. Gebe ve bir yaşın altında olanlara kontrendikedir.

Kene Kaynaklı Ensefalit
Ixodes cinsi kenelerin insanlardan kan emerken bulaştırdıkları viral bir hastalıktır. Hastalık ateş, başağrısı, kusma ile birden başlamakta kısa zamanda meninks irritasyon belirtileri, konvülziyonlar tabloya eklenmekte ve %1-2 oranında ölümle sonuçlanabilmektedir. Özellikle Nisan-Ağustos aylarında Orta ve Doğu Avrupa'nın (İskandinavya, eski Sovyetler Birliği, Avusturya vb.) ormanlık alanlarında endemiktir.

Aşı, özellikle kene ısırığının sık görüldüğü Nisan-Ekim aylarında dağcı, kampçı, tarım işçisi gibi endemik bölgelerin kırsal kesiminde bulunacaklara önerilmektedir. Formalinle inaktive edilerek hazırlanan aşı bir-üç ay arayla iki doz ve ikinci dozdan 9-12 ay sonra üçüncü doz olmak üzere üç kez uygulanmaktadır, ayrıca 0, 7 ve 21. günlerde uygulanan hızlandırılmış bir çizelge de önerilebilmektedir. Aşıdan iki hafta sonra %95 serokonversiyon sağlanmakta ve en az bir yıl koruyuculuk sürmektedir. Bir yaşın altına kontrendikedir. Hastalıktan korunmada diğer bir yaklaşım ise kene ısırığını izleyen 96 saat içinde özgül immünglobulinin ısırık yerine uygulanmasıdır. Aşı ve özgül immünglobulin, hastalığın görüldüğü ülkelerde ticari olarak bulunmaktadır.

Kuduz
Bağışıklanma ile önlenebilen ölümcül hastalıkların başında gelmektedir. Avustralya, Yeni Zelanda, İngiltere, İspanya, Portekiz, İskandinavya, Japonya gibi bir kaç ülke dışında dünyada yaygın bir sağlık sorununu oluşturmaktadır. Özellikle Güney Amerika, Afrika ve Güney Doğu Asya'da endemiktir. Hindistan, Nepal, Tayland ve Filipinler dünyadaki en riskli bölgelerdir. Türkiye ise Avrupa ülkeleri arasında olguların en sık görüldüğü ülkedir. Dünyadaki olguların çoğu köpek ısırığı sonucu olmaktadır. Köpek ısırığına bağlı kuduz Hindistan, Güney Doğu Asya, Çin, eski Sovyetler Birliği, Afrika ve Güney Amerika'da sık bulunmuştur. Batı Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'nde ise rakun, tilki, yarasa gibi vahşi hayvan ısırmaları önemli yer tutmaktadır. Enfeksiyon riski özellikle bir yaşından büyük çocuklar, bisiklet ya da sırt çantası ile gezen serüvenciler ve mağara gezginlerinde fazla olmaktadır.

Günümüzde önerilen aşı insan diploid hücrelerinde hazırlanan (HDCV) kuduz aşısıdır. Deri içine 0,1 ml ya da kas içine 1,0 ml uygulanabilmektedir. Bulaşım öncesi korunmada 0,7,21-28. günlerde, bulaşım sonrası korunmada kuduz immünglobulini ile birlikte 0,3,7,14 ve 28. günlerde aşılama yapılmalıdır. Turistlere sıtma profilaksisi için verilen klorokin deri içine yapılan kuduz aşısının etkinliğini azaltmaktadır. Bu nedenle klorokine başlamadan en az üç hafta önce, üç dozu tamamlamamış turistlere üç doz kas içi enjeksiyon uygulanmalıdır.

Meningokok
Afrika'da Sahra çölünün altında kalan, batıda Moritanya doğuda Etyopya'ya kadar uzanan bölge dünyanın menenjit kuşağı olarak adlandırılmaktadır. Asya'da Nepal, Hindistan, Pakistan ve Güney Amerika'da Arjantin, Brezilya salgınların görüldüğü başlıca ülkelerdir. Salgınlar özellikle kış ve bahar başlangıcında görülmektedir. Genel olarak turistler arasında seyrek görülmekle birlikte riskli bölgelere özellikle salgın zamanında gideceklerin bağışıklanması önerilmektedir. Suudi Arabistan 1987 deki hac sırasında görülen epidemiden sonra hacı adaylarına aşılamayı zorunlu kılmıştır. Aşının özellikle yapılması gereken gruplar asplenik ya da kompleman bozukluğu olan hastalardır.

Meningokok aşısı dört serogrubu (A,C,Y,W135) içeren polisakkarid bir aşı olup deri altına tek doz uygulanmaktadır. Bağışıklık 10 gün içinde gelişmekte ve iki yıl sürmektedir. Aşı; taşıyıcılığı önlememektedir. İki yaşından büyüklerde koruyuculuk çok yüksektir. İki yaş altındaki çocuklarda ise; serogrup A'ya bağışıklık üçüncü, serogrup C'ye bağışıklık 18. aydan sonra gelişmektedir.

Şarbon
Bacillus antracis'in etken olduğu bu hastalık özellikle gelişmekte olan ülkelerde, uygun dezenfeksiyon yapılmayan enfekte et, hayvan postu ve yün ürünleriyle bulaşmaktadır. Bu nedenle turistlerin ilk başta kuşkulu hayvan ürünlerinden uzak durmaları gerekmektedir. Veteriner ve kasaplara önerilen ölü bakteri aşısı iki hafta ara ile üç doz, altı ay aralarla üç doz ve en son yılda bir olmak üzere uygulanmaktadır. Şarbon aşısı rutinde turistlere önerilmemektedir.

Tifo
Hindistan, Mısır, Fas, Batı Afrika ve Peru hastalığın en çok görüldüğü ülkelerdir. Meksika, Haiti, Kuzey Afrika ve İran ise orta riskli bölgelerin başlıcalarıdır.

Tifo aşısının üç farklı formu bulunmaktadır ve yalnız S. typhi'ye karşı bağışıklık sağlarlar. Oral aşı (Ty21a) 0-2-4-6. günler olmak üzere dört doz, Vi kapsüler polisakkarid ve tam hücre inaktive parenteral aşılar tek doz uygulanır ve hepsinin etkinliği yaklaşık iki üç yıl sürmektedir. Oral aşı; antibiyotikler, OPV ya da meflokinle birlikte verilmemeli, en az üç gün beklenmelidir. Yemeklerden en az bir saat önce alınması gerekmektedir. Üç aydan küçük bebekler, gebe ve emziren kadınlar, akut ya da kronik sindirim sistemi hastalığı olanlar ve immün yetmezlikliler oral aşı kontrendikasyonlarını oluşturmaktadır. Parenteral aşılar diğer aşılar ya da antibiyotiklerle birlikte ve immün yetmezliklilere verilebilmektedir. Türkiye'de de Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü tarafından üretilen tam hücre aşının yerel ve sistemik reaksiyon geliştirme riski diğerlerine göre daha fazladır (piyasada satılmaz).

Veba
Kemiriciler tarafından taşınan ve insanlara pireler aracılığıyla geçen hastalık 1992 DSÖ kayıtlarında Brezilya, Çin, Madagaskar, Moğolistan, Peru, Mynamar, Vietnam ve Zaire'den bildirilmiştir. En son 1994 yılında Hindistan'da bir salgın saptanmıştır.

Veba aşısı yalnız vebanın endemik olduğu kırsal kesimlerde alan çalışması yapacak biyologlar gibi sınırlı sayıdaki kişilere önerilmektedir. Parenteral uygulanan aşının etkisi sınırlıdır ve üç doz yapıldıktan sonra gerekli durumlarda altı ayda bir yinelenmesi gerekmektedir. Uzun süren başağrısı, ateş halsizlik gibi yan etkileri saptanmıştır.

Yolculuk Boyunca Hastalanma Riski
Turistlerin karşılaşabileceği sağlık sorunları; yolculuk sırasında, gidilen yerde ve ülkeye geri dönüldüğünde olmak üzere üç gruba ayrılabilir.

Yolculuk Sırasındaki Risk
Yol boyunca karşılaşılabilecek en büyük risk kazalardır. İkinci sırada yer alan önemli mortalite ve morbidite riski ise kalp hastalıklarıdır. Çeşitli kalp hastalıkları, karın için operasyonları, kafa travmaları, beyin cerrahi girişimleri, bazı kan hastalıkları varlığında uçağa binme sakıncalıdır. (bkz. Uçak Yolculuğuna Uygunluk sayfa 254)

Araç tutmaları en sık 3-12 yaş çocuklarda, menstruasyondaki ya da gebe kadınlarda görülmektedir. Sırasıyla en sık gemi, uçak, araba ve trende görülen bu hastalığın etkilerini azaltmak için aracın ortasında oturmak, başı çok oynatmamak, tek bir noktaya bakmak ya da gözleri kapamak, olanak varsa aracı bizzat kullanmak önerilmektedir. Yiyecek ve alkol alınmaması araç tutma riskini azaltmaktadır. Etkisinin sınırlı olduğu bildirilmesine karşın meklizin gibi bazı ilaçların yolculuktan yarım saat önce alınması yararlı olabilir.

