Tarih 22 Mayıs 2008, 14:36. Yazan ugurlab.
Etiket:
aksaray ishal salgını, ishal salgını, norovirus, norovirus salgını
Norovirüs Salgını
Aksaray’da bulantı, kusma ve ishal ile seyreden ve basında da yer alan salgın üzerine yapılan araştırma ve incelemeler sonucunda etkenin Norovirüs olduğu tespit edilmiştir.
Norovirüsler insanlarda akut gastroenterit (mide-barsak hastalığı) yapan etkenlerdendir. Bu virüs son derece bulaşıcı özellikte olup, 100 tane virüs partikülü bile hastalık oluşması için yeterlidir. Esas olarak dışkıyla kontamine besinler ve sular aracılığıyla bulaşmakla birlikte, özellikle kişisel hijyen kurallarına uyulmadığı durumlarda direkt olarak kişiler arasında temas yoluyla ve enfekte partiküller aracılığıyla solunum yoluyla da bulaşabilmektedir. Hastaların çıkartılarıyla bulaşmış yüzeylere temas norovirüsün salgın yapmasında rol oynamaktadır.
Çevre koşullarına dayanıklı olan virüs, buzdolabında, dondurulmuş gıdalarda ve 60 C de canlılığını sürdürebilmektedir.
Hastalığın kuluçka süresi 12-48 saat arasında değişmektedir. Ani başlayan bulantı, kusma, kramp tarzında karın ağrısı, nadiren de sulu ve kan içermeyen ishal başlıca bulgulardır. Virüsü alan kişilerin %30’u hiçbir bulgu göstermeden hastalığı belirtisiz olarak geçirebilir, ancak bu kişiler de hastalığı bulaştırabilmektedir. Hastalar genellikle ek bir tedaviye gerek kalmadan 1-3 gün içinde iyileşmektedir. Ancak küçük çocuklar, yaşlılar ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde yakınmalar, belirtiler ve sıvı kaybı daha ciddi olabilir.
Tedavi, yakınmalara yöneliktir, ayrıca ihtiyaç durumuna göre su ve elektrolit kaybının yerine konması şeklindedir. Etkili bir antiviral ilaç yoktur, antibiyotik kullanılmamalıdır.
Korunmada temiz su ve gıda kullanımı önemlidir. Özellikle su kaynaklı salgınlarda damacana suyu kullanılması veya şebeke suyunun kaynatılarak kullanılması önerilmektedir. Ayrıca sebze ve meyve gibi çiğ tüketilen gıdaların çok iyi temizlendikten sonra tüketilmesi önemlidir. Hasta kişiler başta olmak üzere herkesin kişisel temizlik kurallarına sıkı bir şekilde uyması gerekir. Özellikle ellerin su ve sabunla yıkanması çok önemlidir.
Hastadan sağlıklı bireylere enfeksiyonun bulaşmasını önlemek için, hastalar izole edilmelidir. Tuvalet temizliği sağlanmalı, hastaların çıkartılarının bulaştığı yüzeyler temizlenmelidir. Klor içeren dezenfektanlar (çamaşır suyu) etkin olmakla birlikte, mutlaka yüksek konsantrasyonlarda kullanılmalıdır. Yüzey temizliğinde etkin konsantrasyon 1000 ppm (1 kısım çamaşır suyu, 50 kısım su ile karıştırılmalıdır) olmalıdır.
Prof. Dr. Gaye Usluer
Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji
Uzmanlık Derneği (EKMUD) Başkanı
Tarih 21 Mayıs 2008, 19:26. Yazan ugurlab.
Etiket:
aşı, aşı ile korunulan hastalıklar, aşılar, boğmaca, difteri, grip, hemafilus influenza, hepatit, kabakulak, kızamık, kızamıkçık, pnomokok, su çiceği, tetanoz, yan etkiler, çocuk felci
|
AŞI DANIŞMA MERKEZİ |
|
100 yılı aşkın bir süredir sadece aşı ve aşıyla korunabilir hastalıklar hakkında yaptığı çalışmalarla Ülkemizde olduğu gibi Dünyada da referans olan sanofi pasteur, 2004 yılı sonunda Sanofi-Aventis birleşmesi sonucunda, sanofi pasteur olarak hizmet vermeye devam etmektedir. "Sağlıklı Yaşam İçin İlk Aşama Doğru ve Bilinçli Aşılama" felsefesinin savunucusu merkezimiz 1996 yılı itibarıyle geniş bir bilgi bankası oluşturduktan sonra 1 Nisan 1997'den beri değerli Türk Hekimleri, tüm sağlık personeli çalışanlarına ve değerli halkımıza hizmet “sunmaya başlamıştır. Bulaşıcı hastalıklar ve bu hastalıkların oluşturabileceği kalıcı etkilerinden koruyabilmekte öncülük etmeyi bir görev kabul eden merkezimiz sadece sanofi pasteur ürünleri hakkında bilgi vermekle sınırlı olmayıp, Dünyada ve Türkiye'de mevcut aşılar hakkında tıbbi etikten ödün vermeden her türlü medikal soruyu cevaplandırmaktadır. Merkezimizde sizlerden gelebilecek her türlü sorulara yönelik vereceğimiz cevaplarımızı gerekirse literatür ile destekleyebileceğimiz bir kütüphanemiz mevcuttur. Ayrıca Tıp Camiası'nda yayınlacak tüm yeni araştırmaları ve verilerini takip edebilmek üzere İnter-Net aracılığıyla Med-Line taraması tarafımızdan yapılabilmektedir. Aşı Danışma Merkezi'mize mesai saatleri içinde 0800 211 33 31 nolu telefon numaramızdan ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz. Mesai saatleri dışında ise ertesi gün sizlere ulaşabileceğimiz şekilde kurulmuş olan sistemimiz sayesinde vereceğimiz hizmeti 24 saate yayabilmekteyiz. Tüm Sağlık Mensuplarına kendi alanında yetkili kişilerle hizmet veren merkezimiz kurulduğu günden bugüne Türk Tıp Camiasına her zaman doğru ve en iyi hizmeti vermek için çalışmaktadır. http://www.asidanisma.com/_index/index.asp
|
Tarih 21 Mayıs 2008, 19:11. Yazan ugurlab.
