| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Google
Yazılar arşiv 05.2008 Other entries in 2008-05 resimler , videolar

Norovirüs Salgını

Tarih 22 Mayıs 2008, 14:36. Yazan ugurlab.  
Etiket: aksaray ishal salgını, ishal salgını, norovirus, norovirus salgını

Norovirüs Salgını

Aksaray’da bulantı, kusma ve ishal ile seyreden ve basında da yer alan salgın üzerine yapılan araştırma ve incelemeler sonucunda etkenin Norovirüs olduğu tespit edilmiştir.

Norovirüsler insanlarda akut gastroenterit (mide-barsak hastalığı) yapan etkenlerdendir. Bu virüs son derece bulaşıcı özellikte olup, 100 tane virüs partikülü bile hastalık oluşması için yeterlidir. Esas olarak dışkıyla kontamine besinler ve sular aracılığıyla bulaşmakla birlikte, özellikle kişisel hijyen kurallarına uyulmadığı durumlarda direkt olarak kişiler arasında temas yoluyla ve enfekte partiküller aracılığıyla solunum yoluyla da bulaşabilmektedir. Hastaların çıkartılarıyla bulaşmış yüzeylere temas norovirüsün salgın yapmasında rol oynamaktadır.

Çevre koşullarına dayanıklı olan virüs, buzdolabında, dondurulmuş gıdalarda ve 60 C de canlılığını sürdürebilmektedir.

Hastalığın kuluçka süresi 12-48 saat arasında değişmektedir. Ani başlayan bulantı, kusma, kramp tarzında karın ağrısı, nadiren de sulu ve kan içermeyen ishal başlıca bulgulardır. Virüsü alan kişilerin %30’u hiçbir bulgu göstermeden hastalığı belirtisiz olarak geçirebilir, ancak bu kişiler de hastalığı bulaştırabilmektedir. Hastalar genellikle ek bir tedaviye gerek kalmadan 1-3 gün içinde iyileşmektedir. Ancak küçük çocuklar, yaşlılar ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde yakınmalar, belirtiler ve sıvı kaybı daha ciddi olabilir.

Tedavi, yakınmalara yöneliktir, ayrıca ihtiyaç durumuna göre su ve elektrolit kaybının yerine konması şeklindedir. Etkili bir antiviral ilaç yoktur, antibiyotik kullanılmamalıdır.

Korunmada temiz su ve gıda kullanımı önemlidir. Özellikle su kaynaklı salgınlarda damacana suyu kullanılması veya şebeke suyunun kaynatılarak kullanılması önerilmektedir. Ayrıca sebze ve meyve gibi çiğ tüketilen gıdaların çok iyi temizlendikten sonra tüketilmesi önemlidir. Hasta kişiler başta olmak üzere herkesin kişisel temizlik kurallarına sıkı bir şekilde uyması gerekir. Özellikle ellerin su ve sabunla yıkanması çok önemlidir.

Hastadan sağlıklı bireylere enfeksiyonun bulaşmasını önlemek için, hastalar izole edilmelidir. Tuvalet temizliği sağlanmalı, hastaların çıkartılarının bulaştığı yüzeyler temizlenmelidir. Klor içeren dezenfektanlar (çamaşır suyu) etkin olmakla birlikte, mutlaka yüksek konsantrasyonlarda kullanılmalıdır. Yüzey temizliğinde etkin konsantrasyon 1000 ppm (1 kısım çamaşır suyu, 50 kısım su ile karıştırılmalıdır) olmalıdır.

Prof. Dr. Gaye Usluer

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji

Uzmanlık Derneği (EKMUD) Başkanı

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

AŞI DANIŞMA MERKEZİ

Tarih 21 Mayıs 2008, 19:26. Yazan ugurlab.  
Etiket: aşı, aşı ile korunulan hastalıklar, aşılar, boğmaca, difteri, grip, hemafilus influenza, hepatit, kabakulak, kızamık, kızamıkçık, pnomokok, su çiceği, tetanoz, yan etkiler, çocuk felci

AŞI DANIŞMA MERKEZİ

100 yılı aşkın bir süredir sadece aşı ve aşıyla korunabilir hastalıklar hakkında yaptığı çalışmalarla Ülkemizde olduğu gibi Dünyada da referans olan sanofi pasteur, 2004 yılı sonunda Sanofi-Aventis birleşmesi sonucunda, sanofi pasteur olarak hizmet vermeye devam etmektedir.

"Sağlıklı Yaşam İçin İlk Aşama Doğru ve Bilinçli Aşılama" felsefesinin savunucusu merkezimiz 1996 yılı itibarıyle geniş bir bilgi bankası oluşturduktan sonra 1 Nisan 1997'den beri değerli Türk Hekimleri, tüm sağlık personeli çalışanlarına ve değerli halkımıza hizmet “sunmaya başlamıştır. Bulaşıcı hastalıklar ve bu hastalıkların oluşturabileceği kalıcı etkilerinden koruyabilmekte öncülük etmeyi bir görev kabul eden merkezimiz sadece sanofi pasteur ürünleri hakkında bilgi vermekle sınırlı olmayıp, Dünyada ve Türkiye'de mevcut aşılar hakkında tıbbi etikten ödün vermeden her türlü medikal soruyu cevaplandırmaktadır. Merkezimizde sizlerden gelebilecek her türlü sorulara yönelik vereceğimiz cevaplarımızı gerekirse literatür ile destekleyebileceğimiz bir kütüphanemiz mevcuttur. Ayrıca Tıp Camiası'nda yayınlacak tüm yeni araştırmaları ve verilerini takip edebilmek üzere İnter-Net aracılığıyla Med-Line taraması tarafımızdan yapılabilmektedir.

Aşı Danışma Merkezi'mize mesai saatleri içinde 0800 211 33 31 nolu telefon numaramızdan ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz. Mesai saatleri dışında ise ertesi gün sizlere ulaşabileceğimiz şekilde kurulmuş olan sistemimiz sayesinde vereceğimiz hizmeti 24 saate yayabilmekteyiz. Tüm Sağlık Mensuplarına kendi alanında yetkili kişilerle hizmet veren merkezimiz kurulduğu günden bugüne Türk Tıp Camiasına her zaman doğru ve en iyi hizmeti vermek için çalışmaktadır.

 http://www.asidanisma.com/_index/index.asp

 

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

Çocuğum Zatürre mi?

Tarih 21 Mayıs 2008, 19:11. Yazan ugurlab.  
Etiket: pnömoni, zatüre, zatürre

Çocuğum Zatürre mi?

Zatürre veya bilimsel adıyla pnömoni; virüs, bakteri, mantar gibi etkenlerin yol açtığı akciğerin tek ya da iki taraflı enfeksiyonudur. Bunun dışında bebeklerde ve küçük çocuklarda kusma içeriğinin, düğme, boncuk gibi yabancı cisimlerin ya da yanlışlıkla içilen deterjan gibi yakıcı maddelerin akciğere gitmesiyle de zatürre oluşabilir. Zatürrenin lafı bile anne babaları korkutsa da riskli bazı gruplar dışında evde düzgün antibiyotik tedavisiyle çoğunlukla iyi sonuçlar alınır. Ancak ailelerin sıkıntıya düştüğü sorun sık sık öksüren ya da ateşi çıkan çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonuyla zatürreyi nasıl ayıracakları, çocuğu ne zaman doktora götürecekleridir. Yine anne babaların en korktuğu durum üst solunum yolu tedavisinde geç kalmaları ve öksürüğün zatürreye çevirmesidir.

Ne sıklıkta görülür?
Özellikle küçük çocuklarda ve yaşlılarda hem daha sık görülüp hem de daha ağır seyretse de her yaş grubundan insan zatürreye yakalanabilir. Ancak doğuştan bağışıklık sisteminde zayıflık ya da bozukluk olan çocuklar, kalp hastalığı, astım gibi kronik hastalığı olanlar, beslenme ve gelişme bozukluğu olan çocuklarda yakalanma riski daha yüksektir.Türkiyede Sağlık Bakanlığı istatistiklerine göre her yıl yaklaşık 90 bin zatürre vakası görülmektedir. Ülkemizde halen 5 yaş altı çocuklarda ölümlerin en sık nedeni zatürredir.