Uçak yolculuklarında karşılaşılan diğer bir sorun da "jet lag" etkisidir. Özellikle dört saat kuşağını aşan yolculuklardan sonra insan biyoritmindeki fizyolojik ve biyokimyasal (uyku, barsak hareketleri, idrara çıkma, melanin düzeyi…) değişiklikler sonucu ortaya çıkan bu durum, kendini dikkat azalması, uykusuzluk, halsizlik, başağrısı gibi belirtilerle göstermektedir. Etkiyi azaltabilmek için yolculuktan bir kaç gün önce gidilecek yerin zaman dilimine uygun davranmak yararlı olmaktadır. Ulaşılan yerde ise ilk dört gün akşamüstü 3-5 mg melatonin alınması ve yerel uyku zamanına dek uyanık kalınması (çay, kahve içilebilir) önerilmektedir.

Yolculuk sırasında en sık karşılaşılan enfeksiyon hastalığı ise besin zehirlenmeleridir, ancak tüberküloz gibi daha ciddi hastalıkların da bulaşabileceği bildirilmiştir.

Gidilen Yerdeki Risk
Gidilen bölgenin coğrafya ve iklim koşulları (yükseklik, nem, sıcaklık), o bölgedeki endemik enfeksiyonlar, kalınan süre ve mevsim, kişisel davranışlar, bağışıklık durumu ve yolculuk öncesi alınan koruyucu önlemler hastalanma riskini etkileyen başlıca etmenlerdir. Kazalar ve kalp hastalıkları tüm gezi boyunca turist için en büyük riskleri oluşturmaktadır. Enfeksiyon hastalıkları ise ölüm nedenlerinin oldukça düşük bir oranından (%1-3) sorumlu olmasına karşın morbidite oranları açısından önemli bir yer tutmaktadır. Orta ve Uzak Doğu Asya, Afrika ve Latin Amerika enfeksiyonlar için dünya yüzeyindeki en riskli bölgeler olarak tanımlanmaktadır (Türkiye, genel olarak düşük riskli bölgeler arasına girmektedir).

Turist İshali
Turistlerde en fazla görülen hastalıktır. Hastalığın görülme oranı; Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'ya gidenlerde %10'dan az, Güney Avrupa (Türkiye dahil) ve uzak doğu adalarında %10-30 ve dünyanın geri kalanında %30'dan çoktur. Gelişmiş ülkelerden gelenler, son altı ayda tropikal ülkelere yolculuk yapmamışlar, kronik barsak hastalığı, aklorhidrisi ya da immün yetmezliği olanlar, altı yaşından küçük çocuklar ve genç erişkinler daha çok hastalanmaktadırlar. İshal özellikle gezinin ilk iki haftasında (%25-90) ortaya çıkmakta ve tedavisiz yaklaşık dört günde (1-30 gün) düzelmektedir. Hastalığın ana kaynağı iyi yıkanmamış ya da kirli suyla yıkanmış yiyecekler, açıkta satılan yiyecek ve içecekler, içeceklere konan buzlar ve kirli sularda yüzmedir. Sırasıyla en sık Escherichia coli (ETEC, EPEC,EIEC,EAgEC) (%10), shigella (% 5-15), ve salmonella (% 5), parazitler (Entamoeba histolytica, Giardia lamblia, crypyosporidium) (<% 2) ve çok seyrek olarak viruslarishalden sorumludurlar. Campylobacter'e bağlı ishal ise daha kuru ve soğuk aylarda gözlenmektedir. Korunma ve tedavide bizmut subsalisilat, trimetoprim/sulfametoksazol ve kinolonlar önerilmekle birlikte artan ilaç direnci tüm dünyada sorun olmaktadır.

"Turist ishalinde altın kural: yıka, soy, kaynat… ya da unut." dur.

Sıtma
Turistlerin karşılaştığı enfeksiyon hastalıkları içinde en ön sıralarda yer almaktadır. Kemoprofilaksi yapılmadan Afrikaya giden turistlerde P. falciparum enfeksiyonu oranı % 90 lara çıkmakta iken Asya ve Güney Amerika'nın endemik alanlarında P. vivax sık görülmektedir. Sıtma parazitleri, klorokin ve meflokine dirençlerini giderek artırmakla birlikte endemik alanlardaki çoğu büyük kentlerde, 1800 metreden yüksek bölgelerde ve çöllerde bulunmazlar. Bu nedenle gerekli durumlarda kemoprofilaksiye başlamak (yolculuktan bir hafta önce başlanıp dönüşten dört hafta sonraya dek) ve de gereksiz yere ve uygun olmayan ilaç kullanımından kaçınmak gerekmektedir.

Banyo ve Yüzme
Ilık ve durgun sular enfeksiyon hastalıkları açısından oldukça tehlikelidir. Şistosomiyazis gibi parazitozların ya da dış kulak yolu ve deri enfeksiyonları gibi hastalıkların gelişme riski bulunmaktadır. Köpeklerin dolaştığı plajlarda larva migrans enfeksiyonuna karşı, havlu kullanmak ya da denizin yıkadığı ıslak zeminde yatmak önerilmektedir. Suların diğer bir tehlikeli yönü de tek başına ıssız alanlarda yüzmektir.

Ülkeye dönüşteki risk
Yolculuk sürelerinin giderek kısalması nedeniyle turistler, gittikleri ülkeden aldıkları bir enfeksiyonu daha kendileri bile hastalanmadan ülkelerine getirebilmektedirler. Bu ise o ülkede artık görülmeyen ya da az görülen hastalıkların yeniden ortaya çıkmasına neden olabilmektedir (veba, kolera, sarı humma, klorokine dirençli sıtma, menenjit…). Ülkelerine geri dönenlerde yapılan çalışmalarda, başta salmonellozis olmak üzere en sık besin-su kaynaklı enfeksiyonlar (% 87) saptanmıştır. Barsak parazitleri açısından, geri dönenlerde dışkı mikroskopisi ve kanda eozinofili bakılması önerilmektedir. Ateş yakınması ile dönenlerde (özellikle tropikal bölgelerden) sıtma kesinlikle araştırılmalıdır. Sıtmanın en çok uçakla yolculuk edenler ve onların bavulları ile taşındığı bildirilmektedir. Dönüşte ortaya çıkan diğer başlıca enfeksiyonlar ise; solunumla ya da cinsel yolla bulaşan hastalıklar, deri hastalıkları, menenjit ve kızamıktır.

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

Sık rastlanan Çocuk ve bebek hastalıkları

Tarih 12 Mart 2008, 20:37. Yazan ugurlab.  
Etiket: astım, bronşiolit, bronşit, enterit, idrar yolu enfeksiyonu, ishal, krup, meslek, orta kulak iltihabı, rotavirus, sık rastlanan çocuk ve bebek hastalıkları, yalancı difteri, yoğurt, çevresel faktör

BRONŞİOLİT NEDİR?
Nasıl belirti verir?
Dikkat: Tanısı doktor tarafından konulmalıdır
- Genellikle önce ateş ve burun akıntısı, sonra solunum zorluğu ve öksürük başlar.
- Bronşiolit olan çocukların ortalama yaşı 6 aydır. 2 yaşın üstünde görülmez.
- Çocuğunuzun göğüsten gelen hırıltısı vardır; hızlı nefes alır.
- Öksürük ve kalın balgam olabilir.

- Hırıltı: Akciğerlerdeki en küçük hava yollarının (bronşioller) daralması sonucu oluşur. Bu daralma respiratuar sinsisyel virüs (RSV) gibi bir virüsün neden olduğu enflamasyona bağlıdır. RSV genellikle kışın oluşan salgınlara neden olur.
- RSV, süt çocuklarında bronşiolit, 2 yaşın üstündeki çocuklar ve erişkinlerde ise sadece üst solunum yolu enfeksiyonu gibi seyreder. Virüs, hasta kişilerin burun akıntılarında görülür. 1 metreden yakın mesafede öksürme ve hapşırmayla veya göze, buruna değdirdiği elleri ile bulaşır. İnsanlar bu virüse karşı kalıcı bağışıklık geliştirmektedir.

Nasıl seyreder?
- Hırıltı ve zorlu solunum 2-3 günde kötüleşir ve ardından düzelir. Genellikle hırıltı 7 gün, öksürük 14 gün sürmektedir.
- Bronşiolitin en sık görülen komplikasyonu kulak enfeksiyonu olup, çocukların %20'sinde görülmektedir. Bronşiolit geçiren çocukların az bir kısmı sadece %1-2'si oksijen ve damar sıvı gereksinimi nedeni ile yatırılmaktadır.

Ne yapmalı?
- ilaçlaroktorunuzun verdiği ilaçları uygulayın.
- Öksürük nöbetleri için ılık sıvılar: Boğazın gerisindeki kalın balgam genellikle öksürük nöbetlerine neden olmaktadır. Sıcak sıvılar solunum yolunu yumuşatır.v~ salgıları azaltır. Eger çocugunuz 4 aydan büyük ise sıcak limonata ve elma suyu verebilirsiniz. Aynı şekilde ıslak, sıcak bir havluyu çocuğunuzun ağız ve burnuna uygulayarak, veya sıcak sulu nemlendirici koyarak solunum yolunu rahatlatabilirsiniz.
- Nemli ortam: Tuzlu su içeren burun damlaları burun tıkanıklığını gidermede daha etkilidir. 3 damla tuzlu su uygulandıktan sonra burun temizleyici ile burunu temizleyin. Bu işlemi bir kaç kere tekrarlayın.
- Beslenme: Çocuğunuzun yeterli sıvı almaya teşvik edin. Beslenme genellikle yorucudur ve dolayısıyla anne sütü ya da mamayı az miktarlarda daha sık vermeniz gerekir. Çocuğunuz öksürürken kusarsa onu tekrar besleyin.
-Sigara içimi: RSV enfeksiyonu olan çocuklar sigara dumanına maruz kalınca solunum sıkıntısı artar. Evinizde sigara içilmesine izin vermeyin.