Etiket:
pnömoni, zatüre, zatürre
Çocuğum Zatürre mi?
Zatürre veya bilimsel adıyla pnömoni; virüs, bakteri,
mantar gibi etkenlerin yol açtığı akciğerin tek ya da iki taraflı
enfeksiyonudur. Bunun dışında bebeklerde ve küçük çocuklarda kusma içeriğinin,
düğme, boncuk gibi yabancı cisimlerin ya da yanlışlıkla içilen deterjan gibi
yakıcı maddelerin akciğere gitmesiyle de zatürre oluşabilir. Zatürrenin lafı
bile anne babaları korkutsa da riskli bazı gruplar dışında evde düzgün
antibiyotik tedavisiyle çoğunlukla iyi sonuçlar alınır. Ancak ailelerin
sıkıntıya düştüğü sorun sık sık öksüren ya da ateşi çıkan çocuklarda üst solunum
yolu enfeksiyonuyla zatürreyi nasıl ayıracakları, çocuğu ne zaman doktora
götürecekleridir. Yine anne babaların en korktuğu durum üst solunum yolu
tedavisinde geç kalmaları ve öksürüğün zatürreye çevirmesidir.
Ne
sıklıkta görülür?
Özellikle küçük çocuklarda ve yaşlılarda hem daha sık
görülüp hem de daha ağır seyretse de her yaş grubundan insan zatürreye
yakalanabilir. Ancak doğuştan bağışıklık sisteminde zayıflık ya da bozukluk olan
çocuklar, kalp hastalığı, astım gibi kronik hastalığı olanlar, beslenme ve
gelişme bozukluğu olan çocuklarda yakalanma riski daha yüksektir.Türkiyede
Sağlık Bakanlığı istatistiklerine göre her yıl yaklaşık 90 bin zatürre vakası
görülmektedir. Ülkemizde halen 5 yaş altı çocuklarda ölümlerin en sık nedeni
zatürredir.
Nasıl bulaşır?
Zatürre oluşmasına yol açan mikroplar
insandan insana bir iki metrelik mesafeden yakın temasla bulaşır. Mikroplar tek
başına ya da aksırık öksürük sonrası ağız ve burundan fırlayan solunum
damlacıklarıyla birlikte solunum yolundan vücuda girerler ve boğazda yerleşerek
çoğalırlar. Mikrobu alan herkeste zatürre görülmez, çoğu çocuk mikrobu burada
sınırlayarak üst solunum yolu enfeksiyonu olarak geçirir. Bazılarında ise
vücudun savunma sisteminin zayıf bir anında mikrop alt solunum yollarına inerek
akciğer enfeksiyonuna neden olur. Zatürre grip kadar bulaşıcı olmamakla birlikte
okul, kreş, kamp gibi çocukların kalabalık bir şekilde birarada yaşadığı
yerlerde salgınlar halinde kendini gösterebilir.
Çocuğun zatürre olduğunu
nasıl anlarız?
Zatürrenin ilk önemli belirtisi yüksek ateş ve öksürüktür.
Daha önce ateşi olmadan öksüren bir çocukta bir süre sonra ateş 39 ve üzerine
çıkarsa dikkatli olmak gerekir. Zatürre olan çocukların üst solunum yolu
enfeksiyonu geçirenlerden önemli farkı düşkün ve halsiz görünmeleridir. Hızlı
nefes alıp verme, nefes alıp verirken göğüs duvarında içe doğru çekilmeler, ağız
kenarında morarma zatürreyi düşündürebilecek önemli bulgulardır. Büyük çocuklar
çoğu zaman pas renginde koyu bir balgam çıkarır, sırt ağrısı ve belirgin
halsizlik dikkat çeker. Daha küçükler ise balgam çıkaramayıp çoğu zaman bunu
yuttukları için bulantı ve kusma sık görülür. Küçük bebeklerde ise zatürre çok
sinsi seyredebilir. Sadece ateş ve ağız kenarında hafif bir morarmayla birlikte
nefes alıp vermede hızlanma zatürrenin yegane bulguları olabilir.
Doktor
nasıl tanı koyar?
Ateş ya da öksürüğü olan çocukların dikkatli bir fizik
muayeneyle akciğerlerinin dinlenmesi ve şüphelenilen durumlarda akciğer
grafisinin çekilmesi gerekir. Balgam veya kan örneğinden zatürreye neden olan
mikrop üretilebilir.
Korunma için ne yapabiliriz?
Zatürreden
korunmanın yüzde yüz bir yolu olmamakla birlikte alınacak bazı önlemler bu
hastalığın görülmesini azaltabilir:
1) Bebekler mümkün olduğunca anne sütüyle
beslenmelidir.
2) Bağışıklık sisteminin güçlü olması için beslenmenin önemi
unutulmamalı, özellikle kreş ve okul çağındaki çocukların dengeli beslenmesi
sağlanmalıdır.