Nasıl bulaşır?
Zatürre oluşmasına yol açan mikroplar insandan insana bir iki metrelik mesafeden yakın temasla bulaşır. Mikroplar tek başına ya da aksırık öksürük sonrası ağız ve burundan fırlayan solunum damlacıklarıyla birlikte solunum yolundan vücuda girerler ve boğazda yerleşerek çoğalırlar. Mikrobu alan herkeste zatürre görülmez, çoğu çocuk mikrobu burada sınırlayarak üst solunum yolu enfeksiyonu olarak geçirir. Bazılarında ise vücudun savunma sisteminin zayıf bir anında mikrop alt solunum yollarına inerek akciğer enfeksiyonuna neden olur. Zatürre grip kadar bulaşıcı olmamakla birlikte okul, kreş, kamp gibi çocukların kalabalık bir şekilde birarada yaşadığı yerlerde salgınlar halinde kendini gösterebilir.

Çocuğun zatürre olduğunu nasıl anlarız?
Zatürrenin ilk önemli belirtisi yüksek ateş ve öksürüktür. Daha önce ateşi olmadan öksüren bir çocukta bir süre sonra ateş 39 ve üzerine çıkarsa dikkatli olmak gerekir. Zatürre olan çocukların üst solunum yolu enfeksiyonu geçirenlerden önemli farkı düşkün ve halsiz görünmeleridir. Hızlı nefes alıp verme, nefes alıp verirken göğüs duvarında içe doğru çekilmeler, ağız kenarında morarma zatürreyi düşündürebilecek önemli bulgulardır. Büyük çocuklar çoğu zaman pas renginde koyu bir balgam çıkarır, sırt ağrısı ve belirgin halsizlik dikkat çeker. Daha küçükler ise balgam çıkaramayıp çoğu zaman bunu yuttukları için bulantı ve kusma sık görülür. Küçük bebeklerde ise zatürre çok sinsi seyredebilir. Sadece ateş ve ağız kenarında hafif bir morarmayla birlikte nefes alıp vermede hızlanma zatürrenin yegane bulguları olabilir.

Doktor nasıl tanı koyar?

Ateş ya da öksürüğü olan çocukların dikkatli bir fizik muayeneyle akciğerlerinin dinlenmesi ve şüphelenilen durumlarda akciğer grafisinin çekilmesi gerekir. Balgam veya kan örneğinden zatürreye neden olan mikrop üretilebilir.

Korunma için ne yapabiliriz?
Zatürreden korunmanın yüzde yüz bir yolu olmamakla birlikte alınacak bazı önlemler bu hastalığın görülmesini azaltabilir:
1) Bebekler mümkün olduğunca anne sütüyle beslenmelidir.
2) Bağışıklık sisteminin güçlü olması için beslenmenin önemi unutulmamalı, özellikle kreş ve okul çağındaki çocukların dengeli beslenmesi sağlanmalıdır.
3) Çocuklara el yıkama alışkanlığı kazandırılmalıdır, çünkü çoğu mikrop elle taşınır.
4) Çocukların bulunduğu ortamda kesinlikle sigara içilmemelidir.
5) Çocuklar hasta kişilerle temastan korunmalı, enfeksiyonların sık olduğu mevsimlerde kalabalık ortamlarda bulunmalarından kaçınılmalıdır.
6) H.Influenza, pnömokok gibi çocukluk çağı aşıları zatürreye karşı önemli oranda korunma sağlar.

Prof.Dr. Esin KOÇ

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

AMIPLI DIZANTERI

Tarih 21 Mayıs 2008, 18:42. Yazan ugurlab.  
Etiket: amebiazis, amip, amipli dizanteri, kanlı ishal

AMIPLI DIZANTERI

 

Entomoeba histolytica ismi verilen amipin yaptığı hastalıktır.

 

Genelde tropikal ve Subtropikal bölgelerde (25 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda ve nemli bölgelerde) yaygındır. Her yaşta görülebilir. Amip yiyecek ve içeceklerle bulaşır. Sudaki amip kistleri klorlamaya duyarlıdır. Yüksek ısıda ölürler. Sinekler ve hamam böcekleri de amip kistlerinin taşınmasında rol oynar.

 

 

 

Amipin Özellikleri

 

Hasta, amipin bulaşıcı formunu (4 çekirdekli kist) ağız yoluyla alır. ince barsaklarda kist çatlar ve ortaya 4 tane amipçik çıkar. Bunlar da ikiye bölünerek 8 amipçik oluşur. Daha sonra kalın barsağa geçerek, hastalık yapıcı form olan trofozoid şekline dönüşürler ve olgunlaşırlar. Burada su kaybına uğrayan amip, tekrar 4 çekirdekli kist formuna dönüşür ve dışkı ile atılır. Dolayısı ile taşıyıcı olanların dışkısında bu kistler bulunur. Kistler toprak ve suda canlı kalabilirler.

 

Amipler kalın barsağa yerleşerek yaralar oluştururlar. Kalın barsağın herhangi bir yerine yerleşebilirler, ancak kan akımının az olduğu yerleri tercih ederler. Acak kalın barsağa yerleşen her amip hastalık yapmaz.

 

 

 

Belirti ve Bulgular

 

Kuluçka süresi 4-5 günle 1-4 ay arasında olabilir. Su ile bulaşmış olan amipler daha şiddetli hastalık yapar. İştah azlığı, kilo kaybı, kusma ve kanlı ishal ile seyreder. Bazen hiç bir belirti gözlenmez.

 

Kalın barsakta delinme nadiren olur. Ancak genelde kalın barsakta kitleler (ameboma) meydana getirirler.

 

Hastalık oluşumu genelde vücut direncinin düşmesi ile ortaya çıkar, ileri derecedeki hastalarda amip kana karışarak yayılır ve karaciğer, dalak, akciğer, beyin, deri ve idrar yollarında abseler yaparlar.

 

Karaciğer tutulduğunda (hepatik amibiazis) ateş, terleme, karaciğerde hassasiyet ve karaciğer büyümesi görülür. 2-3 haftada tüm karaciğer tutulur.

 

 

 

Teşhis

 

Erken tanı önemlidir. Laboratuvar tetkikinde taze dışkı kullanılır. Dışkıda ayakımsı uzantıları ile hareket eden amipler görülür. Dışkıdaki Charcot-Leyden kristalleri tanı koydurucu bir özelliktir.

 

Taşıyıcılarda 2 çekirdekli kist, hastalarda 4 çekirdekli kist görülür.

 

Ayrıca tutulan organa özgü tetkikler (röntgen, sintigrafi, ultrason gibi) gerekebilir.

 

 

 

Tedavi ve Korunma

 

Tedavide metranidazol ve terasiklin grubu ilaçlar kullanılır. Genelde 10 günlük tedavi yeterlidir.

 

Hastalıktan korunmak için temizlik, içme sularının 60 derecenin üzerine kadar ısıtılması yarar sağlar. Mide asidi kistlere etkisizdir.

 

Dünya Sağlık Örgütü nün amipli dizanteri ve benzer hastalıklardan korunmak için 10 altın önerisi:

 

1) yiyecekleri alırken güvenilir yerleri tercih edin

 

2) yiyecekleri tam olarak pişirin, az pişmiş yemeyin

 

3) pişirdiğiniz yemekleri bekletmeden yiyin

 

4) yiyecekleri saklarken aşırı özen gösterin

 

5) buzdolabından çıkardığınız yemekleri kaynayana kadar ısıtın

 

6) pişmiş ve pişmemiş yiyecekleri hiç bir zaman karıştırarak yemeyin

 

7) ellerinizi tekrar tekrar yıkayın

 

8) mutfağınızın temizliği konusunda son derece titiz olun

 

9) yiyeceklerinizi tüm hayvanlardan (sinek, fare, böcek...) koruyun

 

10) kesinlikle güvenilir su kullanın

 

 

 

 

 

http://www.hekimce.com/index.php?kiid=440

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

İdrar rengindeki değişiklik bir hastalık belirtisi olabilir

Tarih 20 Mayıs 2008, 22:17. Yazan ugurlab.  
Etiket: idrar oluşumu, idrarın renkleri

İdrar Deyip Geçmeyin
Dr. Ömer Fatih ÇELİK

İnsan vücudu, içinde yürütülen faaliyetlerle bir şehre benzetilebilir. Bir şehirde olup bitenlerden daha fazlası, kendi ölçeğinde bedende gerçekleşir. İnsan şehrindeki faaliyetlerin büyük bir kısmı otomatik olarak gerçekleştirildiğinden, insanların çoğu bünyelerinde meydana gelen son derece kompleks ve mizanlı hâdiselerin farkında değildir. Çünkü beden şehrinin sağlığını sürdürebilmesi için gerekli etki ve tepki mekanizmaları irademiz dışında yürütülmektedir. Bedenimizdeki besinlerin sindirilmesi, dolaşımı, atıkların temizlenmesi, yakıt molekülü oksijenin nefes aracılığıyla bütün hücrelere dağıtımı gibi günlük beden faaliyetlerini sürdürmeye yönelik aktivitelerimiz o kadar fıtrî şekilde yürütülmektedir ki, biz bunların farkına hiç varmıyoruz. Tuvalet ihtiyacı oluşursa, adabına uyarak ihtiyacımızı gideririz. O ihtiyacın bildirilmesi, cevabın verilmesi ve rahatlamak için büyüklü küçüklü birçok sistemin âhenkli şekilde işletilmesini yine hiç düşünmüyoruz.