Doktorunuzu hemen aramanız gereken durumlar ;
- Nefes alıp vermesi sıklaştığı ve zorlaştığında, hırıltı şiddetlendiğinde
- Sakinken dakikada 60'ın üstünde nefes alıp verdiğinde

KRUP (Yalancı Difteri)

Neden Olur?
Krup, boğaz, ses telleri, ve solunum borusunun iltihabıdır. Soğuk algınlığı ile oluşur.
Ses telleri etrafındaki ödem sesin kabalaşmasına neden olur. En sık 1-5 yaştaki çocuklarda görülür.

Belirtileri nelerdir?
Krup geçiren bütün çocukların kalın, havlar tarzda bir öksürüğü vardır. Ses genellikle kabadır. Nefes aldığında kaba ıslık tarzında bir ses çıkar. Hastalık ağırlaştığında, çocuk uyuduğunda veya sakinken bile hırıltı duyulabilir. İleri durumda nefes alıp vermesi zorlaşabilir.

Nasıl seyreder?
Krup genellikle 5-6 gün sürer ve genellikle gece kötüleşir. En ağır şikayetlere 3 yaş altında rastlanır.

Eğer çocuğunuzda aniden ses kısıklığı ve nefes darlığı gelişirse şunları yapın :
- Ilık Buhar Tedavisi : Ilık nemli hava, ses tellerini rahatlatmaya yarar ve ses kısıklığını giderir. Bunu sağlamanın en kolay yolu çocuğunuzun burnu ve ağzı üzerine sıcak, ıslak bir havlu koymaktır.
Diğer bir yol ise; nemlendiriciniz varsa onu ılık su ile doldurup çocuğunuzun hemen yanında derin nefes almasını sağlamaktır.
- Buhar Banyosu : Aynı zamanda sıcak suyu akıtarak banyo kapısını kapatın. Oda buharlı iken çocuğuuzu en az 10 dk tutun.
- Bir çok çocuk bu tedavilerden sonra sakinleşir ve gece boyunca rahat uyur.
- İlaçlar buhar tedavisi ve sıvılardan daha yararsızdır. Ateş olduğunda (38. C'den fazla) doktorunuzun önereceği bir ilacı kullanın.
- Sıkı Takip : Çocuğunuz yalancı difteri olduğunda onunla aynı odada yatıp izleyin. Sigara dumanına maruz kalmak durumu ağırlaştırabilir.
- Bulaşıcılık : Bu duruma neden olan virüsler ateş düşene dek hastanın ilk 3 gününde bulaşıcıdır. Çocuğunuz kendini daha iyi hissettiğinde okula gidebilir.
Eğer çocuğunuzun nefes darlığı devam ederse hekiminizi hemen arayın.
Eğer çocuğunuz morarırsa hemen Acil Servis' e başvurun veya ambulans çağınn...

Nefes darlığı olmayan yalancı difterinin evde tedavisi : Kuru hava öksürüğü kötüleştirir. Çocuğunuzun odasını nemli tutun. Eğer varsa nemlendiricisini 24 saat kullanın, odasına nemli havlu asın.

Öksürük nöbetleri için ılk sıvılar : Öksürük nöbetleri ses tellerindeki kalın akıntıya bağlıdır. Ilık sıvılar ses tellerini gevşetmeye ve akıntının giderilmesini sağlar. Elma suyu, limonata veya bitkisel çay gibi sıvılar verin.

ÇOCUKLARDA İDRAR YOLU ENFEKSİYONU
İdrar yolu iltihabı mesanenin, bazen de böbreklerin iltihabıdır. Mesanenin iltihabına sistit, böbreklerinkine pyelonefrit denir. İdrar yolu iltihabını tedavi etmek, böbrekleri korumak açısından önemlidir. Sık idrar yapma, gece ve gündüz idrar kaçırma, ateş, karın ağrıları (genellikle alt batında) ve kusma gibi değişik belirtiler verebilir.
Neden olur?
İdrar yolu iltihaplarının etkeni bakterilerdir. Bakteri mesaneye, üretra denilen idrar yollarının dış girişinden girer. Genelde üretra girişini tahriş eden etkenler, bakterilerin buradan içeri girmesini de kolaylaştırır. Bilinen tahriş edici maddeler banyo köpükleri ve şampuanlardır.
İdrar yolları iltihaplarının ender görülen bir nedeni de yollarda idrarın akışına bir engel olmasına bağlı olarak mesanenin tam boşalamamasıdır.
Nasıl seyreder?
Tedavi ile bebeğinizin ateşi ve şikayetleri antibiyotik başladıktan 48 saat sonra geçecektir. Bir kez daha üriner enfeksiyon geçirme riski %50'dir. Çocuğunuzun bu riskini önlemeye yönelik tedbirleri okuyun.
- Antibiyotikler : Çocuğunuzun iyileştiğini düşünürseniz bile idrar yolu iltihabının tekrarlamasını önlemek için antibiyotiği en az 10 gün (ya da doktorunuzun önerdiği süre kadar) kullanın.
- Fazla sıvı alımı : Çocuğunuzun iltihabını temizlemek üzere bol su içmeye teşvik edin.
- Ağrı ve ateş profili : Ağrılı işeme veya 38.5 C' ateş için ağrı kesici kullanın.
- Tıbbi Takip : Çocuğunuz antibiotiğe başladıktan 2 gün sonra hekiminizi arayıp, idrar kültürü sonucunu öğrenmeniz ve çocuğunuzun şikayetlerinin antibiyotiğe cevap verdiğinden emin olmanız gerekmektedir. ilk ziyaretinizden 2 hafta sonra doktorunuz çocuğunuzdan yeni idrar kültürü isteyecektir.
İdrar testi yaptırmak için orta akım idrarı nasıl alınmalı?
- Eğer çocuğunuz için idrar örneği istenmişse sabah ilk idrarını toplamaya çalışın.
- 10 dk kaynamış kapaklı bir kap kullanın. Genital bögeyi bir çok kez sıcak su ile ıslanmış pamuk parçaları ile temizleyin.
- Çocuğunuz tuvalette bacaklarını geniş olarak açıp olabildiğince geri oturmalıdır.
- İdrarını yapmaya başlayınca temiz kapı direkt olarak akımın önüne koyun. İdrar akımı bİtmeden steril kabı doldurup kaldırın (mesaneden gelen ilk ve son damlalar bakteri ile mikroplanmış olabilir).
- İdrarı verinceye kadar buzdolabında tutun ve tahlile getirirken steril kabı taşıdığınız torbaya bir miktar buz koyun.
İdrar yolu iltihaplarından korunmak için ne yapmalı?

- Çocuğunuz yıkandığında genital bölgesini sabunla değil suyla yıkayın.
- Ergenlikten önce köpüklü sabun kullanmayın. Tahriş edici özelliği vardır.
- Şampuan ve diğer sabunları banyo suyuna katmayın. Küvetin etrafında sabun bırakmayın.
- Banyo süresini 15 dk.dan az tutun. Çocuğunuz banyodan sonra idrar yapmalıdır.
- Kız çocuğunuza genital bölgesini önden arkaya doğru, özellikle dışkısını yaptıktan sonra temizlemesini öğretin.
- Çocuğunuzun kabız olmasını önlemeye çalışın.
- Çocuğunuzun idrarını açık renk olmasını sağlayacak şekilde yeterli sıvı almasını teşvik edin.
- Çocuğunuzu idrarına günde 3-4 kere yapmak üzere teşvik edin.
- Kız çocuğunuz bol iç çamaşırları giymelidir.