3) Çocuklara el yıkama alışkanlığı kazandırılmalıdır, çünkü
çoğu mikrop elle taşınır.
4) Çocukların bulunduğu ortamda kesinlikle sigara
içilmemelidir.
5) Çocuklar hasta kişilerle temastan korunmalı,
enfeksiyonların sık olduğu mevsimlerde kalabalık ortamlarda bulunmalarından
kaçınılmalıdır.
6) H.Influenza, pnömokok gibi çocukluk çağı aşıları zatürreye
karşı önemli oranda korunma sağlar.
Prof.Dr. Esin KOÇ
Tarih 21 Mayıs 2008, 18:42. Yazan ugurlab.
Etiket:
amebiazis, amip, amipli dizanteri, kanlı ishal
AMIPLI
DIZANTERI
Genelde tropikal ve Subtropikal bölgelerde (25 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda ve nemli bölgelerde) yaygındır. Her yaşta görülebilir. Amip yiyecek ve içeceklerle bulaşır. Sudaki amip kistleri klorlamaya duyarlıdır. Yüksek ısıda ölürler. Sinekler ve hamam böcekleri de amip kistlerinin taşınmasında rol oynar.
Amipin Özellikleri
Hasta, amipin bulaşıcı formunu (4 çekirdekli kist) ağız yoluyla alır. ince barsaklarda kist çatlar ve ortaya 4 tane amipçik çıkar. Bunlar da ikiye bölünerek 8 amipçik oluşur. Daha sonra kalın barsağa geçerek, hastalık yapıcı form olan trofozoid şekline dönüşürler ve olgunlaşırlar. Burada su kaybına uğrayan amip, tekrar 4 çekirdekli kist formuna dönüşür ve dışkı ile atılır. Dolayısı ile taşıyıcı olanların dışkısında bu kistler bulunur. Kistler toprak ve suda canlı kalabilirler.
Amipler kalın barsağa yerleşerek yaralar oluştururlar. Kalın barsağın herhangi bir yerine yerleşebilirler, ancak kan akımının az olduğu yerleri tercih ederler. Acak kalın barsağa yerleşen her amip hastalık yapmaz.
Belirti ve Bulgular
Kuluçka süresi 4-5 günle 1-4 ay arasında olabilir. Su ile bulaşmış olan amipler daha şiddetli hastalık yapar. İştah azlığı, kilo kaybı, kusma ve kanlı ishal ile seyreder. Bazen hiç bir belirti gözlenmez.
Kalın barsakta delinme nadiren olur. Ancak genelde kalın barsakta kitleler (ameboma) meydana getirirler.
Hastalık oluşumu genelde vücut direncinin düşmesi ile ortaya çıkar, ileri derecedeki hastalarda amip kana karışarak yayılır ve karaciğer, dalak, akciğer, beyin, deri ve idrar yollarında abseler yaparlar.
Karaciğer tutulduğunda (hepatik amibiazis) ateş, terleme, karaciğerde hassasiyet ve karaciğer büyümesi görülür. 2-3 haftada tüm karaciğer tutulur.
Teşhis
Erken tanı önemlidir. Laboratuvar tetkikinde taze dışkı kullanılır. Dışkıda ayakımsı uzantıları ile hareket eden amipler görülür. Dışkıdaki Charcot-Leyden kristalleri tanı koydurucu bir özelliktir.
Taşıyıcılarda 2 çekirdekli kist, hastalarda 4 çekirdekli kist görülür.
Ayrıca tutulan organa özgü tetkikler (röntgen, sintigrafi, ultrason gibi) gerekebilir.
Tedavi ve Korunma
Tedavide metranidazol ve terasiklin grubu ilaçlar kullanılır. Genelde 10 günlük tedavi yeterlidir.
Hastalıktan korunmak için temizlik, içme sularının 60 derecenin üzerine kadar ısıtılması yarar sağlar. Mide asidi kistlere etkisizdir.
Dünya Sağlık Örgütü nün amipli dizanteri ve benzer hastalıklardan korunmak için 10 altın önerisi:
1) yiyecekleri alırken güvenilir yerleri tercih edin
2) yiyecekleri tam olarak pişirin, az pişmiş yemeyin
3) pişirdiğiniz yemekleri bekletmeden yiyin
4) yiyecekleri saklarken aşırı özen gösterin
5) buzdolabından çıkardığınız yemekleri kaynayana kadar ısıtın
6) pişmiş ve pişmemiş yiyecekleri hiç bir zaman karıştırarak yemeyin
7) ellerinizi tekrar tekrar yıkayın
8) mutfağınızın temizliği konusunda son derece titiz olun
9) yiyeceklerinizi tüm hayvanlardan (sinek, fare, böcek...) koruyun
10) kesinlikle güvenilir su kullanın
http://www.hekimce.com/index.php?kiid=440
Tarih 20 Mayıs 2008, 22:17. Yazan ugurlab.
Etiket:
idrar oluşumu, idrarın renkleri
İdrar Deyip Geçmeyin
Dr. Ömer Fatih ÇELİK
İnsan
vücudu, içinde yürütülen faaliyetlerle bir şehre benzetilebilir. Bir
şehirde olup bitenlerden daha fazlası, kendi ölçeğinde bedende
gerçekleşir. İnsan şehrindeki faaliyetlerin büyük bir kısmı otomatik
olarak gerçekleştirildiğinden, insanların çoğu bünyelerinde meydana
gelen son derece kompleks ve mizanlı hâdiselerin farkında değildir.
