Tarih 22 Eylül 2007, 03:58. Yazan ugurlab.
Etiket:
online film yabancı, şeytan
CD1:http://video.google.com/videoplay?docid=1256486448272693971
CD2:http://video.google.com/videoplay?docid=-5702608752701727490
Tarih 22 Eylül 2007, 03:54. Yazan ugurlab.
Etiket:
yerli film online
Tarih 22 Eylül 2007, 03:46. Yazan ugurlab.
Etiket:
kilit, online film, yerli film
Tarih 22 Eylül 2007, 03:42. Yazan ugurlab.
Etiket:
online film, taşıyıcı
http://video.google.com/videoplay?docid=-5874565664031923039
Tarih 22 Eylül 2007, 03:39. Yazan ugurlab.
Etiket:
thnet
http://video.google.com/videoplay?docid=-2000622407257104617
Tarih 22 Eylül 2007, 03:18. Yazan ugurlab.
Etiket:
kanlı teklif
http://video.google.com/videoplay?docid=-4814316705789425735
Tarih 22 Eylül 2007, 03:08. Yazan ugurlab.
Etiket:
antony hopkins, fracture, online film izle
http://www.brightcove.com/title.jsp?title=1137755082
http://www.brightcove.com/title.jsp?title=1137755086
http://www.brightcove.com/title.jsp?title=1137755101
http://www.brightcove.com/title.jsp?title=1137751098
http://www.brightcove.com/title.jsp?title=1137755097
http://www.brightcove.com/title.jsp?title=1137840781
Tarih 21 Eylül 2007, 21:17. Yazan ugurlab.
Etiket:
diabet, nöropati, sağlık, tedavi, zona
Sinirlerin hastalanması sonucu ortaya çıkan nöropatik ağrı en çok diyabet ve zona hastalarında görülüyor. Prof. Dr. Mustafa Ertaş, şiddetli ağrılar olarak kendini gösteren bu hastalığın tedavi edilebileceğini söylüyor.
İSTANBUL - İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Ertaş, sinirlerin hastalanması sonucu ortaya çıkan nöropatik ağrının en çok diyabet ve zona hastalığında görüldüğünü ve tedavisinde ağrı kesicilerin kullanılmadığını söyledi.
Pfizer Türkiye tarafından The Marmara Oteli'nde düzenlenen medya paylaşım günlerinde ''nöropatik ağrı'' konusunda bilgi veren Prof. Dr. Ertaş, nöropatiyi sinirlerin hastalanması olarak tanımladı. Ertaş, ''Nöropatik ağrı ise gerçekte dokuda bozukluk olmaksızın sinir sisteminin kendi hastalığı nedeniyle kişinin sanki bir doku hastalığı varmış gibi ağrı duymasıdır. Yani kişi herhangi bir yerinde yara, yanma ya da iltihap olmamasına karşın varmış gibi ağrı hisseder'' dedi.
Nöropatik ağrı belirtilerini ''kişinin kendi elektriği ile çarpılması, özellikle geceleri artan aynı anda yanma ve donma hissi, karıncalanma ve uyuşma hissi ile dokunmakla ağrı duyma'' olarak sıralayan Prof. Dr. Ertaş, ''Örneğin öyle şeker hastaları var ki çorap ayağına dokununca jilet değmiş gibi ağrı hissettiği için çorap giyemiyor ya da ayağı çarşafa veya yorgana değdiği anda kesilmiş gibi ağrı hissediyor. Şeker hastalarında en çok ayak altında yanma hissedilir. Bu daha sonra diz ve ele sıçrar'' diye konuştu.
Genel olarak toplumlarda her 100 kişiden birinde nöropatik ağrı görüldüğünü belirten Prof. Dr. Ertaş, şunları söyledi: ''Nöropatik ağrı, en çok diyabet ve zona hastalığında ortaya çıkar. Bunun yanı sıra bel ve boyun fıtığı, böbrek hastalığı, sinir sıkışması gibi rahatsızlıklar da bu ağrıya neden olur. Türkiye'de 14 merkezde bin 113 diyabetli hastayla yapılan bir çalışmada yüzde 14'ünde nöropatik ağrı tespit edildi. Yani sadece diyabetten dolayı 600 bin kişinin bundan mustarip olduğunu tahmin ediyoruz. Yine ABD'de ağrılı nörolojik hastalıklar arasında bel fıtığından sonra ikinci sırada nöropatik ağrılar geliyor.''
Ağrının, kişinin iş ve aile hayatını da etkilediğine işaret eden Prof. Dr. Ertaş, ''Hastaların yüzde 79'unda ağrı yoğunluğu orta veya şiddetlidir'' dedi. Nöropatik ağrının, uyku ve konsantrasyon bozukluğu, depresyon, iştahsızlık gibi problemleri de beraberinde getirdiğini söyleyen Prof. Dr. Ertaş, ''Nöropati kader değildir, tedavi edilir ancak ağrı kesicilerle değil. Çoğu kez atlandığı ya da yanlış tanımlandığı için ağrı kesicilerle tedavi edilmeye çalışılıyor. Oysa tedavide başka ilaçlar kullanılır. İlaç kombinasyonlarıyla tedavide başarı oranı yüzde 80-90'lara kadar çıkabiliyor'' diye konuştu. (AA)
Tarih 21 Eylül 2007, 21:09. Yazan ugurlab.
Etiket:
kilo, sağlıklı zayıflama, sebebleri, verememek, çözümleri
Siz kalori hesabı yapıp, yediğiniz her lokmayı sayarken çok farklı nedenler kilo vermenizi engelliyor olabilir.