 İSHAL İshal, dışkılama sayısındaki ve miktarındaki ani artıştır. İshalin en büyük tehlikesi vücudun fazla sıvı kaybına bağlı olarak kurumasıdır. Bu durum, dil ve ağız içinin kuruması, az işeme, ya da koyu ve kıvamlı idrar yapma gibi belirtilerle kendini gösterebilir. İshal tedavisinin esas amacı sıvı kaybını önlemektir.
Neden olur?
İshalin en sık nedeni el-ağız yoluyla bulaşan mikroplardır. Viruslar en sık nedenlerdir. Bazen bakteri ve parazitler de ishale yol açabilir. Ender olarak besin allerjisi ve fazla meyva suyu içmek de ishal nedenidir. Eğer çocuğunuzun 1-2 defa dışkılaması varsa, bu, muhtemelen çocuğunuzu alışık olmadığı bir şey yemesine bağlıdır. Ayrıca, 2 günden uzun süren sıvı ağırlıklı beslenme de sulu dışkılamaya neden olabilir.
Nasıl seyreder?
İshal bir kaç günden haftaya dek sürebilir. Çocuğunuzun ishal ile kaybettiği sıvıyı yerine koyması için yeterli miktarda sıvı alması gerekmektedir. Dışkının hemen katıya dönmesini beklemeyin.
Evde neler yapmalı?
İshalin ana tedavisi sıvı alımının artırılması ve diyet değişikliğidir. Uygun diyet tedavisi ishalin ağırlığına ve çocuğunuzun yaşına bağlı olarak değişmektedir. Çocuğunuz günde 4 kezden fazla sulu dışkılama yapmadan diyetini değiştirmeyin.
- Mama ile beslenen <1 yaş çocuklar sulu ve sık ishal olduğunda;
mamaları laktoz içermeyen sindirimi kolay mamalara değiştirilebilir. Bunu doktorunuza danışın.
Su yerine, dengeli elektrolit solusyonu olarak bilinen ve eczanede satılan sıvılardan doktorunuzun önerisiyle faydalanabilirsiniz.
Eğer çocuğunuzun ağır derecede ishali varsa ve koyu renkli, az miktarda idrar yapıyorsa, kilosu başına en az 10 ml olacak şekilde bu solüsyonlardan içebilir. Sıvı miktarını hiç bir zaman kısıtlamayın.
Normal mamaya dönerken doktorunuzun önerilerine uyun.
- 2 yaşından büyük çocuklarda (sık ve sulu ishali olan) sofra yemekleri yiyebildikleri için mamayla beslenmeleri gerekmez. Pirinç, ekmek, kraker, havuç, patates, muz, elma püresi, kızarmış ekmek gibi besinler bu durumda uygundur. Tuzlu krakerler çocuğunuzun ihtiyacı olan tuz miktarını karşılamasına yardım eder. Sıvı kaybı varsa, doktorunuzun önereceği oral elektrolit ve şeker solüsyonlarını verebilirsiniz. İkinci günde süt ve su verebilirsiniz. Meyva suları ishali arttırabilir.
Dikkat: çocuğunuz katı besinleri reddediyorsa ona süt verin.
- Anne sütü alan çocuklar (sık sulu ishali olan): Hayatın ilk 3 haftasında anne sütü alan bebeğin her beslendikten sonra normalde bir dışkılaması olur. Bazen dışkı rengi yeşil, kıvamı sulu olabilir. Dışkıda sümük, kan veya kötü koku duyulana dek normal sayılmalıdır. Bebeğinizin dışkılama sayısı artarsa muhtemelen ishali vardır. Bebeğiniz emmeye isteksiz, hasta görünümlü ve ateşli olabilir. Unutmayın ki anne diyetindeki kola, kahve ve bitkisel çaylar barsak hareketlerini arttırabilir.
Bebek ishal olursa daha sık aralarla emzirin. Fonnül mamayla beslenen bebeklere katı gıdalar ekleyin. Ağır ishalde (sulu ve sık) idrarı azalmış ise bebeğiniz fazla yorgunsa ve damar yolundan sıvı gereksinimi olabilir.
Bebeğinizin altı ishale bağlı olarak tahriş olabilir. Bunu önlemek için her ishal dışkısından sonra altını yıkayın ve koruyucu bir krem sürün. Bu bakım özellikle geceleri gereklidir. Bebeğinizin altını sık sık değiştinnek de faydalıdır.

ORTA KULAK İLTİHABI
Nedir?
Orta kulak iltihabı üst solunum yolu enfeksiyonunun östaki borusunu (orta kulağı boğaz bölgesinin arkasına bağlayan boru) tıkamasına bağlıdır. Çocuğunuzun kulağı ağrılıdır. Çünkü iltihaplı sıvı kulak zarı üzerine baskı yapıp bombeleşmesine neden olur. Huzursuzluk ve az uyku nedenidir.
Çocukların çoğu en az bir kez kulak enfeksiyonu geçirir. Çocukların %5-10'nunda orta kulaktaki basınç, zarın delinmesine neden olabilir ve kulaktan sarı, bulanık bir sıvı akar. Eğer doktorunuzun verdiği tedaviyi uygularsanız çocuğunuz iyileşecektir. Kulağın ve işitmenin sürekli zarar görmesi ender görülür.
Nasıl tedavi edilir?
Antibiotik gerekliliğine doktorunuz karar verecektir. Eğer verilmesi kararlaştırılırsa, ağrı kesiciler (paracetamol ve ibuprofen) antibiyotik etkisini gösterene kadar, kulak ağrısı ve 38,5 C üzerindeki ateş için kullanılabilir.
Aktivite kısıtlamanmalı mı?
- Çocuğunuz dışarı çıkabilir ve kulaklarını örtmesi gerekmez.
- Kulak zarında delinme ve akıntısı olmadığı sürece yüzebilir. Uçak ve dağ yolculukları çocuğunuz inişte, emzik veya ciklet çiğnediği sürece güvenlidir.
- Kendini daha iyi hissettiğinde veya ateşi düştüğünde, okul veya yuvaya dönebilir. Kulak iltihabı bulaşıcı değildir.
Kontrol gerekli mi?
- Doktorunuz 2-3 hafta sonra çocuğunuzun kulağını kontrol etmek isteyecektir. Doktorunuz çocuğunuzun işitmesini test edebilir. Bu testler özellikle enfeksiyon kulak zarında delik yaptıysa önemlidir.
Kulak enfeksiyonlarını önlemek için ne yapmalı?
- Eğer çocuğunuz sık kulak enfeksiyonu geçiriyorsa önlem almak gerekir.
- Çocuğunuzu sigara dumanından koruyun.
- Hayatın ilk yılında çocuğunuzu enfeksiyonlardan koruyun. Kalabalık yuva yerine evde bakıcı veya küçük ev temelli yuvalarda baktırın.
- Bebeğinizin ilk 6-12 ayında anne sütü ile emzirin. Anne sütündeki antikorlar kulak enfeksiyonunu azaltmaktadır.
- Çocuğunuzun biberonunu 45C'de tutun. Yatay pozisyonda çocuğunuzu beslemek, mama ve sıvı besinlerin östaki borusuna geri akımını sağlamaktadır. Çocuğunuz 9-12 aylık iken biberondan ayırmak bu sorunu ortadan kaldırmaktadır.
- Allerjileri kontrol edin. Çocuğunuzun sürekli burun akıntıları varsa allerjinin etken olduğunu düşünün.
- Eğer çocuğunuz sürekli horluyorsa veya ağzından nefes alıyorsa büyük geniz eti olabilir; bu da kulak enfeksiyonunu neden olabilir.

ROTAVİRÜS VE YOĞURT

Rotavirüs, her yıl dünyada milyonlarca çocuğu etkilemektedir. Çoğu vakada rotavirüs gastroenteriti selim bir seyir izler, fakat sıklığı ve bazen ölümcül olabilecek sonuçlarının olması nedeni ile ciddi bir halk sağlığı problemidir.

Rotavirüs nedir?
Rotavirüs, ince barsakları etkileyip, sıvı ve elektrolit emilimini bozan bir mikroptur. Hastada ciddi sıvı kaybına sebep olabilir. En çok kış aylarında görülmekle beraber tüm yıl boyunca olabilir. Bazen salgınlar yapar. İnsandan insana, rotavirüslü dışkıların bulaştığı yiyeceklerle bulaşır. Yapılan bazı çalışmalarda rotavirüsün, oyuncaklar, tuvalet kapı kolları, telefonlar, yuvalardaki ve hastanelerdeki kirli yüzeyler aracılığıyla da bulaştığı gösterilmiştir. Mikrop, etkilediği insanların dışkılarında bulgular ortaya çıkmadan önce atılmaya başlar, bulguların başlamasından sonra 10 gün daha atılmaya devam eder. En çok 4-24 ay arası çocuklar etkilenir, aynı çocukta birkaç kez görülebilir. Çok az sayıda alınan mikrop bile hastalık yapmaya yeter. Bir dönem Amerika Birleşik Devletleri’nde bu mikroba karşı aşı geliştirilmiş, ancak barsak düğümlenmelerine sebep olduğu için kullanımdan kaldırılmıştır. Şu an kullanılan bir aşı yoktur. En önemli korunma yöntemi, ellerin sık sık yıkanması, yuvalar gibi çocukların kalabalık olarak bulunduğu yerlerde yiyeceklerin ve ortamın temizliğine dikkat edilmesidir.

Hastalığın seyri nasıldır?
Hastalık, mikrop alındıktan 48 saat sonra başlar, önce hafif ateş olur, beraberinde kusma olabilir veya olmayabilir. İkinci gün karın krampları ile beraber, sık, sulu kakalar başlar. Dışkıda kan yoktur, tahlillerde iltihap hücreleri (lökositler) çıkmaz. İshal o kadar sıktır ki, vücut çok kısa sürede susuz kalabilir (dehidratasyon). Bazen o kadar suludur ki, bezde görüldüğünde idrar sanılabilir. Ateş ve kusma genellikle 2 günde geçer, ishal ise 5-7 gün sürebilir. İştahın yerine gelmesi ve dışkının tamamen normale dönmesi genellikle 10 günü alır. Hafif üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları ( öksürük, burun akıntısı) da olabilir.

Tanı nasıl konur?
Rotavirüs tanısı, dışkıdan kolaylıkla yapılabilir, sonuç hemen çıkar.

Tedavisi nasıldır?
Rotavirüsün özel bir tedavisi yoktur. Tedavide en önemli nokta, kaybedilen sıvının yerine konması, vücudun susuz kalmamasıdır. Bu yüzden hastaya bol sıvı gıdalar vermek, bir süre az yağlı ishal diyeti uygulamak gerekir. İlginç bir nokta olarak, artık ishalde en iyi yiyecek maddesinin yoğurt olduğu anlaşılmıştır. Yurt dışında en son yapılan çalışmalarda, yoğurdun vücuda yararlı “Lactobacillus” denen, bir mikrobu içerdiği ve bu mikrobun barsaklara yapışarak, rotavirüsün yapışmasını engellediği gösterilmiştir. Bu nedenle, ishalli çocuğa bol bol yoğurt yedirin.