Çünkü beden şehrinin sağlığını sürdürebilmesi için gerekli etki ve
tepki mekanizmaları irademiz dışında yürütülmektedir. Bedenimizdeki
besinlerin sindirilmesi, dolaşımı, atıkların temizlenmesi, yakıt
molekülü oksijenin nefes aracılığıyla bütün hücrelere dağıtımı gibi
günlük beden faaliyetlerini sürdürmeye yönelik aktivitelerimiz o kadar
fıtrî şekilde yürütülmektedir ki, biz bunların farkına hiç varmıyoruz.
Tuvalet ihtiyacı oluşursa, adabına uyarak ihtiyacımızı gideririz. O
ihtiyacın bildirilmesi, cevabın verilmesi ve rahatlamak için büyüklü
küçüklü birçok sistemin âhenkli şekilde işletilmesini yine hiç
düşünmüyoruz.
Boşaltım sisteminin temel organı olan böbrek ve bağlantılı
fonksiyonları, bugün tıpta bir ilim dalı (nefroloji) ve uzmanlık
alanıdır. Beden şehrinin her bir karesi üzerinde yeterince gözlem ve
araştırma yapılırsa ve oradaki çok katmanlı hiyerarşik mekanizmalar
çözümlenirse, insanın farklı menzillerinde çeşitli ilimlere ve
tefekkürlere vesile olacak birçok hâdisenin cereyan ettiği
görülecektir. "Denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa, Allah'ın ilmini
yazmakla bitiremezler." hakikatinin tercümanı olurcasına, beden
sarayındaki yapı ve fonksiyonların, değişik derecelerde, ilmi ve
kudreti sonsuz bir Zât'ın varlığına ayine oldukları görülecektir.
Bedenimizde sürekli cereyan eden faaliyetlerden biri de, boşaltım
sisteminin âhenkli işleyişidir. Erişkin bir kişide, normal şartlarda
böbreklerden süzülüp gelen idrarın mesanede (idrar torbası) toplanması,
bir balonun içine hava üflendikçe genişlemesine benzer. Böbreklerden
süzülerek gelen idrarın miktarına paralel olarak, mesane genişler.
Otomatik olarak yürütülen idrar depolama işleminin mükemmel şekilde
gerçekleştirilmesinde, otonom sinir sistemine önemli roller
verilmiştir. Erişkin insanların günde 5-6 defa idrara çıktığı kabul
edilirse, sadece günlük üretilen sıvı atıkları atma (idrar boşaltma)
süresi, toplam 5 dakika kadardır. Otonom sinir sistemi yeterince
gelişmemiş bir bebeğin idrarı depolama kabiliyeti çok sınırlı
olduğundan, mesanesi sık sık boşaltılır. Yeni doğan bir bebek ise,
günde ortalama 20-25 kez idrar yapar. Böylece hem böbreklerden gelen
idrarın mesaneye rahat bir şekilde akması sağlanır, hem de idrar
yolları mekanik olarak temizlenmiş olur. İdrarın böbreklerden mesaneye
taşınmasında kullanılan yaklaşık 3-7 mm çapındaki borucuklardan
(üreter) akan idrarın mesaneye geçebilmesi için, bu kesedeki iç
basıncın düşük tutulması gerekir. Otonom sinir sistemi tam gelişmemiş
bebeklerde, böbreklerin yüksek basınçtan korunabilmesi için, mesanedeki
idrar sık sık boşaltılarak basınç düşürülür. Altıncı aydan sonra,
otonom sinir sisteminin gelişmesiyle, mesanenin idrarı depolama
kapasitesi artar ve idrar yapma sayısı da azalmaya başlar.
Erişkinlikte, idrarı depolama, uygun yer ve zamanda boşaltma
kabiliyetinin gelişmesi de, irademiz dışında, dengeli bir şekilde
tamamlanır. Beden şehrindeki yüzlerce güzellikten biri olan idrarın
dengeli atılması hâdisesi insanda merhametin bir tecellisi olarak devam
ettirilmektedir.
Böbrekteki
temel süzme birimi olan bir nefronun şeması (renkli oklar basınç
sebebiyle süzülen ve geri emilen maddeleri göstermektedir.
İdrar yollarındaki yardımlaşma
Beden şehrinin birimleri arasında muhteşem bir yardımlaşma vardır:
Meselâ böbreklerden gelen idrar, akarsu yatağının temiz tutulması gibi
bütün idrar yolları boyunca bir temizlik yapılmasına vesile olmaktadır.
Bu temizlik başta mikroorganizmalar olmak üzere, idrar yollarında
oluşabilecek kum ve taş tanecikleri için de geçerlidir. Mesanelerine
bakteri enjekte edilen sağlam kişilerde idrar yolu enfeksiyonu
gelişmemiş, bunlarda idrarın tazyikli olarak atılması, bakterilerin
sürüklenerek dışarı atılmasını kolaylaştırmıştır.
Elastik yapıdaki mesane duvarının hem genişletilerek, hem de mesane
basıncı düşürülerek böbreklerin koruması, mesane ve böbrekler
arasındaki yardımlaşmaya misâldir. Çünkü böyle bir elastikiyetle basınç
düşürülmeseydi, böbrekler yüksek basınç altında kalarak fonksiyonlarını
yitirebilirdi. Sebepler plânında böbreklerin rahat çalışması, uygun
miktarda ve basınçta idrar çıkarması (böbreklerin korunması) mesane
duvarının elastik olmasıyla sağlanır. Bunun insana bir lütuf olduğunu
ise, ancak sistem arızalandığında anlayabiliriz.