Boşaltım sisteminin temel organı olan böbrek ve bağlantılı fonksiyonları, bugün tıpta bir ilim dalı (nefroloji) ve uzmanlık alanıdır. Beden şehrinin her bir karesi üzerinde yeterince gözlem ve araştırma yapılırsa ve oradaki çok katmanlı hiyerarşik mekanizmalar çözümlenirse, insanın farklı menzillerinde çeşitli ilimlere ve tefekkürlere vesile olacak birçok hâdisenin cereyan ettiği görülecektir. "Denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa, Allah'ın ilmini yazmakla bitiremezler." hakikatinin tercümanı olurcasına, beden sarayındaki yapı ve fonksiyonların, değişik derecelerde, ilmi ve kudreti sonsuz bir Zât'ın varlığına ayine oldukları görülecektir.

Bedenimizde sürekli cereyan eden faaliyetlerden biri de, boşaltım sisteminin âhenkli işleyişidir. Erişkin bir kişide, normal şartlarda böbreklerden süzülüp gelen idrarın mesanede (idrar torbası) toplanması, bir balonun içine hava üflendikçe genişlemesine benzer. Böbreklerden süzülerek gelen idrarın miktarına paralel olarak, mesane genişler. Otomatik olarak yürütülen idrar depolama işleminin mükemmel şekilde gerçekleştirilmesinde, otonom sinir sistemine önemli roller verilmiştir. Erişkin insanların günde 5-6 defa idrara çıktığı kabul edilirse, sadece günlük üretilen sıvı atıkları atma (idrar boşaltma) süresi, toplam 5 dakika kadardır. Otonom sinir sistemi yeterince gelişmemiş bir bebeğin idrarı depolama kabiliyeti çok sınırlı olduğundan, mesanesi sık sık boşaltılır. Yeni doğan bir bebek ise, günde ortalama 20-25 kez idrar yapar. Böylece hem böbreklerden gelen idrarın mesaneye rahat bir şekilde akması sağlanır, hem de idrar yolları mekanik olarak temizlenmiş olur. İdrarın böbreklerden mesaneye taşınmasında kullanılan yaklaşık 3-7 mm çapındaki borucuklardan (üreter) akan idrarın mesaneye geçebilmesi için, bu kesedeki iç basıncın düşük tutulması gerekir. Otonom sinir sistemi tam gelişmemiş bebeklerde, böbreklerin yüksek basınçtan korunabilmesi için, mesanedeki idrar sık sık boşaltılarak basınç düşürülür. Altıncı aydan sonra, otonom sinir sisteminin gelişmesiyle, mesanenin idrarı depolama kapasitesi artar ve idrar yapma sayısı da azalmaya başlar. Erişkinlikte, idrarı depolama, uygun yer ve zamanda boşaltma kabiliyetinin gelişmesi de, irademiz dışında, dengeli bir şekilde tamamlanır. Beden şehrindeki yüzlerce güzellikten biri olan idrarın dengeli atılması hâdisesi insanda merhametin bir tecellisi olarak devam ettirilmektedir.

Böbrekteki temel süzme birimi olan bir nefronun şeması (renkli oklar basınç sebebiyle süzülen ve geri emilen maddeleri göstermektedir.
İdrar yollarındaki yardımlaşma
Beden şehrinin birimleri arasında muhteşem bir yardımlaşma vardır: Meselâ böbreklerden gelen idrar, akarsu yatağının temiz tutulması gibi bütün idrar yolları boyunca bir temizlik yapılmasına vesile olmaktadır. Bu temizlik başta mikroorganizmalar olmak üzere, idrar yollarında oluşabilecek kum ve taş tanecikleri için de geçerlidir. Mesanelerine bakteri enjekte edilen sağlam kişilerde idrar yolu enfeksiyonu gelişmemiş, bunlarda idrarın tazyikli olarak atılması, bakterilerin sürüklenerek dışarı atılmasını kolaylaştırmıştır.
Elastik yapıdaki mesane duvarının hem genişletilerek, hem de mesane basıncı düşürülerek böbreklerin koruması, mesane ve böbrekler arasındaki yardımlaşmaya misâldir. Çünkü böyle bir elastikiyetle basınç düşürülmeseydi, böbrekler yüksek basınç altında kalarak fonksiyonlarını yitirebilirdi. Sebepler plânında böbreklerin rahat çalışması, uygun miktarda ve basınçta idrar çıkarması (böbreklerin korunması) mesane duvarının elastik olmasıyla sağlanır. Bunun insana bir lütuf olduğunu ise, ancak sistem arızalandığında anlayabiliriz.

Anne karnındaki bebeğin idrarı
Anne karnındaki bebeğin (fetus) beslenme ve boşaltım sistemlerinin temel düzenleyicisi olarak plasenta vazifelendirilmiştir. Ayrıca fetus böbreğine de önemli görevler verilmiştir. Meselâ sıvı-elektrolit ile asit-baz dengesinin düzenlenmesi, hormon ve büyüme faktörlerinin üretilmesi bunlardan birkaçıdır. Dördüncü aydan itibaren fetuste, idrar üretimi başlar ve mesane her 30-60 dakikada bir dolar-boşalır. Mesane içindeki idrar, anne rahmindeki koruyucu yastık gibi yavruyu saran amniyon sıvısına boşaltılır. İdrara benziyen amniyon sıvısı, rahimdeki ceninin, annenin vücut sıcaklığındaki değişikliklere karşı korunmasında, normal gelişim için gerekli alanın sağlanmasında, gıda ve oksijen gibi maddelerin temini için uygun vasatın oluşturulmasında, anne karnının maruz kalabileceği muhtemel darbeler karşısında korunmasında vazifelidir. Rahimde bebeğin yerleştirildiği amniyon sıvısı, idrar gibi bir sıvıdan hazırlanıp, dünyanın yeni misafirini rahat ettirmek için üretilir.


İdrar kesesi (mesane) ve idrar yolunun (üreter), şematik kesitlerinde iç boşluğu astarlayan epitel ve kaslı duvar yapısıyla ne kadar sanatlı ve hassas yapıldıkları görülmektedir.
İdrarın meydana getirilişi Bedenin en ücra köşelerine kadar oksijen ve gıda maddelerini taşımakla görevli kan, geri dönüşünde hem metabolizma atıklarını, hem de vücudumuzda çeşitli sebeplerle oluşan zehirli-fazlalık maddeleri toplayarak böbreklere getirir. Beden şehrinin sağlığının devamında rol alan kan, böbreklere uğradığında kesintisiz olarak filtre edilir. Böbreklerde, atık maddeler öylesine hassas şekilde ayıklanır ki, "Hangi maddeden ne kadar gereklidir?" gibi, ince hesap ve sınırsız bilgi gerektiren husus biliniyormuşçasına vazife icra edilir. İleri bilgisayar sistemleriyle desteklenmiş sunî böbrekler (diyaliz makineleri gibi) asıl böbreğin yerini hiçbir zaman tutamaz. Sonsuz bir ilim ve kudretin emri altında zâhirî sebepler kullanılarak çalıştırılan sağlıklı canlı böbrek, yapılması gerekeni, Sevk-i İlâhî ile yerine getirir. Atılması gerekenleri sıvı halinde (idrar) mesaneye gönderir. İdrarla atılan maddeler, farklı özellikler taşıdığından, hastalıkların teşhisinde kullanılır. Çünkü idrarın rengi, kokusu, yoğunluğu, içerisindeki organik ve inorganik maddeler insan sağlığı hakkında çeşitli ipuçları verir. Boşaltım sistemine yerleştirilen bu hassas dengedeki sapmalar, beden şehrinde bir şeylerin yanlış gittiğinin işareti olarak yorumlanır. Bir başka ifadeyle, hayat tarzımız, beslenme şeklimiz, hastalıklar, alınan ilâçlar, idrarın yapı ve kompozisyonunda farklılıklara yol açabildiğinden idrar tahlili, sağlıklı olup olmadığımızın bir göstergesi olarak önem taşımaktadır (Şekil 2-3). Sağlıklı kişinin idrarı, sarı ve berraktır. Bu rengi esas itibariyle ürokrom pigmenti ve bir miktar da ürobilin ile üroeritrin verir. Renksiz bir idrar söz konusu ise ya aşırı sulu şeyler alınmıştır veya diüretikler gibi idrar söktürücü ilâçlar kullanılmış yahut değişik tipte şeker hastalıkları (diabetes mellitus, diabetes insipitus) gibi bozukluklar var demektir. Gün içerisinde idrarda sarı ile su berraklığı arasında gidiş gelişler olabilir (meselâ yemekten 1-2 saat sonraki idrarın su gibi renksiz; aşırı eforda ise, koyu turuncu olması gibi). Pancar, şeker boyaları ve bir kısım ilâçlar idrarı kırmızıya dönüştürebilir. Hastanın şikayetleri, muayene ve tahlillerle anlamlandırıldığında kırmızı-kahverengi, mavi-gri, sütü andıran beyazlıktaki ve bulanık idrarların hepsi, bir hastalık belirtisi olabilir.