Astımın Belirtileri Nelerdir?
Astım çoğu kez nefes darlığı ile kendini belli eder. Göğüste tıkanma, öksürük, hırıltılı solunum diğer rastlanan şikayetlerdir. Her hastada bunların hepsi bir arada olmayabilir ve bazen sadece öksürükle veya nefes alıp verirken hırıltı, hışırtı şeklinde bir ses şeklinde belirti verebilir.

Bu Şikayetler Mutlaka Astım Hastalığına mı Bağlıdır?
Hayır. Astım dışında da bir çok hastalığın seyri sırasında benzer yakınmalar olabilir. Şikayetlerin zaman zaman nöbetler şeklinde ortaya çıkması ve bir müddet sonra kendiliğinden veya tedaviyle tamamen düzelmesi çok tipiktir. Geceleyin, bilhassa sabaha doğru uykudan uyandıracak şekilde bu yakınmaların görülmesi astımın karakteristik özelliğidir. Yukarıda bahsedilen tetik faktörlerle nöbetlerin başladığının öğrenilmesi teşhise çok yardımcı olur. Yukarıda sayılan şikayetlerden bir yada birkaçına sahip olan ve yakınmaları uzun sürüp tekrarlayan kişilerin mutlaka astım yönünden bir uzman hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir.

Astımım Olduğundan Şüpheleniyorum Ne Yapmalıyım?
Astım tanısı çok zor ve zahmetli değildir. Bu konuda uzman bir hekime başvurursanız size astımınız olup olmadığını söyleyecektir. Ancak, bazı durumlarda astım teşhisi koymak biraz zaman alabilir ve bir süre hekim takibinde kalmanız gerekebilir.

Teşhis İçin Biyopsi, Kan Vermek, Endoskopi Yaptırmak Gibi Can Yakıcı İşlemler Gerekli mi?
Hayır. Astım teşhisi için canınızı yakacak hiçbir işleme gerek yoktur. Hekiminiz sizinle konuşarak, sizi muayene ederek, solunum fonksiyon testleri yaparak tanı koyabilir.

Solunum Fonksiyon Testleri Zor bir test midir?
Asla. Kişinin yapması gereken; bir ağızlık içerisinden bir derin nefes alıp, aldığı nefesi hızlı ve güçlü bir şekilde üflemesinden ibarettir. Anında sonuç veren, hasta için hiçbir zarar veya risk taşımayan, hemen her yerde uygulanabilir bir işlemdir.

Pefmetre Cihazı Ne İşe Yarar?
Pefmetre astım teşhisi, astımın ağırlığının tespiti ve tedaviye cevabın değerlendirilmesi, astım nöbetlerinin şiddetinin ölçülmesi için kullanılan basit bir cihazdır. Her astımlı hastanın bir pefmetresi olmalı ve kullanımasını hekiminden öğrenmelidir. Bu, hipertansiyonu olan hastanın evinde tansiyon aleti bulundurup kendi tansiyonun kontrol edebilmesi gibi; astımlı hastanın da kendi hastalığını izleyebilmesine imkan verir.

Allerjik Deri Testleri Yaptırmalı mıyım?
Astım her zaman allerjik bir hastalık değildir. Deri testleri ise astım tanısında değil, sadece allerjik bir deri cevabının varlığı durumunda yararlıdır. Astımı olan kişilerin testleri negatif bulunabildiği gibi, deri testleri pozitif bulunan kişilerde de astım olmayabilir. Bu nedenle bu testlerin astım tanısında yeri yoktur. Sadece tedaviye cevap vermeyen, atakları kontrol altına alınamayan astımlılarda tetik faktörlerin tespiti açısından gerek duyulduğunda yapılabilir. Yoksa gereksizdir.

 Hangi Çevresel Faktörler Astıma yol açmaktadır?
Astıma neden olan, astım gelişimine katkıda bulunan veya astımlı kişilerde nöbetleri tetikleyen çeşitli risk faktörleri tanımlanmıştır. Bunlardan bazıları kaçınılabilir, düzeltilebilir durumlardır. Tüm dünyada, ev tozu akarları ile evde beslenen kedi gibi hayvanlar; hamamböceği, kalorifer böceği gibi haşereler ve küf mantarları en sık rastlanan astım nedenleridir. Polenler (ağaç, ot,çimen), aspirin gibi ilaçlar ve bazı iş yerlerinde maruz kalınan mesleki uyarıcılar da astımla sonuçlanan allerjik duyarlılığın gelişimine yol açarlar. Ayrıca sigara dumanıyla temas, solunum yolu enfeksiyonları, hava kirliliği, bazı gıdalar ile bunlara ilave edilen katkı maddeleri de bilhassa erken çocukluk döneminde astım gelişimine katkıda bulunurlar. Bu nedensel ilişki gösteren faktörlerin tümüne ilaveten iklim değişiklikleri (sisli, yağışlı, kapalı havalar), psikojenik stresler, egzersiz gibi değişkenlerin ise astımlılarda nöbetleri tetikleyebilir iken astımı olmayanlarda bu yönde etkileri yoktur. Yine sinüzit, burunda polipler, yemek borusuna mide asidinin geri kaçak yapması gibi bazı durumlar astımlılarda sık görülmekte ve hastalığın tedavi ve kontrolünü güçleştirmektedirler.

Meslek İle Astım Arasında Bir İlişki Var mı?
Evet. Astım bazen bir meslek hastalığı şeklinde karşımıza çıkabilir. En sıklıkla fırıncılar, kuaförler, boyacılar, çiftçiler, kereste ve mobilya işinde, gıda sektöründe çalışanlar olmak üzere bir çok iş kolunda işyeri ortamında karşılaşılan bazı maddelere bağlı olarak astım gelişir. Yakınmaların işe girdikten sonra başlaması, tatil zamanlarında veya işyerinden uzakta geçirilen günlerde azalması, aynı işyerinde birden çok kişide benzer yakınmaların görülmesi meslek astımını düşündürmelidir. Böyle hastaların meslek değiştirmesi veya aynı işte başka bir alanda çalışması, maske kullanması gerekebilir.


Şekil III. Astımla ilişkili meslekler

Astımın Mevsimlerle İlişkisi
Bazı allerjenlerin mevsimle ilişkili olarak ortaya çıktığı veya yoğunluğunun arttığı bilinmektedir. Diğer bazıları ise her mevsimde sabit olarak bulunurlar. Mevsimsel allerjenler daha çok polenlerdir. Ancak değişen nem ve ısı gibi iklim koşullarından etkilendikleri için ev tozu ve küf mantarı gibi diğer allerjenlerin yoğunluğu da mevsimlere göre dalgalanmalar gösterir. Buna bağlı olarak allerjik astımlıların bazılarında belirli mevsimlerde yakınmalar artabilir, hatta sadece bu dönemde hastalık ortaya çıkıp daha sonra tamamen normale dönebilir.

Tetik Faktör Ne Demektir?
Astımlı kişiler çoğu zaman kendilerini tamamen normal hissederler ve hiçbir şikayetleri yoktur. Oysa bazen durup dururken aniden tıkanabilirler ve çok zor dakikalar, saatler, günler geçirebilirler. Şikayetlerin ortaya çıktığı bu dönemlere astım nöbeti, atağı, krizi diyoruz. Bazı hastalarda nöbeti başlatan faktörler belli iken diğer bazılarında ise bilinemez. Örneğin çoğu astımlı koşma, merdiven çıkma gibi eforlar sırasında tıkanmaktadır. Sigara, çeşitli toz kimyasal dumanlar, kokuların solunması, kalp-tansiyon ve romatizma ilaçlarından bazılarının kullanılması, grip vb viral hastalıklara yakalanmak, ağlama-gülme gibi emosyonel davranışlar, yağışlı şimşekli iklim koşulları gibi bir çok durum astımlılarda nöbetleri tetikleyebilir. Oysa bunların astımı olmayanlarda hatta diğer bazı astımlılarda ise aynı yönde bir etkileri olmaz. Astımı olanların kendileri için geçerli olan tetik faktörleri tespit edip bunlardan kaçınmaları hastalıklarının tedavisinde çok önemlidir.

Bölgemiz Astım Açısından Fazla Risk Taşımakta mıdır?
Nemli, bol yağışlı ve ılıman iklimi, zengin bitki örtüsü nedeniyle yukarıda bahsedilen ve en sıklıkla astım nedeni olan ev tozu akarları, polenler ve küf mantarları gibi havayla taşınan allerjenler bakımından çok elverişli koşullar taşıması ve sigara içme oranlarının yüksek olması nedeniyle Doğu Karadeniz Bölgesi astım için riski fazla bir yöre olarak görünmektedir.

Astım bronşiale,astma,allerjik astım



Astım Nasıl Bir Hastalıktır?
Nefes alma sırasında atmosfer havasının solunum olayının olduğu alveol denilen hava boşluklarına naklini sağlayan iletici hava yollarında daralma, tıkanıklık ve buna bağlı olarak hava akımında zorlukla karakterize bir hastalıktır. Hava yollarında mikrobik olmayan süreğen bir iltihaplanma söz konusudur.