Anne karnındaki bebeğin idrarı
Anne karnındaki bebeğin (fetus) beslenme ve boşaltım sistemlerinin
temel düzenleyicisi olarak plasenta vazifelendirilmiştir. Ayrıca fetus
böbreğine de önemli görevler verilmiştir. Meselâ sıvı-elektrolit ile
asit-baz dengesinin düzenlenmesi, hormon ve büyüme faktörlerinin
üretilmesi bunlardan birkaçıdır. Dördüncü aydan itibaren fetuste, idrar
üretimi başlar ve mesane her 30-60 dakikada bir dolar-boşalır. Mesane
içindeki idrar, anne rahmindeki koruyucu yastık gibi yavruyu saran
amniyon sıvısına boşaltılır. İdrara benziyen amniyon sıvısı, rahimdeki
ceninin, annenin vücut sıcaklığındaki değişikliklere karşı
korunmasında, normal gelişim için gerekli alanın sağlanmasında, gıda ve
oksijen gibi maddelerin temini için uygun vasatın oluşturulmasında,
anne karnının maruz kalabileceği muhtemel darbeler karşısında
korunmasında vazifelidir. Rahimde bebeğin yerleştirildiği amniyon
sıvısı, idrar gibi bir sıvıdan hazırlanıp, dünyanın yeni misafirini
rahat ettirmek için üretilir.
İdrar kesesi (mesane) ve idrar yolunun (üreter), şematik kesitlerinde
iç boşluğu astarlayan epitel ve kaslı duvar yapısıyla ne kadar sanatlı
ve hassas yapıldıkları görülmektedir.
İdrarın meydana getirilişi Bedenin en ücra köşelerine kadar
oksijen ve gıda maddelerini taşımakla görevli kan, geri dönüşünde hem
metabolizma atıklarını, hem de vücudumuzda çeşitli sebeplerle oluşan
zehirli-fazlalık maddeleri toplayarak böbreklere getirir. Beden
şehrinin sağlığının devamında rol alan kan, böbreklere uğradığında
kesintisiz olarak filtre edilir. Böbreklerde, atık maddeler öylesine
hassas şekilde ayıklanır ki, "Hangi maddeden ne kadar gereklidir?"
gibi, ince hesap ve sınırsız bilgi gerektiren husus biliniyormuşçasına
vazife icra edilir. İleri bilgisayar sistemleriyle desteklenmiş sunî
böbrekler (diyaliz makineleri gibi) asıl böbreğin yerini hiçbir zaman
tutamaz. Sonsuz bir ilim ve kudretin emri altında zâhirî sebepler
kullanılarak çalıştırılan sağlıklı canlı böbrek, yapılması gerekeni,
Sevk-i İlâhî ile yerine getirir. Atılması gerekenleri sıvı halinde
(idrar) mesaneye gönderir. İdrarla atılan maddeler, farklı özellikler
taşıdığından, hastalıkların teşhisinde kullanılır. Çünkü idrarın rengi,
kokusu, yoğunluğu, içerisindeki organik ve inorganik maddeler insan
sağlığı hakkında çeşitli ipuçları verir. Boşaltım sistemine
yerleştirilen bu hassas dengedeki sapmalar, beden şehrinde bir şeylerin
yanlış gittiğinin işareti olarak yorumlanır. Bir başka ifadeyle, hayat
tarzımız, beslenme şeklimiz, hastalıklar, alınan ilâçlar, idrarın yapı
ve kompozisyonunda farklılıklara yol açabildiğinden idrar tahlili,
sağlıklı olup olmadığımızın bir göstergesi olarak önem taşımaktadır
(Şekil 2-3). Sağlıklı kişinin idrarı, sarı ve berraktır. Bu rengi esas
itibariyle ürokrom pigmenti ve bir miktar da ürobilin ile üroeritrin
verir. Renksiz bir idrar söz konusu ise ya aşırı sulu şeyler alınmıştır
veya diüretikler gibi idrar söktürücü ilâçlar kullanılmış yahut değişik
tipte şeker hastalıkları (diabetes mellitus, diabetes insipitus) gibi
bozukluklar var demektir. Gün içerisinde idrarda sarı ile su berraklığı
arasında gidiş gelişler olabilir (meselâ yemekten 1-2 saat sonraki
idrarın su gibi renksiz; aşırı eforda ise, koyu turuncu olması gibi).
Pancar, şeker boyaları ve bir kısım ilâçlar idrarı kırmızıya
dönüştürebilir. Hastanın şikayetleri, muayene ve tahlillerle
anlamlandırıldığında kırmızı-kahverengi, mavi-gri, sütü andıran
beyazlıktaki ve bulanık idrarların hepsi, bir hastalık belirtisi
olabilir.
Tarih 20 Mayıs 2008, 21:59. Yazan ugurlab.
Etiket:
güçsüzlük, halsizlik, takatsizlik, yorgunluk, çabuk yorulma
Yorgunluğun nedenleri
Adet dönemleriniz uzun sürüyorsa, miyomlarınız varsa ya da yakın zaman önce doğum yaptıysanız, bunlara bağlı kan kaybı nedeniyle kadınlarda yorgunluğun birinci nedeni olan anemi gelişmiş olabilir. Kanamalar sonucunda kanda oksijeni taşıyan alyuvarlardaki demirden zengin bir protein olan hemoglobin miktarı azalır. Dokular ve organlar yeterince oksijen almayınca bunun sonucu yorgunluktur. Kansızlığın diğer nedenleri iç kanama veya demir, folik asit ya da vitamin B12 eksikliği olabilir. Böbrek hastalığı gibi kronik hastalıklar da kansızlığa neden olabilir.