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

Yorgunluğun nedenleri

Tarih 20 Mayıs 2008, 21:59. Yazan ugurlab.  
Etiket: güçsüzlük, halsizlik, takatsizlik, yorgunluk, çabuk yorulma

Yorgunluğun nedenleri


Kansızlık

Adet dönemleriniz uzun sürüyorsa, miyomlarınız varsa ya da yakın zaman önce doğum yaptıysanız, bunlara bağlı kan kaybı nedeniyle kadınlarda yorgunluğun birinci nedeni olan anemi gelişmiş olabilir. Kanamalar sonucunda kanda oksijeni taşıyan alyuvarlardaki demirden zengin bir protein olan hemoglobin miktarı azalır. Dokular ve organlar yeterince oksijen almayınca bunun sonucu yorgunluktur. Kansızlığın diğer nedenleri iç kanama veya demir, folik asit ya da vitamin B12 eksikliği olabilir. Böbrek hastalığı gibi kronik hastalıklar da kansızlığa neden olabilir.

Hipotiroid

Genel olarak enerji düzeyiniz hep düşükse, kendinizi tükenmiş ve hattâ biraz depresyonda gibi hissediyorsanız bunların sebebi yavaş çalışan tiroid bezi olabilir. Tiroid bezi vücudun enerji metabolizmasını kontrol eder…

İdrar yolu enfeksiyonu

Kadınların çoğunda idrar yolu enfeksiyonu yanma veya sık idrara gitme ihtiyacı gibi belirtilerle birlikte ise de bazı hastalarda hiçbir belirti olmayabilir ya da belirtiler hafif olduğundan fark edilmeyebilir. Sürekli yorgunluk da bu gibi idrar yolu enfeksiyonlarının tek belirtisi olabilir

Fazla kafein alımı

Bir uyarıcı olan kafein, fazla miktarda alındığında yorgunluğa neden oluyor. Bu nedenle kafein alımının daha da artırılması sorunun kötüleşmesine sebep oluyor…

Besin intoleransı

Hafif bir besin intoleransı bile uykunuzun gelmesine yol açabilir. Tolere edemediğiniz yani yendiğinde size, sizin bu besine bağlamadığınız ve ondan olduğunu düşünmediğiniz rahatsızlıklar verebilen bazı besinler olabilir. Bu besinlerin farkında olmadan sürekli yenilmesi kendinizi, sürekli yorgun ve tükenmiş hissetmenize neden olabilir.

Uyku apnesi

Uyku apnesi, hastalığına yakalanmışsanız yani her gece birçok kez nefes almanız durmuşsa, gece kaç saat uyursanız uyuyun bütün gün yorgun olursunuz. Uyku apnesi konusunda uzmanlaşmış bir doktordan yardım almalısınız.

Kalp hastalığı

Evi temizlemek gibi sıradan işler sizi yoruyorsa, kalp hastalığına yakalanma ihtimaliniz olabilir. Basit hareketlerle gelen yorgunluk hissi sebepsiz yere ortaya çıktıysa, vakit geçirmeden bir kardiyoloji uzmanına başvurmalısınız.

Karaciğer hastalığı

Devamlı yorgun hissediyorsanız, iş yapacak haliniz yoksa, devamlı uyumak istiyorsanız, idrarınızda renk değişiliği olduysa, gözleriniz sarardıysa enfeksiyon hastalıkları uzmanına başvurmalısınız.

Ancak, yorgunluğun hangi nedenden olduğunun ortaya konulması için bir hekime başvurulması gerekiyor

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

İdrar yolu enfeksiyonları

Tarih 20 Mayıs 2008, 21:52. Yazan ugurlab.  
Etiket: enfeksiyon, idrar yolu infeksiyonu

İdrar yolu enfeksiyonları

İdrar yolu iltihabını kolaylaştıran faktörlerden biri de soğuk havalar. Havaların soğumasıyla birlikte idrar yolu enfeksiyonlarında bir artış gözleniyor. Soğuk idrar torbasını tahriş ederek, idrar yolu enfeksiyonlarına yatkınlığını artırıyor. Kişinin herhangi bir sebeple uzun bir süre soğuğa maruz kalma durumunda bu tabakada bir takım bozulmalar görülebiliyor...

Çoğu enfeksiyon aşağı idrar yollarında (mesane ve üretra) olur çünkü buraya bakterilerin erişimi kolaydır. Her ne kadar can sıkıcı ve sıklıkla ağrılı olsa da, alt idrar yolu enfeksiyonları ciddi enfeksiyonlar değildir. Bunun yanında, üst idrar yolu enfeksiyonları (böbrek ve üreter) ciddi hastalığa sebep olabilirler.
İdrar yolu enfeksiyonları hafif ve kolay tedavi edilebilen hastalıklar olmasına rağmen, ihmal edildiğinde böbreklere kadar uzanabilir ve kalıcı hasarlar bırakabilir...
 
Alt idrar yolu ve mesane enfeksiyonu belirtileri

• Sık idrar yapma
• İdrar yaparken yanma hissi
• Alt karında basınç hissi ve ağrı
• Bel ve boşluk ağrısı
• İdrarın kanlı olması

Üst idrar yolu ve böbrek enfeksiyonu belirtileri

• Ateş
• Üşüme / Titreme
• Kusma / Bulantı
• Şiddetli bel ve boşluk ağrısı

Enfeksiyonun en sık nedenleri

Cinsel ilişki: Cinsel ilişki bakteriyi üretraya doğru itebilir. Bazı kadınlar hemen her ilişki sonrası idrar yolu enfeksiyonuna yakalanmaktan yakınırlar. Mesane enfeksiyonları sık cinsel ilişkide bulunan veya sık partner değiştiren kadınlarda daha sık görülmektedir.

İdrarı uzun süre tutma: Mesane idrarı tutmak için genişleyen ve boşaltmak için kasılan küre şeklindeki bir kastır. Eğer idrarınızı uzun süre tutarsanız, mesane kası uzun süre gerili olarak kalır. Bu durum sık olarak tekrarlanırsa, mesanenin kas yapısı zayıflayacak ve bir miktar artık idrar mesanenizde kalacaktır. Bu da idrar yolu enfeksiyonu riskini artırır.

Enfeksiyon nasıl bulaşır?

Üriner sistem iki ana yoldan enfekte olur. En sık ve büyük çoğunluk ascanda yol dediğimiz enfeksiyonun alttan yukarı bulaşmasıdır. Yani anal bölge, vajinada veya son idrar çıkışı yollarındaki çeşitli mikropların bazı kolaylaştırır faktörleri de eklenmesi ile kolaylaşır.
Diğeri ise kan yoluyla mikropların böbreğe gelmesidir. Bu daha azdır.

Kimler daha sık idrar yolu enfeksiyonuna yakalanmaktadır?

• Gelişme ve erişkin döneminde kız çocukları ve bayanlar
• Yeni doğan erkek bebekler
• Şeker hastaları
• Sonda takan hastalar

Tedavisi nasıl?

İdrar yolu enfeksiyonları antibiyotiklerle tedavi edilirler. Çoğu zaman antibiyotikler 7 veya 10 gün süreyle kullanılır ancak basit enfeksiyonlarda 3 günlük kullanım yeterlidir. Şikayetleriniz ilaç bitmeden geçse bile doktorunuzun verdiği tüm ilaçları önerdiği sürede kullanmak çok önemlidir. Enfeksiyonun tam olarak temizlendiğinden emin olmak için, tedavinizin bitiminden sonra idrar tetkikinizin tekrarlanmasına ihtiyaç olabilir.