Astım Allerjik Bir Hastalık mıdır?
Astım her zaman olmasa da olguların çoğunda allerjik zeminde gelişen bir hastalıktır. Bilhassa çocuklukta başlayan astım için bu daha belirgindir. Ancak, Kişinin allerjik tabiatlı (atopik) olması astım olmasından ayrı bir şeydir. Diğer allerjik hastalıklar (rinosinüzit, konjonktivit, dermatit, ürtiker) astımla birlikte bulunabilir veya bu hastalıklar varken astım olmayabilir. Aksine astımı olduğu halde allerjisi olmayabilir.

Astım Kimlerde Görülür?
Astım, erkek-kadın herkeste; çocuk-erişkin her yaşta ve dünyanın hemen her yerinde rastlanan bir hastalıktır.

Astım Sık Rastlanan Bir Hastalık mıdır?
Astımlı hastaların sıklığı coğrafi bölgelere, yaşam koşullarına ve sosyo-kültürel özelliklere bağlı olarak toplumdan topluma farklılık göstermektedir. Toplumda yaşayanların %10’dan daha fazlasında görüldüğü bildirilen yöreler yanında %1’den az sıklıkla rastlanıldığı bölgeler söz konusudur. Ülkemizde de durum aynıdır. Ortalama sıklığın %5-6 civarında olduğu tahmin edilmektedir ki, ülkemiz koşullarında bu, her 3-4 evden birisinde bir astımlı hastanın yaşadığı anlamına gelmektedir.

Astım İrsi Bir Hastalık mıdır?
Bazı hastalıklar genetik geçişlidir. Anne veya babadan ilgili genetik kodu alan kişilerde çevresel değişkenler ne olursa olsun hastalık mutlaka ortaya çıkar. Bazı hastalıklar ise tamamen çevresel koşullara bağlı olarak gelişir. Astım bu iki grup hastalıktan farklıdır. Hastalığın ortaya çıkmasında hem genetik yatkınlık hem de çevresel faktörler birlikte rol oynar. Her iki belirleyici de hastalığın ortaya çıkmasında tek başına yeterli değildir.

Astımlı Anne veya Babanın Çocukları Astımlı Olarak mı Doğar?
Anne ve babası yada bunlardan birisi astımlı olan çocuklarda astım görülme olasılığı toplunda görülen astım sıklığından biraz daha fazla olmakla birlikte, böyle bir çocuğun mutlaka astımlı olacağı söylenemez. Ailede astım vb allerjik hastalıklar varsa doğacak çocukların korunması amacıyla uygun çevresel koşulların sağlanması yararlı olacaktır.

http://www.meleklermekani.com/bebek-cocuk-hastaliklari/26203-sik-rastlanan-cocuk-ve-bebek-hastaliklari.html

 

 

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

Ağız Kokusu

Tarih 12 Mart 2008, 20:22. Yazan ugurlab.  
Etiket: ağız, koku, nedenleri, tedavisi

ABD’de ağız çalkalama suları için yılda 740 milyon dolar, ağız spreyleri ve solüsyonlar için de 625 milyon dolar harcanıyor.

Kötü kokan bir nefes ve ağız ciddi bir sorundur

Siz de konuşurken elinizle kapatma ihtiyacı duyuyorsanız, insanlar siz konuşurken geriye çekiliyorsa hemen harekete geçmeli ve kokunun nedeni her ne ise ortadan kaldırılması için destek almalısınız.

Ağzınızın kokup kokmadığını tespit etmeniz zor değil, eşinize dostunuza sorarak bile koku olup olmadığını öğrenebilirsiniz. Ancak net bir sonuç alabilmek için hekimler bazı cihazlardan faydalanırlar. Bu iş için geliştirilmiş gaz kromatograflar ve özel sülfit monitörleri var. Bunlar nefesin yapısını kesin olarak gösterebiliyorlar.

Halitozis adı verilen ağız kokusu, ağızda bulunan bakterilerin hidrojen sülfür içerikli ürünlerinden ortaya çıkar. Ağız sağlığına ve hijyenine yeterince dikkat etmeyen bireylerde hidrojen sülfür üreten bakteri sayısı artar bu da kötü kokuya neden olur.

Nefesin kötü kokması genellikle ağız içinden kaynaklanır. Ağızdaki bir enfeksiyon, dişeti hastalıkları veya ağız içinde birkaç saatten fazla kalmış gıda artıklarına yerleşen bakteriler kötü kokulara neden olurlar.

Ancak koku sadece diş ve ağız kaynaklı olmayabilir. Akciğer iltihabı, sinüzit, şeker hastalığı (aseton kokusu), mide bağırsak hastalıkları, böbrek yetmezliği (balık kokusu), karaciğer ve metabolizma bozuklukları da ağız kokusuna sebep olurlar.
Ağız kokusundan kurtulmanın ilk adımı, kokunun kaynağının tespit edilmesidir. Kokunun nedeni bulunduktan sonra ise tedavisi yapılır.

Nefesiniz ağız içi kaynaklı bir nedenden kötü kokuyor ise yolunuz mutlaka bir diş hekiminden geçmelidir. Diş hekimi, tüm çürüklerinizi, varsa diş eti hastalığınızı tedavi edecek. Diş taşlarınızı temizleyecek, gömük ve yarı gömük 20 yaş dişlerinizi çekecektir.

Ağız içinden kaynaklanan kokuların yüzde 90'nı başarıyla tedavi edilebilmektedir. Bunun için kişinin kendisine de önemli görevler düşüyor. Çoğu ağız kokusunun tedavisine dilin fırçalanması ile başlanır.

Ağız kokusunu oluşturan bileşenlerin birincil alanı dildir. Sabah şiddetli ağız kokusundan şikayet eden kişilerde dişlerin ve dilin yemek sonrası fırçalanması ile sorun kontrol altına alınabilir. Her öğünün ardından dişler en az 3 dakika fırçalanmalı, mutlaka fırçalamanın ardından diş ipi kullanılmalıdır. Ağızdan kaynaklanan koku mutlaka ağız hijyeninin düzeltilmesiyle ortadan kalkar.

İyi bir ağız hijyeni ise dişetlerinizin de dişlerinizle beraber düzenli olarak fırçalanması ve dişlerinizin arayüzlerinin temizlenmesi(diş ipi veya arayüz fırçası kullanarak) ile sağlanır.

ALINTI-betul.yurteri@mynet.com

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

Suyla Bulaşan Hastalıklar

Tarih 12 Mart 2008, 20:16. Yazan ugurlab.  
Etiket: bulaşma, hastalık, su

Eskişehir Sağlık Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklar Şube Müdürü Dr. Aslıhan Coşkun, artan hava sıcaklığının su ve besinlerle bulaşan hastalıkların artmasına yol açabileceğini söyledi.

 

  Coşkun, yaptığı açıklamada, hava sıcaklığının artması sebebiyle bazı mikrobik hastalıkların su ve besinlerde üremelerinin mümkün olabildiğini belirterek, "Yeterli önlem alınmadığında, tek bir kaynaktan çıkan çok sayıda etken sularda ve besin maddelerinde çoğalarak hastalıklara ve salgınlara sebep olmaktadır. İnsan gücü ve ekonomik kayıplara yol açan bu hastalıkların temelinde, olumsuz çevre koşulları ve kişilerin yetersiz temizlik alışkanlıkları bulunmaktadır. Su ve besinlerle bulaşan tüm hastalıklar, basit önlemle kontrol altına alınabilmektedir. Bu hastalıklarla etkin mücadelede; çevre koşullarının olumlu hale getirilmesi, yeterli ve sağlıklı içme suyu temini, gıda güvenliğinin sağlanması ve kişisel temizlik kurallarına uyulması gereklidir" dedi.

Aslıhan Coşkun, su ve besinlerle bulaşan hastalıklara karşı alınması gereken tedbirleri açıkladı. Aslıhan Coşkun, tuvaletten çıktıktan sonra, yiyecekleri hazırlamadan önce, yemek yemeden ya da çocukları beslemeden önce eller, parmak araları ve tırnak içlerinin bol su ve sabunla yıkanması gerektiğini söyledi.

Bu alışkanlığın çocuklarımıza erken yaşlarda kazandırılması gerektiğini anlatan Aslıhan Coşkun, şunları söyledi: "Daima temiz su içilmeli, kullanılmalı. Su temiz tutulmalı, güvenli bir şekilde saklanmalıdır. Temiz olduğundan emin olunmayan sular kaynatılarak ya da klorlanarak kullanılmalı. Tüm et, balık ve sebzeler tamamen pişirilmeli, yiyecekleri hazırlamaya ya da servis yapmaya başlamadan önce eller yıkanmalıdır. Tabak ve kaplar ile üzerinde sebze ve benzeri maddeler kesilen tahta ve mutfak tezgahı, su ve sabunla iyice yıkanmalı. Yemekler buzdolabında saklanmalı, en uygunu bir öğünde bitecek kadar hazırlanmalı. İnsan atıkları uygun şekilde uzaklaştırılmalı, kanalizasyon sistemi olmayan tuvaletler kullanılmamalı. Karasineklerle mücadele için evde çöpler kapalı kovalarda biriktirilmeli ve günlük olarak atılmalı. Çiğ yenen sebze ve meyveler bol suyla iyice yıkandıktan sonra yenmeli."