Hipotiroid
Genel olarak enerji düzeyiniz hep düşükse, kendinizi tükenmiş ve hattâ biraz depresyonda gibi hissediyorsanız bunların sebebi yavaş çalışan tiroid bezi olabilir. Tiroid bezi vücudun enerji metabolizmasını kontrol eder…
İdrar yolu enfeksiyonu
Kadınların çoğunda idrar yolu enfeksiyonu yanma veya sık idrara gitme ihtiyacı gibi belirtilerle birlikte ise de bazı hastalarda hiçbir belirti olmayabilir ya da belirtiler hafif olduğundan fark edilmeyebilir. Sürekli yorgunluk da bu gibi idrar yolu enfeksiyonlarının tek belirtisi olabilir
Fazla kafein alımı
Bir uyarıcı olan kafein, fazla miktarda alındığında yorgunluğa neden oluyor. Bu nedenle kafein alımının daha da artırılması sorunun kötüleşmesine sebep oluyor…
Besin intoleransı
Hafif bir besin intoleransı bile uykunuzun gelmesine yol açabilir. Tolere edemediğiniz yani yendiğinde size, sizin bu besine bağlamadığınız ve ondan olduğunu düşünmediğiniz rahatsızlıklar verebilen bazı besinler olabilir. Bu besinlerin farkında olmadan sürekli yenilmesi kendinizi, sürekli yorgun ve tükenmiş hissetmenize neden olabilir.
Uyku apnesi
Uyku apnesi, hastalığına yakalanmışsanız yani her gece birçok kez nefes almanız durmuşsa, gece kaç saat uyursanız uyuyun bütün gün yorgun olursunuz. Uyku apnesi konusunda uzmanlaşmış bir doktordan yardım almalısınız.
Kalp hastalığı
Evi temizlemek gibi sıradan işler sizi yoruyorsa, kalp hastalığına yakalanma ihtimaliniz olabilir. Basit hareketlerle gelen yorgunluk hissi sebepsiz yere ortaya çıktıysa, vakit geçirmeden bir kardiyoloji uzmanına başvurmalısınız.
Karaciğer hastalığı
Devamlı yorgun hissediyorsanız, iş yapacak haliniz yoksa, devamlı uyumak istiyorsanız, idrarınızda renk değişiliği olduysa, gözleriniz sarardıysa enfeksiyon hastalıkları uzmanına başvurmalısınız.
Ancak, yorgunluğun hangi nedenden olduğunun ortaya konulması için bir hekime başvurulması gerekiyor
Tarih 20 Mayıs 2008, 21:52. Yazan ugurlab.
Etiket:
enfeksiyon, idrar yolu infeksiyonu
İdrar yolu enfeksiyonları
İdrar yolu iltihabını kolaylaştıran faktörlerden biri de soğuk havalar. Havaların soğumasıyla birlikte idrar yolu enfeksiyonlarında bir artış gözleniyor. Soğuk idrar torbasını tahriş ederek, idrar yolu enfeksiyonlarına yatkınlığını artırıyor. Kişinin herhangi bir sebeple uzun bir süre soğuğa maruz kalma durumunda bu tabakada bir takım bozulmalar görülebiliyor...
Çoğu enfeksiyon aşağı idrar yollarında (mesane ve üretra) olur çünkü buraya bakterilerin erişimi kolaydır. Her ne kadar can sıkıcı ve sıklıkla ağrılı olsa da, alt idrar yolu enfeksiyonları ciddi enfeksiyonlar değildir. Bunun yanında, üst idrar yolu enfeksiyonları (böbrek ve üreter) ciddi hastalığa sebep olabilirler.
• Sık idrar yapma
• İdrar yaparken yanma hissi
• Alt karında basınç hissi ve ağrı
• Bel ve boşluk ağrısı
• İdrarın kanlı olması
Üst idrar yolu ve böbrek enfeksiyonu belirtileri
• Ateş
• Üşüme / Titreme
• Kusma / Bulantı
• Şiddetli bel ve boşluk ağrısı
Enfeksiyonun en sık nedenleri
Cinsel ilişki: Cinsel ilişki bakteriyi üretraya doğru itebilir. Bazı kadınlar hemen her ilişki sonrası idrar yolu enfeksiyonuna yakalanmaktan yakınırlar. Mesane enfeksiyonları sık cinsel ilişkide bulunan veya sık partner değiştiren kadınlarda daha sık görülmektedir.
İdrarı uzun süre tutma: Mesane idrarı tutmak için genişleyen ve boşaltmak için kasılan küre şeklindeki bir kastır. Eğer idrarınızı uzun süre tutarsanız, mesane kası uzun süre gerili olarak kalır. Bu durum sık olarak tekrarlanırsa, mesanenin kas yapısı zayıflayacak ve bir miktar artık idrar mesanenizde kalacaktır. Bu da idrar yolu enfeksiyonu riskini artırır.
Enfeksiyon nasıl bulaşır?
Üriner sistem iki ana yoldan enfekte
olur. En sık ve büyük çoğunluk
ascanda yol dediğimiz enfeksiyonun
alttan yukarı bulaşmasıdır. Yani
anal bölge, vajinada veya son idrar
çıkışı yollarındaki çeşitli
mikropların bazı kolaylaştırır
faktörleri de eklenmesi ile
kolaylaşır.
Diğeri ise kan yoluyla mikropların
böbreğe gelmesidir. Bu daha azdır.
Kimler daha sık idrar yolu enfeksiyonuna yakalanmaktadır?
• Gelişme ve erişkin döneminde kız
çocukları ve bayanlar
• Yeni doğan erkek bebekler
• Şeker hastaları
• Sonda takan hastalar
Tedavisi nasıl?