İdrar yolu enfeksiyonlarına karşı alınabilecek önlemler

İyi bir kişisel hijyen uygulayınız. 
Bakterinin idrar yolundan atılmasına yardımcı olmak için bol miktarda sıvı alınız. 
İdrar hissi oluşunca en kısa sürede ya da her 3 saatte bir mesanenizi boşaltınız. 
Düzenli olarak C vitamini alınız. Bunun idrarınızın asiditesini artırarak bakteri üremesini zorlaştırdığı düşünülmektedir. 
Pamuklu iç çamaşırı giyiniz. Pamuklular bakteri üremesine neden olan nemi önler. 
Vajina içerisini sabunla yıkamayınız. Eğer mutlaka kullanacaksanız kadın-doğum doktorunuzun tavsiye ettiği ürünleri tercih ediniz.

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

KIRIM-KONGO KANAMALI ATEŞİ

Tarih 20 Mayıs 2008, 19:22. Yazan ugurlab.  
Etiket: kanamalı ateş, kene hastalığı, kırım kongo kanamalı ateş, tokat hastalığı


Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Nedir?
Kırım-Kongo Hemorajik Ateş (KKHA),keneler tarafından taşınan Nairovirüs isimli bir mikrobiyal etken tarafından neden olunan ateş, cilt içi ve diğer alanlarda kanama gibi bulgular ile seyreden hayvan kaynaklı bir enfeksiyondur. Son yıllarda tedavide görülen gelişmelere rağmen, bu enfeksiyonlarda ölüm oranları hala yüksektir.
Keneler Nasıl Tanınır ve Nerelerde Bulunur?
Keneler otlaklar, çalılıklar ve kırsal alanlarda yaşayan küçük oval şekillidir. 6-8 bacaklı, uçamayan, sıçrayamayan hayvanlardır. Hayvan ve insanların kanlarını emerek beslenirler ve bu sayede hastalıkları insanlara bulaştırabilirler.
Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir. Türlere göre değişmekle beraber kenelerin, küçük kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara (özellikle devekuşları) kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.

Kimler Risk Altındadır?
Hastalık genellikle meslek hastalığı şeklinde karşımıza çıkar.
  • Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar
  • Veterinerler
  • Kasaplar
  • Mezbaha çalışanları
  • Sağlık personeli özellikle risk gurubudur.
  • Kamp ve piknik yapanlar, askerler ve korunmasız olarak yeşil alanlarda bulunanlar da risk altındadır.

Henüz ergin olmamış Hylomma soyuna ait keneler, küçük omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde muhafaza eder; ergin kene olduğunda da hayvanlardan ve insanlardan kan emerken bulaştırır.
Kuluçka Süresi Ne Kadardır?
Kene tarafından ısırılma ile virüsün alınmasını takiben kuluçka süresi genellikle 1-3 gündür; bu süre en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte kan, ifrazat veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu bulaşmalarda bu süre 5-6 gün, en fazla ise 13 gün olabilmektedir.
Belirtileri Nelerdir?

Ateş
Kırıklık
Baş ağrısı
Halsizlik
Kanama pıhtılaşma mekanizmalarının bozulması sonucu;
- Yüz ve göğüste kırmızı döküntüler ve gözlerde kızarıklık,
- Gövde, kol ve bacaklarda morluklar
- Burun kanaması, dışkıda ve idrarda kan görülür
- Ölüm karaciğer, böbrek ve akciğer yetmezlikleri nedeni ile
olmaktadır.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin Tanısı Nasıl Konulur?
Kanda virüse karşı oluşan antikorların taranması tanı için en sık kullanılan yöntemdir. Bu göstergeler hastalığın başlangıcından sonra 6. günden itibaren belirlenebilir.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Nasıl Kontrol Edilir ve Nasıl Korunulur?
Hastalığın bulaşmasında keneler önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle kene mücadelesi önemlidir fakat oldukça da zordur.
1. İnsanlar kenelerden uzak tutulabilir ise bulaş önlenebilir. Bu nedenle de mümkün olduğu kadar kenelerin bulunduğu alanlardan kaçınmak gerekir.
2. Kenelerin yoğun olabileceği çalı, çırpı ve gür ot bulunan alanlardan uzak durulmalı, bu gibi alanlara çıplak ayak yada kısa giysiler ile gidilmemelidir.
3. Bu alanlara av yada görev gereği gidenlerin lastik çizme giymeleri, pantolonlarının paçalarını çorap içine almaları,
4. Görevi nedeni ile risk grubunda yer alan kişilerin hayvan ve hasta insanların kan ve vücut sıvılarından korunmak için mutlaka eldiven, önlük, gözlük, maske v.b. giymeleri gerekmektedir.
5. Gerek insanları gerekse hayvanları kenelerden korumak için haşere kovucu ilaçlar (repellent) olarak bilinen böcek kaçıranlar dikkatli bir şekilde kullanılabilir. (Bunlar sıvı, losyon, krem, katı yağ veya aerosol şeklinde hazırlanan maddeler olup, cilde sürülerek veya elbiselere emdirilerek uygulanabilmektedir.)
6. Haşere kovucular hayvanların baş veya bacaklarına da uygulanabilir; ayrıca bu maddelerin emdirildiği plâstik şeritler, hayvanların kulaklarına veya boynuzlarına takılabilir.
7. Kenelerin bulunduğu alanlara gidildiği zaman vücut belli aralıklarla kene için taranmalıdır.
8. Vücuda yapışmış keneler uygun bir şekilde kene ezilmeden, ağızdan veya başından tutularak bir cımbız veya pens yardımıyla sağa sola oynatarak alınmalıdır. Isırılan yer alkolle temizlenmelidir. Mümkünse kenenin tanı için alkolde saklanması uygun olur.
9. Diğer canlılara ve çevreye zarar vermeden, haşere ilacı (insektisit) ile uygulamanın uygun görüldüğü durumlarda çevre ilaçlanması yapılabilinir.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin Tedavisi Nedir?
Hastalığın kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. Hastaya destek tedavisi yapılmalıdır.
alıntı...

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

İshal nedir?

Tarih 20 Mayıs 2008, 19:18. Yazan ugurlab.  
Etiket: amel, diare, enterit, ishal

İshal nedir?
İshal, dışkılama sayısında artışla beraber, dışkının şekilsiz bir hal alması olarak tariflenir. Normalde dışkı kuru ve şekilli iken, ishal durumunda içerdiği su miktarı artarak şekilsiz olur. İshal nedeniyle barsak hareketleri artar, normal süreden daha kısa aralıklarla dışkılama ortaya çıkar. Örneğin günde bir kez katı, şekilli dışkılaması olan bir kişi, günde 3-4 kez veya çok daha fazla dışkılıyorsa veya dışkı cıvıklaşmış, su gibiyse ya da sümüksü olmuşsa ishalden bahsedebiliriz.

Yaz ishalleri

İshal nedenleri nelerdir ?:

İshale neden olan pek çok durum mevcuttur. İshal nedenlerinin başında mikrobik ishaller gelmektedir ki, konumuz olan yaz ishalleri de bu gruptandır. Mikroplar dışında başta antibiyotikler olmak üzere çeşitli ilaçlar, çeşitli mide-barsak hastalıkları, bazı hormonal hastalıklar, barsak veya barsak komşuluğunda ortaya çıkan tümöral durumlar, aşırı ve ani ısı değişimleri de ishale neden olabilir. Heyecanlanma, üzüntü, korku, stres gibi durumlar da ishale neden olabilir.

Yaz ishallerinin nedenleri nelerdir ? :

Yaz ishaline neden olan mikroplar, bakteriler ile protozoon denilen gözle görülmeyen parazitlerdir.