ALINTI-iha

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

Bitter çikolata: öpücük

Tarih 12 Mart 2008, 19:31. Yazan ugurlab.  
Etiket: bitter çikolata, erkek, kız, video

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

hayvandan bulaşan hastalıklar ve korunma yöntemleri

Tarih 12 Mart 2008, 19:14. Yazan ugurlab.  
Etiket: hastalık, hayvan, korunma

Zoonoz Hastalık ne demektir?
Zoonoz hastalıklar; insanlar ve hayvanların birbirine bulaştırabildikleri ve her iki gruba dahil bireylerde ortak olarak şekillenen hastalıklar diye tanımlanabilir.

Dünya sağlık örgütü; zoonoz hastalıkları, doğal koşullarda insanların ve hayvanların birbirine bulaşan hastalığı olarak tanımlamaktadır.

Ancak bu tanımlamadaki doğal koşullar kavramının aksine bazı hastalıkların bulaşabilmesi için bir takım özel şartların oluşması gerekmektedir ki bu da önemli bir konudur. Örneğin kuduzun bulaşabilmesi için mutlaka ısırık, tırmalama vb. nedenlerle oluşan açık bir yara olmalıdır. Aynı durum Brucella enfeksiyonlarında da söz konusudur. Bulaşma yollarından biri olan deri yolu ile bulaşma ancak deri üzerinde çizik, çatlak gibi açık bir yaranın varlığında mümkündür.

Zoonoz hastalığın tanımından da anlaşıldığı gibi tek taraflı bir bulaşma değil, her iki grubunda birbirine hastalık bulaştırması söz konusudur. Bulaşmanın kaynağına göre zoonoz hastalıklar iki gruba ayrılır.

Zooantroponozlar; hayvanlar ve hayvansal ürünler aracılığı ile insanlara bulaşan hastalıklar.

Antropozoonozlar;insanlardan hayvanlara bulaşabilen hastalıklar.

Bu pratikte kullanılmayan bir gruplandırmadır ve beşeri veya veteriner hekimlikte genel olarak zoonoz hastalıklar olarak değerlendirilir.

İnsanlardan hayvanlara geçen hastalıklara sistiserkozları (cysticercosis) örnek olarak gösterebiliriz. Ülkemizde de sık görülen ve konakçılar aracılığı ile dolaylı yolla kedi ve köpeklerde görülebilen bu parazitin, ergin şekli olan tenialar (T.Solium) insanların ince bağırsağında yaşar ve enfekte gıdaların yenmesi ile sığırlara (T.Saginata) geçer. Kedi ve köpeklere bulaşma, çiğ etlerin veya enfekte iç organların yedirilmesi sonucu olabildiği gibi doğrudan insan atıkları ile enfekte olmuş gıdaların yenmesiyle de oluşabilir.

Tüm pet sahiplerinin ortak endişesi olan konu zooantroponoz karekterli hastalıklardır. Birlikte yaşadığı petlerin kendileri için oluşturabileceği riskleri bilmek her zaman insanların ilgisini çeken önemli bir konu olmuştur. Ayrıca zoonoz karakterli hastalıklardan bazıları petlerde tedavisi olmayan, sadece koruyucu aşılamalar ile önlenebilen hastalıklardır ve insanlar içinde ciddi tehlike yaratabilmektedir. Bu gün tüm dünyada hem insan hemde hayvan sağlığı için büyük önem taşıyan kuduz buna en iyi örnektir.

Zoonoz hastalıklar hangi yollarla insanlara bulaşabilir ?

Zoonoz hastalıkların bulaşması hastalığın etkenine bağlı olarak farklı yollarla olmaktadır. Ancak genel olarak bulaşma temas, solunum veya oral yol ile olmaktadır. Tüm bulaşma yollarında asıl olan ortak nokta etkenin taşınmasıdır. Kedi veya köpeklerin vücut atıkları (dışkı, idrar, salya, burun akıntısı) etkenlerin taşınmasında önemli bir yoldur. Bu atıklarla temas veya atıklarla bulaşık enfekte gıdaların alınması sonucu insanlara geçebileceği gibi ısırma ve tırmalama sonucu kan yolu ile de bulaşma olabilir.
Direk bulaşmanın yanında kedi ve köpeklerdeki etkenlerin ara konakçılar vasıtası ile insanlara indirek yolla bulaşabilmesi de mümkündür. Son yıllarda ülkemizde de sık rastlanılan ve köpeklerde ağrılı eklem hastalıkları ile karekterize Lyme hastalığını buna örnek olarak verebiliriz. Hastalığın etkeni keneler aracılığı ile köpekden köpeğe taşınabildiği gibi keneler vasıtası ile insanlara da bulaşabilmektedir.

Zoonoz hastalılar nelerdir?

Kedi ve köpek gibi petlerden kaynaklanan zoonoz hastalıklar yanında tavuk, kuş vb. kanatlı hayvanlar, koyun, sığır vb. evcil memeliler, maymun, fare vb. yabani memeliler ve tavşanlar gibi pek çok hayvan türüne ait zoonoz hastalık, insanlara bulaşarak ciddi sorunlara neden olabilir. Kedi ve köpeklerde dahil olmak üzere tüm hayvan türlerinde görülebilen ve insanlara da bulaşabilen bu zoonozlar, bakteriyel, paraziter, viral ve mantar kaynaklı olabilmektedir. Ayrıca bulaşması sadece kene pire gibi arthropodlar aracılığı ile olabilen bazı zoonoz hastalıklar arthropadal kökenli zoonozlar olarak tanımlanmaktadırlar. Bu etkenler (bakteri, virus, mantar ve parazitler) kedi ve köpeklerde değişik şekillerde hastalığa neden olurlar ve farklı yollarla insanlara bulaşabilirler.
Kedi ve köpeklerde sık karşılaşılan ve önem taşıyan zoonoz karakterli hastalıklardan bazıları şunlardır;
Salmonellosis, Brucellosis, Camphylobacteriosis, Leptospirosis, Kuduz, Cat Scratc disease, Lyme disease, Veba, Tularemi, Sporotrichosis, Dermatophytosis, Toxacara canis, Echinococcosis, Droflariasis, Cysticercosis, Toxoplasmosis.

Zoonoz hastalıklardan nasıl korunabiliriz ?

Korunma için her şeyden önce etkenin veya hastalık kaynağının bilinmesi gerekir. Bunun dışında önemli olan diğer bir konuda bulaşma yollarının bilinmesidir.

Zoonoz hastalıkların gerek petler arasında yayılmasını, gerekse insanlara bulaşmasını önlemek için koruyucu olarak yapılan aşı, ilaçlama, iç ve dış parazitler ile mücadeleye önem vermek gereklidir.

Kuduz gibi tedavisi olmayan bazı zoonoz hastalıkların varlığı koruyucu hekimliği ön plana çıkarmaktadır. Bu amaçla spesifik hastalıklara karşı geliştirilen aşı uygulamaları halen tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en etkin yöntem olarak kullanılmaktadır. Bu aşılara örnek olarak kuduz, lyme ve Leptospiro aşıları örnek olarak verilebilir.

Ayrıca petlerde oldukça sık görülen ve insanlarda hydatik kist oluşumuna neden olan Eccinococcuslar ile mücadele de, oral yolla düzenli olarak yapılan paraziter uygulamalar ile yapılabilir.

Zoonoz hastalıkları önlemek için yapılan bazı çalışmalar

Uzun yıllar boyunca zoonoz hastalıkların önlenmesi için gereken çalışmalara önem verilmemiş olmasına karşın özellikle son dönemlerde yapılan çalışmalar zoonozlara karşı alınan önlemleri ve korunma çalışmalarını artırmıştır.

Ülkemizde 1991 yılında kurulan Türkiye Milli Zoonozlar Komitesi faal olarak çalışmalarına 1998 yılında başlamış ve UNESCO ile ortak çalışmalar yaparak halk sağlığı eğitim komiteleri tarafından toplantılar düzenlenerek bilgilendirme çalışmalarına başlanmıştır. Ayrıca Sağlık Bakanlığı Veteriner Halk Sağlığı Daire başkanlığı tarafından düzenlenenkuduz hastalığı mücadele programı ile zoonoz hastalıklar ve bunlardan korunma çalışmaları artırılmıştır.

Kaynak : Bu makale PURINA PetCare Centerdaki PURINA Labratuvarlarında yapılan araştırmalar sonucunda hazırlanmıştır.


TutanQamon

21-05-2007, 02:07

Paylaşım için tşk.


HayvaN_SeveR

10-06-2007, 03:08

paylaşım için tşkler...


ulass1905

14-10-2007, 04:11

tesekkurler....


E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

2 yorum.

Çocuk yılda kaç santim uzar?

Tarih 12 Mart 2008, 17:03. Yazan ugurlab.  
Etiket: boy, haber, hesaplama, çocuk

Çocuk yılda kaç santim uzar?



Her anne ve babanın en büyük isteği çocuğunun normal ve sağlıklı büyümesidir. Ancak ailelerin bu boy ölçümünü takip etmesi şart. İşte dikkat edilecek noktalar ve tahmini boy hesaplama cetveli.

05 Ekim 2005 14:05
Yazı boyutunu büyütmek için
Çocuk yılda kaç santim uzar?

Çocukların büyümesi aileler tarafından nasıl takip edilmeli?