İdrar yolu enfeksiyonları antibiyotiklerle tedavi edilirler. Çoğu zaman antibiyotikler 7 veya 10 gün süreyle kullanılır ancak basit enfeksiyonlarda 3 günlük kullanım yeterlidir. Şikayetleriniz ilaç bitmeden geçse bile doktorunuzun verdiği tüm ilaçları önerdiği sürede kullanmak çok önemlidir. Enfeksiyonun tam olarak temizlendiğinden emin olmak için, tedavinizin bitiminden sonra idrar tetkikinizin tekrarlanmasına ihtiyaç olabilir.
İdrar yolu enfeksiyonlarına karşı alınabilecek önlemler
İyi bir kişisel hijyen uygulayınız.
Bakterinin idrar yolundan atılmasına
yardımcı olmak için bol miktarda
sıvı alınız.
İdrar hissi oluşunca en kısa sürede
ya da her 3 saatte bir mesanenizi
boşaltınız.
Düzenli olarak C vitamini alınız.
Bunun idrarınızın asiditesini
artırarak bakteri üremesini
zorlaştırdığı düşünülmektedir.
Pamuklu iç çamaşırı giyiniz.
Pamuklular bakteri üremesine neden
olan nemi önler.
Vajina içerisini sabunla
yıkamayınız. Eğer mutlaka
kullanacaksanız kadın-doğum
doktorunuzun tavsiye ettiği ürünleri
tercih ediniz.
Tarih 20 Mayıs 2008, 19:22. Yazan ugurlab.
Etiket:
kanamalı ateş, kene hastalığı, kırım kongo kanamalı ateş, tokat hastalığı
Ateş
Kırıklık
Baş ağrısı
Halsizlik
Kanama pıhtılaşma
mekanizmalarının bozulması
sonucu;
Tarih 20 Mayıs 2008, 19:18. Yazan ugurlab.
Etiket:
amel, diare, enterit, ishal
İshal nedir?
İshal,
dışkılama sayısında artışla beraber, dışkının şekilsiz bir hal alması
olarak tariflenir. Normalde dışkı kuru ve şekilli iken, ishal durumunda
içerdiği su miktarı artarak şekilsiz olur. İshal nedeniyle barsak
hareketleri artar, normal süreden daha kısa aralıklarla dışkılama
ortaya çıkar. Örneğin günde bir kez katı, şekilli dışkılaması olan bir
kişi, günde 3-4 kez veya çok daha fazla dışkılıyorsa veya dışkı
cıvıklaşmış, su gibiyse ya da sümüksü olmuşsa ishalden bahsedebiliriz.
İshal nedenleri nelerdir ?:
İshale neden olan pek çok durum mevcuttur. İshal nedenlerinin başında mikrobik ishaller gelmektedir ki, konumuz olan yaz ishalleri de bu gruptandır. Mikroplar dışında başta antibiyotikler olmak üzere çeşitli ilaçlar, çeşitli mide-barsak hastalıkları, bazı hormonal hastalıklar, barsak veya barsak komşuluğunda ortaya çıkan tümöral durumlar, aşırı ve ani ısı değişimleri de ishale neden olabilir. Heyecanlanma, üzüntü, korku, stres gibi durumlar da ishale neden olabilir.
Yaz ishallerinin nedenleri nelerdir ? :
Yaz ishaline neden olan mikroplar, bakteriler ile protozoon denilen gözle görülmeyen parazitlerdir.
Yaz ishalleri nasıl ortaya çıkar ? :
Doğadaki sıcaklık artışıyla tüm canlıların su ihtiyaçları da buna paralel olarak artar. Dolayısıyla insanlar, yaz aylarında daha fazla su tüketir. Böylece, bu tüketimin beklenmeyen bir sonucu olan yaz ishalleri, çoğunlukla mikroplu suların içilmesi veya bu sularla yıkanmış meyva ve sebzelerin yenilmesiyle ortaya çıkar. Bazen insanlar ishal olup bu mikropları dışkıları ile çevreye yayabilir. Dışkıyla bulaşmış ellerin ağıza götürülmesi sonucu da ishal olabilir. Her zaman kullanılan suların sağlıklı olup olmadığını bilmek mümkün olmaz. Doğada, özellikle insan ve hayvan dışkılarıyla kirlenmiş sularda yaşayan, ishal nedeni olabilecek çeşitli mikroplar bulunmaktadır. Bunlar özellikle durgun sularda, kanalizasyonun karıştığı sularda, iyi ilaçlanmamış içme ve kullanma sularında, özellikle yaz aylarında uzun süre canlı kalarak çoğalır. Bu suların içilmesi veya böyle sularla bulaşık, sıcak ortamda beklemiş gıdaların, örneğin çiğ sebzelerle hazırlanmış salataların ve meyvaların tüketilmesi sonucu ishal yapan mikroplar, ağız yoluyla alınarak insanların barsaklarına ulaşır. Bunların bir kısmı barsak duvarında iltihap oluşturarak hem barsak hareketlerini artırır, hem de barsağa su ve iltihabi hücrelerin geçişine neden olur; bir kısmı da barsakta iltihap yapmadan, salgıladıkları toksin denilen zehirli maddelerin etkisiyle su ve tuz geçişini artırmak suretiyle ishale neden olur.