Yaz ishalleri nasıl ortaya çıkar ? :

Doğadaki sıcaklık artışıyla tüm canlıların su ihtiyaçları da buna paralel olarak artar. Dolayısıyla insanlar, yaz aylarında daha fazla su tüketir. Böylece, bu tüketimin beklenmeyen bir sonucu olan yaz ishalleri, çoğunlukla mikroplu suların içilmesi veya bu sularla yıkanmış meyva ve sebzelerin yenilmesiyle ortaya çıkar. Bazen insanlar ishal olup bu mikropları dışkıları ile çevreye yayabilir. Dışkıyla bulaşmış ellerin ağıza götürülmesi sonucu da ishal olabilir. Her zaman kullanılan suların sağlıklı olup olmadığını bilmek mümkün olmaz. Doğada, özellikle insan ve hayvan dışkılarıyla kirlenmiş sularda yaşayan, ishal nedeni olabilecek çeşitli mikroplar bulunmaktadır. Bunlar özellikle durgun sularda, kanalizasyonun karıştığı sularda, iyi ilaçlanmamış içme ve kullanma sularında, özellikle yaz aylarında uzun süre canlı kalarak çoğalır. Bu suların içilmesi veya böyle sularla bulaşık, sıcak ortamda beklemiş gıdaların, örneğin çiğ sebzelerle hazırlanmış salataların ve meyvaların tüketilmesi sonucu ishal yapan mikroplar, ağız yoluyla alınarak insanların barsaklarına ulaşır. Bunların bir kısmı barsak duvarında iltihap oluşturarak hem barsak hareketlerini artırır, hem de barsağa su ve iltihabi hücrelerin geçişine neden olur; bir kısmı da barsakta iltihap yapmadan, salgıladıkları toksin denilen zehirli maddelerin etkisiyle su ve tuz geçişini artırmak suretiyle ishale neden olur.

Yaz ishallerinin belirtileri nelerdir ?:

En önemli belirti, dışkılama sayısının artması ve dışkı vasfının değişmesidir. Dışkı, cıvık, patates püresi görünümünde olabileceği gibi, sümüksü ve iltihaplı veya su gibi olabilir. Dışkı miktarı ve su içeriği, ince barsaklarda hastalık yapan parazit ve bakterilerin ishallerinde fazladır, kalın barsakta hastalık yapanlarınkinde ise azdır; ayrıca bunlarda dışkılama sayısı diğerlerine oranla daha fazladır. Su gibi tariflenen ishallerin çoğunluğu paraziter nedenlidir. En sık giardia denilen protozoon neden olur. Bu tip ishallerin en ciddisi ve hayatı tehtid edeni ise dışkının pirinç suyu görüntüsü olarak tariflendiği, kolera bakterisinin yaptığı ishaldir. İltihaplı dışkılamaya neden olan bakterilere ise tifo ve tifo benzeri hastalıklara neden olan salmonella bakterilerini örnek verebiliriz. Kalın barsakta ishale neden olan bakterilerin bir kısmı ve bazı parazitler dışkının iltihaplı, sümüksü görünmesine, aynı zamanda barsak duvarını da zedeleyerek damarların kanamasına neden oldukları için, kanlı olmasına da neden olurlar. Dışkının böyle kanlı ve iltihaplı olması dizanteri olarak adlandırılır. Nedenlerinden birisi şigella denilen bakteri, bir diğeri amip denilen protozoondur. İshalle birlikte bulunan diğer belirtiler karın ağrısı, karında buruntu hissi, bazen bulantı, iltihabi durumlarda bunlara ilaveten ateş olarak karşımıza çıkar. Dışkılamadan sonra tam rahatlayamama da bir diğer belirti olabilir. Örneğin kalın barsak ishallerinde ağrı ve rahatlayamama sıktır. Aşırı su ve tuz kaybına bağlı olarak kalp damar sistemine, böbreklere, sinir sistemine ait kalp ritm bozuklukları, böbrek yetmezliği, şuur bozuklukları gibi belirtiler de olabilir. Dilin kuruması, cildin parlaklık, nem ve yumuşaklığını kaybetmesi, gözlerin göz çukuruna çökmesi gibi belirtiler, su kaybının işaretleridir.

İshal olunca ne yapmalıyız ? :

İlk tedbir olarak kaybedilen su ve tuzu geri koymak için pratik olarak hazırlayacağımız şu solusyonu içebiliriz: Bir litre kaynatılmış soğutulmuş suya 1 çorba kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı sofra tuzu ve 1 çay kaşığı karbonat konularak karıştırılır, içilebildiği kadar sık aralıklarla içilir. Ancak mikrobik ishallerin hemen hepsi 24 saatten fazla devam eder ve hemen hepsi ilaç tedavisi almadan düzelmez. Bu nedenle, 24 saatten fazla süren ishallerde en yakın sağlık merkezine başvurularak muayene ve tetkik olunması gerekir. Çünkü farkında olmadan dışkımız yoluyla çevreye mikrop bulaştırabilir, ayrıca ishalin tedavisiz kalarak daha ciddi sağlık problemlerine yol açmasına neden olabiliriz.

Sağlık kuruluşunda neler yapılacaktır ? :

Sağlık kuruluşunda, şüphelenilen gıdaların ve suyun olup olmadığı ve ne zaman tüketildiği, ishalin ne zaman başladığı, karın ağrısı, ateş, dışkıda iltihap ve/veya kan olup olmadığı, yakınımızda başka hasta insanların olup olmadığı sorulacak; muayenenin ardından dışkı tahlili ve kültürü, kan sayımı ve gerekirse diğer kan tetkikleri istenecektir. Tüm verilere göre hekim tedaviye karar verecektir.

Nasıl tedavi edilir ? :

Sıvı ve tuz kaybının az olduğu, ishalin hastanın komforunu çok bozmadığı durumlarda, hastaneye yatırılmadan genellikle sadece uygun bir diyetle hasta ayaktan tedavi edilir. Aşırı su ve tuz kaybı, ağır dizanteri halleri, kolera şüphesi olan durumlarda hasta mutlaka hastaneye yatırılarak öncelikle kaybedilen su ve tuzun yerine konması amacıyla serum verilir, daha sonra uygun ilaçlara başlanır. İshal diyeti nasıldır? İshali olan kimselerin düzelene kadar posasız ve yağsız gıdalar alması gerekir. Yani sebze ve meyvalar, kuru yemiş, çikolata, kızartmalar gibi gıdalar alınmamalıdır. Yağsız makarna, pirinç pilavı, haşlanmış patates-patates püresi, haşlanmış yağsız et ve tavuk, yağsız ızgara köfte yenebilir. Ayrıca bol miktarda içeçek alınmalıdır.

İyileşme şansı nedir ? :

Uygun tedaviyle yaz ishallerinin tedavisi oldukça yüz güldürücüdür; hemen hepsinde iyileşme tamdır. Ancak mikroplu ortamla temas devam ediyorsa, gerekli tedbirler alınmadıysa ishalin tekrarlama şansı her zaman vardır.

Yaz ishalleri nasıl önlenebilir ? :

Bu ishallerin önlenmesinin en önemli yolu, menşei bilinmeyen suların tüketilmemesi ve kişisel temizliğe dikkat edilmesi, özellikle ellerin her yemekten önce ve sonra yıkanmasıdır. Kullanılan ve içilen suların klorlanması pekçok mikrobun yaşamasını önler. Şüpheli suların, şüpheli olmasa bile salgın olduğu bilinen yerlerdeki suların kaynatılarak kullanılması gereklidir.

http://www.infeksiyon.org/Detail.asp?ctg=18&Article=242

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

HIV / AIDS NEDİR?

Tarih 20 Mayıs 2008, 19:03. Yazan ugurlab.  
Etiket: aids, aıds, hiv, hıv

HIV Nedir?
Human Immunodeficieny Virus (İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü) kelimelerinin baş harfleri ile adlandırılmış HIV virüs, bağışıklık sisteminin içine yerleşerek, bireyin bağışıklık sistemini zayıflatan bir virüstür.
 
HIV Pozitiflik Nedir?
Kanında HIV virüsü bulunan kişilere HIV pozitif denir. Bu kişiler aynı zamanda kanında antikor bulunan seropozitif (Anti-HIV testi=ELISA testi pozitif) kişilerdir.
 
AIDS Nedir?
AIDS bulaşıcı bir virus hastalığıdır. Mikrobu HIV (hiv) adı verilen virüstür. HIV girdiği vücudun, mikroplara karşı koyma yeteneğini sağlayan bağışıklık sistemini etkileyip yok eder. Direnci azalan vücutta, HIV'in etkisinin yanı sıra, çeşitli mikroplar da hastalıklara neden olurlar.