Doğumdan sonraki ilk iki yıl çocukların hızlı büyüdüğü bir dönemdir. Her doğan bebeğin altıncı aya kadar düzenli olarak her ay, 1 yaşına kadar 2 ayda bir, 1-2 yaş arasında da 3'er ay arayla olmak üzere düzenli kontrollerinin yaptırılması gerekir. Kontrollerde dikkat edilecek noktalar; çocuğun boy ve kilo artışı ile baş çevresinin değişimidir. Kontroller düzenli olursa, büyümedeki yavaşlıklar erken dikkati çekecektir.

Anne babalar nelere dikkat etmeli?

Her anne ve babanın en büyük isteği çocuğunun normal ve sağlıklı büyümesidir. Bebek, yürümeye başladıktan sonra da önemli bir soru anne ve babaları sürekli düşündürür: Acaba çocuğumuz uzun boylu mu, yoksa kısa boylu mu olacak?

Eğer bir çocuk özellikle 4-10 yaş arasında yılda 5 santimden az uzuyorsa; bu büyümenin yetersiz olduğunu gösterir. Anne babalar uyanık olmalı ve çocuklarının gelişimlerini önce kendileri yakından takip etmelidirler. Özellikle anneler, çok dikkatli olmak zorunda. Herhangi bir problemi sadece anne, en erken ve en iyi yakalayabilir. Rutin doktor kontrolleri de aksatılmamalı, büyüme grafiklerinin kayıtları saklanmalıdır. Boy artışı ile birlikte, tartı artışı da dikkate alınmalıdır.

Çocuğun normal ve sağlıklı büyümesi bazı koşullara bağlı. Uzmanlar, çocuğun büyümesini etkileyen belli başlı beş neden sıralıyorlar:

1- Kalıtım:

Çocuğun büyümesinde en büyük etken genetik geçmişidir. Genetik faktörler, çocuğun özellikle gelişmesinde çok önemli rol oynar. Çocuğun kısa boylu olmasından yakınmadan, ailenin genetik gerçekleri incelenmeli.

2-Beslenme:

Çocuk doğru beslenmezse normal bir büyüme sürecine giremez. Bebeğin fazla şişman olmasını önlemek için yapılan uygulamalar da bazen ters tepki verir. Bebek doğru ve yeterli beslenmeli.

3-Egzersiz:

Çocuğun daha bebeklik döneminde vücut egzersizlerine alıştırılması gerekir. Bebeğe kol ve bacak hareketleri yaptırmak, kaslarının güçlenip gelişmesini sağlar.

4- Uyku:

Bebeklerin normal bir büyüme sürecine girebilmeleri onların yeterli uyku uyumalarına bağlıdır. Uyku sırasında büyüme hormonunun salgılanması yüzde 70-80 oranında artar. Bebekler uyuyarak büyürler!

5- Duygusal huzur:

Bebekler, sevgi dolu, uyumlu bir aile ortamı içinde daha çabuk gelişirler. Büyüme sorunları yaşamazlar. Aşırı gerginlik ve sevgisizlik, çocuğun normal gelişmesine de engel olur.

Peki boyunu uzatabilir miyim?

Pekçok ebeveyn, çocuğunun kısa boylu olmasından endişe duyuyor. Çocuk uzun boylu olmazsa, birçok sorun yaşayacağı düşünülüyor. Oysa, normal bir büyüme sürecine giren çocuk kısa boylu da, uzun boylu da olabilir.

Sağlıklı bir çocuk için, boy önemli değildir. Ancak bazı durumlarda, çocuğun boyunun kısa kalmasından vücudunun yeterli miktarda büyüme hormonu salgılamaması sorumludur.

Bu nedenle, doktorlar bazen kısa boylu çocuklara büyüme hormonu salgılanmasını öneriyorlar. Ama büyüme hormonunun rastgele verilmesi sakıncalı! Hem her çocuğun boyu büyüme hormonuyla uzamaz.

Büyüme hızı takip edilmeli

Büyümede en önemli dönem büyümenin en hızlı olduğu dönem hangisi?

En hızlı büyüme dönemi, süt çocukluğu dönemidir. Süt çocuklarında boy uzaması kadar tartı artışı çok önemlidir. Çünkü bebekler özellikle hayatın ilk dört ayı içinde, günde aldıkları enerjinin 3'te 1'ini büyüme için kullanırlar ve çok hızlı büyürler; doğum kilosunu 3'e katlar, boyu iki katına çıkar. Bebek, ilk dört aydaki bu hızlı büyüme periyodunda, kilo alamaz, iyi beslenemez ve normali yakalayamaz ise daha sonra bu açığı kapatması mümkün olmayabilir! Çocuklar sırf bu nedenle bodur kalabilir, kısa boylu olabilirler. O nedenle bebeklik dönemindeki beslenme ve tartı artışı bizim için çok önem taşır. Tartısı artıyor, boyu uzamıyorsa yine dikkatli olmak gerekiyor; bu durum, 'tiroid bezinin eksikliği var' demektir, çok ciddi problemdir. Süt döneminde beyin gelişimi çok hızlı oluyor, özellikle bu dönemde tiroitin izlenmesi çok önemlidir.

TAHMİNİ BOY ÖLÇÜM TABLOSU

Kız çocuklarınızın tahmini boyunu öğrenmek için

Erkek çocukalrınızın tahmini boyunu öğrenmek için

yukarıdaki linklere tıklayabilirsiniz..

ALIINTI HABER 7

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

Tenya(şerit)

Tarih 11 Mart 2008, 16:30. Yazan ugurlab.  
Etiket: parazit, tenya

TENYA (SERIT)

Şerit hastalığı olarak da adlandırılabilecek olan taenia enfestasyonu parazit adı verilen küçük canlılarla meydana gelen ve genelde sindirim sistemini tutan bir durumdur. Tenyalar, az pişmiş veya çiğ et (tenya bulunan) yemekle bulaşır. Sığırlar genelde Taenia saginata bulaştırırken, domuzlar taenia solium taşıyıcısıdırlar. Tenyalar segmentli yani boğumludurlar. Her boğum yumurta üretebilme kapasitesine sahiptir.
Dünya genelinde son derece yaygın bir durumdur.

Sığır Tenyası (Taenia saginata)
Etle alınan tenya larvaları (olgunlaşmamış tenyalar) insan barsaklarında olgun hale gelebilirler ve boyları 4-6 metreye ulaşabilir.
Tenya hastalığı genelde her hangi bir belirtiye neden olmaz. Kişi kendisinde tenya olduğunu genelde dışkısında tenyaları görünce fark eder, özellikle de hareketli parçacıkları.
Nadiren karın üst bölgesinde ağrı, ishal, bulantı, kilo kaybı görülebilir. Bazen apendiks, safra kanalları ve pankreas kanalında tıkanıklığa neden olabilirler.
Dışkıda parazitin yumurta ve boğumlarının görülmesi ile tanı konur. Taenia saginata nın hareketli parçaları dışkıda görülebilir. Parazit yumurtalarını makat civarında toplayabilmek amacı ile kullanılan selofan bant yöntemi ile %85-95 hastada tanı konulabilir.
Tenya hastalığı, ilaçlarla ve genelde tek doz kullanılarak tedavi edilebilir. En çok kullanılan ilaç niclosamide etken maddeli ilaçlardır.

 

Domuz Tenyası (Taenia solium)
Uzunluğu yaklaşık olarak 5 metre civarındadır. Ülkemizde yaygın olmamakla birlikte dünyada çok yaygındır.
Sığır tenyasından farklı olarak beyin, kalp, göz, akciğer, cilt altı ve kaslarda kist oluşumuna neden olabilirler: Domuz tenyası bulunan yetişkinler ve çocuklar eğer yeter derecede hijyene dikkat etmezlerse, dışkılama sonrası elleri ile makattaki yumurtaları alarak yutarlar. Bu yumurtalar barsaklara ulaştığında içlerinden larvalar çıkar ve dokulara geçerek kister oluştururlar. Eğer larvalar beyne ulaşırsa epileptik ataklar (havale ?) ve diğer sinirsel problemlere neden olabilirler. Bu duruma cysticercosis adı verilir.
Diğer belirtiler sığır tenyasında olduğu gibidir.
Dışkıda yumurta ve larvaların görülmesi ile tanı konabilir. Ayrıca radyolojik incelemelerde kistler görülebilir. Cilt altındaki şişliklerden yapılan biyopsi ile de tanı konulabilir.

Tedavide tek doz niclosamide kullanılır. Kist oluşan durumlarda tedavi cerrahidir.

 

Balık Tenyası (Diphyllobothrium latum)
Bazı tatlı su balıkları ve som balığı Diphyllobothrium latum adı verilen tenya bulaştırabilirler. Genelde tuzlanmış, çiğ veya iyi pişmemiş balık eti ile bulaşır.
Bunların uzunlukları 3-10 metre uzunluğunda olabilir.
Bu parazitler barsağa tutunurlar.
Dişi parazit günde 1 milyondan fazla yumurta çıkarabilir.
Karın ağrısı, karın krampları, kusma, kilo kaybı ve Vitamin B12 eksikliği ve makrositer anemi gelişebilir.
Dışkıda bol miktarda bulunan yumurtaların saptanması ile tanı konur.
Tedavide tek doz niclosamide kullanılır.

Tenyalardan Korunma

Etlerin yeterli miktarda pişirilmesi tenya larvalarını parçalar. Tuvaletten sonra yeterli el yıkama ve daima uygun hijyen hastalığın yayılmasını önler.

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.