Yaz ishallerinin belirtileri nelerdir ?:
En önemli belirti, dışkılama sayısının artması ve dışkı vasfının değişmesidir. Dışkı, cıvık, patates püresi görünümünde olabileceği gibi, sümüksü ve iltihaplı veya su gibi olabilir. Dışkı miktarı ve su içeriği, ince barsaklarda hastalık yapan parazit ve bakterilerin ishallerinde fazladır, kalın barsakta hastalık yapanlarınkinde ise azdır; ayrıca bunlarda dışkılama sayısı diğerlerine oranla daha fazladır. Su gibi tariflenen ishallerin çoğunluğu paraziter nedenlidir. En sık giardia denilen protozoon neden olur. Bu tip ishallerin en ciddisi ve hayatı tehtid edeni ise dışkının pirinç suyu görüntüsü olarak tariflendiği, kolera bakterisinin yaptığı ishaldir. İltihaplı dışkılamaya neden olan bakterilere ise tifo ve tifo benzeri hastalıklara neden olan salmonella bakterilerini örnek verebiliriz. Kalın barsakta ishale neden olan bakterilerin bir kısmı ve bazı parazitler dışkının iltihaplı, sümüksü görünmesine, aynı zamanda barsak duvarını da zedeleyerek damarların kanamasına neden oldukları için, kanlı olmasına da neden olurlar. Dışkının böyle kanlı ve iltihaplı olması dizanteri olarak adlandırılır. Nedenlerinden birisi şigella denilen bakteri, bir diğeri amip denilen protozoondur. İshalle birlikte bulunan diğer belirtiler karın ağrısı, karında buruntu hissi, bazen bulantı, iltihabi durumlarda bunlara ilaveten ateş olarak karşımıza çıkar. Dışkılamadan sonra tam rahatlayamama da bir diğer belirti olabilir. Örneğin kalın barsak ishallerinde ağrı ve rahatlayamama sıktır. Aşırı su ve tuz kaybına bağlı olarak kalp damar sistemine, böbreklere, sinir sistemine ait kalp ritm bozuklukları, böbrek yetmezliği, şuur bozuklukları gibi belirtiler de olabilir. Dilin kuruması, cildin parlaklık, nem ve yumuşaklığını kaybetmesi, gözlerin göz çukuruna çökmesi gibi belirtiler, su kaybının işaretleridir.
İshal olunca ne yapmalıyız ? :
İlk tedbir olarak kaybedilen su ve tuzu geri koymak için pratik olarak hazırlayacağımız şu solusyonu içebiliriz: Bir litre kaynatılmış soğutulmuş suya 1 çorba kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı sofra tuzu ve 1 çay kaşığı karbonat konularak karıştırılır, içilebildiği kadar sık aralıklarla içilir. Ancak mikrobik ishallerin hemen hepsi 24 saatten fazla devam eder ve hemen hepsi ilaç tedavisi almadan düzelmez. Bu nedenle, 24 saatten fazla süren ishallerde en yakın sağlık merkezine başvurularak muayene ve tetkik olunması gerekir. Çünkü farkında olmadan dışkımız yoluyla çevreye mikrop bulaştırabilir, ayrıca ishalin tedavisiz kalarak daha ciddi sağlık problemlerine yol açmasına neden olabiliriz.
Sağlık kuruluşunda neler yapılacaktır ? :
Sağlık kuruluşunda, şüphelenilen gıdaların ve suyun olup olmadığı ve ne zaman tüketildiği, ishalin ne zaman başladığı, karın ağrısı, ateş, dışkıda iltihap ve/veya kan olup olmadığı, yakınımızda başka hasta insanların olup olmadığı sorulacak; muayenenin ardından dışkı tahlili ve kültürü, kan sayımı ve gerekirse diğer kan tetkikleri istenecektir. Tüm verilere göre hekim tedaviye karar verecektir.
Nasıl tedavi edilir ? :
Sıvı ve tuz kaybının az olduğu, ishalin hastanın komforunu çok bozmadığı durumlarda, hastaneye yatırılmadan genellikle sadece uygun bir diyetle hasta ayaktan tedavi edilir. Aşırı su ve tuz kaybı, ağır dizanteri halleri, kolera şüphesi olan durumlarda hasta mutlaka hastaneye yatırılarak öncelikle kaybedilen su ve tuzun yerine konması amacıyla serum verilir, daha sonra uygun ilaçlara başlanır. İshal diyeti nasıldır? İshali olan kimselerin düzelene kadar posasız ve yağsız gıdalar alması gerekir. Yani sebze ve meyvalar, kuru yemiş, çikolata, kızartmalar gibi gıdalar alınmamalıdır. Yağsız makarna, pirinç pilavı, haşlanmış patates-patates püresi, haşlanmış yağsız et ve tavuk, yağsız ızgara köfte yenebilir. Ayrıca bol miktarda içeçek alınmalıdır.
İyileşme şansı nedir ? :
Uygun tedaviyle yaz ishallerinin tedavisi oldukça yüz güldürücüdür; hemen hepsinde iyileşme tamdır. Ancak mikroplu ortamla temas devam ediyorsa, gerekli tedbirler alınmadıysa ishalin tekrarlama şansı her zaman vardır.
Yaz ishalleri nasıl önlenebilir ? :
Bu ishallerin önlenmesinin en önemli yolu, menşei bilinmeyen suların tüketilmemesi ve kişisel temizliğe dikkat edilmesi, özellikle ellerin her yemekten önce ve sonra yıkanmasıdır. Kullanılan ve içilen suların klorlanması pekçok mikrobun yaşamasını önler. Şüpheli suların, şüpheli olmasa bile salgın olduğu bilinen yerlerdeki suların kaynatılarak kullanılması gereklidir.
http://www.infeksiyon.org/Detail.asp?ctg=18&Article=242Tarih 20 Mayıs 2008, 19:03. Yazan ugurlab.
Etiket:
aids, aıds, hiv, hıv