Anti-HIV Testi Nedir? Ne Zaman Yapılır? Nerelerde Yaptırılabilir?
HIV vücuda girdiğinden itibaren, vücutta bununla savaşmak için özel antikorlar oluşur. Kandaki bu antikorların ELISA yöntemiyle saptanmasına Anti-HIV testi denir.Anti-HIV antikorların ELISA yöntemiyle ölçülebilecek düzeye ulaşması için 3 aylık bir süreye (pencere dönemi) ihtiyaç vardır. Bu nedenle test, bulaşma olduktan 3 ay sonra yapılmalıdır. Anti-HIV testinin pozitif olması kanda HIV virusunun olduğunu gösterir. Ancak anti-HIV testinin yalancı pozitif çıkma ihtimali de vardır. Bu nedenle, kişinin HIV pozitif (seropozitif) olduğunu söyleyebilmesi için, Westernblood testi denen doğrulama testinin de yapılıp sonucunun pozitif olması gerekmektedir. Anti-HIV testi, üniversite hastanelerinin mikrobiyoloji laboratuarlarında, sigorta ve devlet hastanelerinin laboratuarlarında ve özel laboratuarlarda yaptırabilir.
 
Danışmanlık Hizmeti Nedir?
HIV bulaşması, AIDS hastalığı, hastalıktan korunma, test yaptırma, hastaların bakım ve tedavisi hakkındaki bilgileri, kişiler yüz yüze ya da telefonla başvurarak, danışmanlardan öğrenebilirler. Danışmanlık hizmeti, test yaptırmadan önce ve sonra mutlaka alınmalıdır.
 
HIV'in Tedavisi Var mıdır?
HIV/AIDS'in tedavisinde olumlu gelişmeler vardır. Günümüze kadar bulunan ilaçlardan farklı etki mekanizmalarında olanların ikisinin ya da üçünün birlikte kullanımıyla HIV pozitif kişilerin kaliteli ve uzun bir yaşam sürebilmeleri sağlanmaktadır. Tedavi doktor kontrolünde ve kesintisiz olarak yaşam boyu sürdürülmelidir. Bu ilaçlar çok pahalıdır.
 
HIV'in Dezenfeksiyonu Yapılabilir mi?
Spermdeki ve vajina salgısındaki HIV, dış ortamda birkaç saatte, kuru ortamda ise yarım saatte ölür. HIV kurumuş kanda da kısa zamanda ölür.
Hastanın, ya da seropozitif kan, sperm veya vajina salgısının bulaştığı eşyadaki HIV'in öldürülmesi:
Eşyayı birkaç dakika kaynatarak ya da 60 C°'de 30 dakika ısıtarak virus öldürülür.
Sulandırılmış çamaşır suyu temas ettiği HIV'i 10 dakika içinde öldürür. Sodyumhipoklorid, çamaşır suyunda bulunan etkili maddedir, içinde klor vardır. Çamaşır suyu şişesinin üzerindeki tarifeye göre (genellikle 10 kez) sulandırılarak kullanılır. Sulandırılan çamaşır suyunda klor kokusu bulunmalıdır. Çamaşır suyu kullanılacağı zaman sulandırılmalıdır, durmakla bozulur. Çamaşır suyu madensel eşyaya zarar verir.
Ultraviyole ile ışınlama (mavi ışık) HIV'in yok edilmesi için önerilmeyen bir yöntemdir. Ultraviyole ışını doğrudan temas ettiği yüzeydeki mikropları öldürür. Cismin altında kalan mikropları öldürmez.
 
Deri HIV'den Nasıl Arındırılır?
Su ve sabunla iyice yıkama ile (en az 15 saniye) bütün mikroplar gibi HIV de deriden uzaklaştırılabilir. Yıkandıktan sonra derinin alkol ile temizlenmesi uygun olabilir. Yaralanma durumunda yara yeri, önce sabun ve su ile iyice yıkanmalı, ardından tentürdiyot veya betadin gibi bir antiseptik ile temizlenmelidir.
 
AIDS'in Belirtileri
HIV bulaştıktan sonra, AIDS hastalığı belirtileri kişinin yaşam koşullarına ve vücut direncine göre, 3-15 yıl, hatta bazen daha uzun bir süre sonra ortaya çıkar. HIV bulaştığı vücutta çeşitli hücrelere, özellikle CD4T kan hücrelerine yerleşerek çoğalır. Zarar gören CD4T hücreleri giderek azalır ve bunun sonucu olarak vücudun bağışıklık sistemi yıkıma uğrar. Vücut direnci zayıflayan hastada, normalde zararsız olan, hafif geçen ya da ender rastlanan bazı hastalıklar belirir. Ayrıca lenf bezlerinde büyümeler, ağız ve deride tekrarlanan uçuk, pamukcuk, yara ve lekeler, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, gece terlemeleri, kilo kaybı, ishal, öksürük, tüberküloz, akciğer hastalıkları gibi belirtiler ortaya çıkar. Kişide bu belirtilerin ancak birkaç tanesinin bir arada bulunması durumunda AIDS düşünülebilir. Kaposi sarkomu ve bazı lenfomalarda, HIV infeksiyonunu düşündüren önemli belirtilerdendir. Kesin tanı için anti-HIV testi yapılır.

AIDS nedir?


AIDS (Acquired Immune Deficiency Syndrome) İngilizce bir kısaltmadır, açık şekli ile anlamı "kazanılmış bağışıklık yetmezliği sendromu"dur. AIDS bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığıdır. HIV (insan bağışıklık yetmezliği virüsü) adı verilen virüsler aracılığı ile bulaşmakta ve vücutta belirli hücreleri tutarak onları zarara uğratmaktadır. Vücudumuzu hastalıklara karşı koruyan sistemi yani savunma (immün) sistemini hasara uğratmaktadır.

Kanımızda beyaz ve kırmızı küreler bulunur. Normalde beyaz küreler vücudumuza giren mikroplarla savaşır ve onları öldürür. Bunu mikropları yiyerek ve onları öldüren "antikor" adı verilen kimyasal maddeleri oluşturarak yapar. HIV beyaz kürelere girerek ve tahrip ederek immün sistemi zayıflatır. Çevremizde ve vücudumuzda bulunan çeşitli mikroplara karşı vücudumuzun savaşma yeteneği azalır ve enfeksiyonlar ortaya çıkar, HIV beyin hücreleri ve sinir sisteminide istila ederek zihinsel ve fiziksel (denge) sorunlara yol açabilir.

Ben HIV (+) Bir Kişiyim. Bu AIDS Hastası Olduğum Anlamına mı Geliyor?
"HIV (+)" test sonuçları, sizin AIDS'e neden olan virusla (HIV) enfekte olduğunuz anlamına geliyor. CD4+ T hücre sayınız 200hücre/mm3'ün altına düştüğünde ve/veya AIDS ile ilişkili bir hastalık (fırsatçı enfeksiyonlar ve Kaposi Sarkomu gibi) gelişirse HIV AIDS hastalığına doğru ilerler.
 
CD4+ T Hücre Sayısı Ne Demektir?
CD4+ T hücre sayısı kişinin ölçülen CD4+ T hücre miktarı demektir. HIV kişinin bu hücrelerini enfekte eder ve çoğalmak (kendi kopyasını yapar) için bu hücreleri kullanır. Bu hücreler zarar gördükçe kişinin bağışıklık sistemi zayıflar ve kişi fırsatçı enfeksiyonlara (bakteriyel, viral, parazit ve mantar gibi) daha çabuk yakalanır.
 
Viral Yük Nedir?
Viral yük insanın kanında bulunan virus (HIV) miktarıdır. Yüksek miktarda viral yükü olan olan kişi, düşük viral yükü olan kişiden daha çabuk AIDS geliştirir.
 
CD4+ T Hücresi Nedir?
CD4+T hücrelerine, akyuvarlar, T yardımcı hücreleri de denilmektedir. İnsan bağışıklık sisteminde diğer hücrelerle birlikte hastalıklara karşı savaşırlar. HIV, çoğalmak için bu hücreleri kullanır. Sağlıklı bir kimsede CD4+T hücre sayısı 800-1200/mm3 kadardır.

Hangi Testler Yapılabilir?
Türkiye'de kan ve kan ürünlerini toplayan ve saklayan merkezlerde (Kan Bankaları-Kızılay Kan Merkezi gibi) alınan her kan bağışında, HIV, Hepatit-B ve Hepatit-C virus antikorları veya antijenleri açısından tarama yapılması kanunen gereklidir.
 
Nerelerde Bakılabilir?
Tanı ELISA yöntemiyle konur. ELISA virusun bulaşmasından sonra 10-12 haftada sonuç verebilir.
HIV tedavisine başlamadan önce doktorunuz tam bir hikaye almalı, fizik muayene yapmalı ve kan testlerini istemelidir. Bu testler tam kan sayımı, viral yük testi ve CD4+ T hücre sayımını içerir. Ayrıca enfeksiyonlar için gerekli diğer testler (sifiliz, tüberkülin deri testi, toksoplazma antikor testi ve kadınlar için jinekolojik Pap Smear testi) yapılmalıdır. Viral Yük testi ve CD4+ T hücre ölçme testi, HIV tedavisine başlamadan önce mutlaka yapılmalıdır.
 
Nasıl Bir Doktora Gitmeliyim?
HIV tedavisi kompleks bir tedavi olduğundan doktorunuzda HIV ve AIDS tedavisi konusunda uzman olmalıdır. Tedaviniz hakkında karar verirken yakından çalışabileceğiniz birine ihtiyacınız olur ve bu yüzden kendinizi rahat hissedebileceğiniz bir kişi olmalıdır. Bu HIV tedavisinin yararları ve riskleri hakkında herşeyi rahatlıkla sorabilmeniz için önemlidir. Ayrıca Türkiye 'de AIDS tanı ve tedavisi hakkında sizi yönlendirebilecek ve yardımcı olabilecek merkezler bulunmaktadır.

TEDAVİ SORUNLARI

Tedavi: Boş bir çaba mı?
Kesinlikle hayır. İlk tedavi denemelerinin başladığı 1986'dan bu yana çok önemli gelişmeler kaydedildi. 1996 yılında AIDS'den ölüm oranında %21, 1997'de %44'lük bir düşüş gözlendi. Bugün 20'ye yakın ilaç AIDS tedavisinde kullanılıyor.
Tedavi ile yaşam süresinin ve kalitesinin arttığı, fırsatçı hastalıkların sıklığının azaldığı kanıtlandı. Ayrıca tedavi olanlarda hastalığı başkalarına bulaştırma riskinin çok azaldığı gösterildi.
 
Tedavi: Kimlere, ne zaman?
HIV (+) olan herkes hemen tedavi olmak zorunda değil. Tedavinin kimlere ve ne zaman başlanacağına karar vermek için hastaya ait bazı faktörlere bakmak gerekiyor.
Hastalığın uzun yıllar süren bir belirtisiz dönemi, bunun ardından da bir belirtili dönemi var. Hastalığa ait belirtiler varsa hemen tedavi öneriliyor.
Belirtisiz dönemde ne zaman tedaviye başlanacağına karar vermek daha zor. Bunun için hastanın kanındaki virus miktarına (viral yük-HIV RNA düzeyi) ve hastanın bağışıklık durumuna (CD4+ T lenfosit sayısı) bakılıyor.
Hastanın kanında virus miktarı yüksek (HIV RNA 10 000-20 000'den fazla) ve/veya bağışıklık durumu bozulmaya başlamışsa (CD4+ T lenfosit sayısı 500'ün altında) tedavi öneriliyor. Böylece hastanın yaşam süresi uzuyor ve yaşam kalitesi artıyor. Virüs miktarı yüksek değil ve bağışıklık durumu iyi ise tedavi tartışmalı, çünkü hastalar uzun yıllar virüs miktarları yükselmeden ve bağışıklık durumları bozulmadan yaşayabiliyorlar. Bu durumda bazı doktorlar tedavi öneriyorlar, bazıları da tedavi önermiyorlar ve hastayı belli aralıklarla izleyip, virüs miktarı yükselirse veya bağışıklık durumunda bozulma görülürse o zaman tedavi vermeyi tercih ediyorlar.
Ama ne olursa olsun hasta ile doktorun işbirliği şart. Her durumda tedavi kararı hasta ile doktorun birlikte verecekleri bir karar ve son sözü de doktor tarafından iyice aydınlatılmış hasta söylemeli.
Belirtisiz hastalarda tedavi kararı neden bu kadar zor?
Tedavinin yararı çok fazla ama dikensiz gül olduğu da söylenemez.
Her şeyden önce, tedaviye bir kere başlandığı zaman yaşam boyu devam etmek gerek. Bırakılırsa ya da ara verilirse hastanın durumu kısa sürede eskisine dönüyor.
Ayrıca tedavide çok sayıda ilaç kullanılıyor. Bu ilaçları belirli saatlerde ve belirli koşullarda düzenli almak gerekiyor.
İlaçların yan etkileri de var. İlaçların kullanım süresi uzadıkça yan etkilerin görülme sıklığı da artıyor. Ayrıca ilaçların kullanımı sırasında bunlara direnç gelişme olasılığı var. Bu nedenle ilaçların yan etkilerinin ve etkinliklerinin dikkatle izlenmesi, yan etkisi fazla veya etkinliğini kaybetmiş ilaçların değiştirilmesi gerekli.
Bütün bunlardan başka ilaçlar çok pahalı ve aylık maliyeyi bir milyar TL'nin üzerinde.
Sonuç olarak tedavi biraz karmaşık ve iyi bir tedavi için hasta ile doktorun çok iyi diyalog içinde olmaları gerekiyor.
 
Fırsatçı hastalıkların tedavisi:
HIV/AIDS tedavisi yalnızca virüse karşı tedaviden ibaret değil. Hastalığın seyri sırasında bazen fırsatçı hastalıklar ortaya çıkabilir. Bağışıklığı bozulmuş hastalarda bu hastalıkların ortaya çıkmasını önlemek için bazı önlemler alınıyor ve ilaçlar kullanılıyor. Fırsatçı hastalıklar, zamanında farkına varılırsa, genellikle tedavi edilebiliyor ve atlatılabiliyor. Virüse karşı ilaçların doğru ve zamanında kullanılması ile de fırsatçı hastalıkların görülme sıklığı azalıyor.
 
Türkiye'de tedavi açısından durum ne?
HIV/AIDS ilaçlarının büyük çoğunluğu Türkiye'de bulunuyor. Türkiye'de bulunan ilaçların sayısı ve cinsi en etkili tedavi kombinasyonlarını uygulamak için yeterli.Yurtdışından ilaç getirtmeye şimdilik gerek yok.
İlaçlar çok pahalı olmasına rağmen sosyal güvenlik şemsiyesi altında olan kişiler (Emekli Sandığı, SSK, Bağ-Kur) bunları parasız ya da çok düşük ücretlerle elde edebiliyorlar. Sosyal güvencesi olmayanlar da heyet raporu ile Sosyal Yardımlaşma Fonları'ndan ilaçlara ulaşabiliyor.
Türkiye'de HIV/AIDS'li hastalara tedavi hizmeti veren merkezlerin sayısı giderek artıyor. Özellikle büyük şehirlerde olmak üzere Enfeksiyon Hastalıkları veya Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği bulunan tıp fakülteleri, devlet hastaneleri ve SSK hastanelerinin çoğunda bugün tedavi olmak mümkün.
Tedavi için mutlaka hastaneye yatmak gerekmiyor. İlaçlar ağız yolu ile alınıyor ve belirtisiz hastalar ilaçlarını ayaktan kullanabiliyorlar, belirli aralıklarla kontrollere gidiyorlar. Ancak hastanın yatmasını gerektiren bir fırsatçı hastalık varsa hasta hastaneye yatırılıyor ve iyileşince taburcu ediliyor.
 
HIV(+) hasta için öneriler:
Belirtisiz dönemde bile hastalık gizlice ilerleyebileceği ve tedavi gerektirebileceği için, HIV(+) hastanın bir an önce çevresinde bulunan bir sağlık kuruluşuna başvurarak hastalığının durumu hakkında bilgi almasında büyük yarar var.
İhbarı zorunlu bir hastalık olmasına rağmen, ihbarlar isim belirtilmeden kod sistemi ile yapıldığı için, hastanın HIV(+) olduğunu kendisi ve doktoru dışında istemediği taktirde kimse bilmeyecektir. Aksi davranışlar Tıp Etiği'ne aykırıdır.
Tedavi uygulansın ya da uygulanması hastalığın seyrinin yaşam boyu belli aralıklarla izlenmesi çok yararlı. Çünkü, kanda virüs miktarı düşük, bağışıklık sistemi iyi olduğu için başlangıçta tedavi almayan bir hastanın birkaç yıl sonra virüs miktarı yükselir ya da bağışıklık sisteminde bozulma belirtileri başlarsa tedavi uygulanması gerekebilir.
Bunu başarmak da hasta ile doktorun sıkı bir diyalog ve işbirliği içinde olmalarına bağlı. Bu nedenle, her hastanın belli bir merkez ya da doktor tarafından izlenmesi, gerekli kayıt ve dosyaların tutulması yararlı olur. Bu açıdan, sağlık hizmeti veren merkezin aynı şehirde ve hastanın kolay ulaşabileceği bir yerde olması tercih edilir.
 
http://www.aidsvehiv.com/

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.