Yediğiniz her şeye dikkat etmenize, hatta çikolata, cips ve çerez gibi sevdiğiniz pek çok yiyeceği hayatınızdan çıkarmanıza rağmen kilo veremiyor musunuz? Yalnız değilsiniz.
A.B.D.'de, Amerikan Diyet Birliği tarafından, Gallup Araştırma Şirketi'ne yaptırılan bir araştırmanın sonucu oldukça ilginç. Kadınların yüzde 99'u sağlıklı bir şekilde beslendiklerine inanıyorlar. Oysa verdikleri yanıtlar; kendileri için gereken sağlıklı beslenme standartlarını, sadece yüzde 1 oranında sağlayabildiklerini ortaya çıkarıyor. Buradaki en büyük sorun, bolca lifli gıda ve doymamış yağ yerine, ağırlıklı olarak, az ama doymuş yağ, şekerin ve rafine besinlerin tüketilmesi. Oysa besinlerin niceliği kadar niteliği de önemli. Siz kalori hesabı yapıp, yediğiniz her lokmayı sayarken çok farklı nedenler kilo vermenizi engelliyor olabilir. İşte kilo vermenizi engelleyen hatta kilo almanıza yol açan 7 neden ve bunlarla baş etmek için en etkili çözüm önerileri.
1-Kahvaltıyı atlamak
A.B.D. Colorado Üniversitesi'nde, 3 bin gönüllü üzerinde, kahvaltı üzerine bir araştırma yapılmış. Bu kişilerden 1 yıl boyunca düzenli kahvaltı etmeleri istenmiş ve yıl sonunda ortalama 6 kilo verdikleri gözlenmiş. Özellikle, kepekli ekmek, müsli gibi lifli besinlerle kahvaltı eden kadınlar çok daha rahat kilo veriyor ve bu kiloyu korumakta da çok zorlanmıyor. Ayrıca kahvaltıyı atlamak dalgınlığa ve konsantrasyon eksikliğine de neden olabiliyor.
ÇÖZÜM: Tabii ki kahvaltı atlamamak. Sabahları sadece 10 dakika erken kalkarak, bir kase yağsız süt içinde müsli yiyebilir ve kendinize çok büyük bir iyilik yapabilirsiniz. Ancak kahvaltı etmek adına, yağlı poğaça ve açmaları sakın aklınıza getirmeyin. Lifli yiyecekler, taze meyve, meyveli yoğurt ve yağsız süt iyi bir kahvaltı için yapılacak en mükemmel tercihler.
2-Sadece tadına bakmak
Arkadaşınızın doğum gününde dayanamadınız ve o kadar ısrar karşısında incecik bir dilim pasta yediniz. Ardından akşam yemeği için gittiğiniz restoranda, salata ısmarlamanıza rağmen, eşinizin patates kızartmalarından bir iki tane aldınız, bir de diğer arkadaşınızın spagettisinin tadına baktınız. Ama tabii bunları kesinlikle yemekten saymıyorsunuz. Ancak beslenme uzmanları, kilo almanın altında yatan en önemli nedenlerden birinin, diyet planı uygularken, "tadına bakmak", "küçücük bir lokma almak" gibi bahanelerle günlük kalori alımının üzerine çıkmayı gösteriyorlar. Hatta yapılan araştırmalar, bu şekilde tüketilen yiyeceklerin ortalama olarak günde 700 kaloriyi bulduğunu gösteriyor.
ÇÖZÜM: Bu konuda yapabileceğiniz en mükkemel şey bir yiyecek günlüğü tutmak. Böylece, tadına baktığınız böreği, bir parçacıktan bir şey olmaz diye ağzınıza attığınız çikolatayı önünüzde yazılı görecek ve durumun ciddiyetini anlayabileceksiniz. Ayrıca yazacağınızı bildiğiniz için bir şeyler yerken çok daha dikkatli olacaksınız.
3-Şeker bağımlılığı
Şeker ve çikolata kadınların en çok sevdiği yiyeceklerin başında geliyor. Ama burada suçlular çay ve kahvelerimize attığımız kesme şekerlerle, atıştırdığımız şekerleme ve çikolatalar değil. Uzmanlara göre tükettiğimiz şekerin üçte birini gizli bir şekilde alıyoruz. Meyveli yoğurtlar, meyve suları, bazı alkolsüz içecekler nedeniyle farkında olmadan daha fazla şeker tüketebiliyoruz.
ÇÖZÜM: Öncelikle tüm tatlı ve pastaları kendinize haftada sadece bir gün sunabileceğimiz bir ödül olarak sınırlandırmalısınız. Onun dışında yediğiniz tüm besinlerin etiketlerini okuyun ve fruktoz, mısır şurubu ve sakkaroz gibi maddelerin de şeker sınıfına gireceğini unutmayın. Meyveli yoğurt, mısır gevreği ve müsli gibi yiyecekleri satın alırken de şeker içermeyen çeşitlerini seçin.
4-Yeterli miktarda gıda alamamak
Çoğu kişinin, bol bol lif, vitamin ve mineral içeren "tam" yani işlenmemiş gıdalardan yeteri kadar tüketmediği bilinen bir gerçek. Ne yazık ki, işlenmiş, rafine edilmiş ve pek çok katkı maddesi katılarak hazırlanmış gıdaların hayatımızdaki yeri çok daha fazla. Araştırmalar beyaz unla yapılan her türlü hamur işinin beslenmemizde en büyük yeri tuttuğunu gösteriyor.
ÇÖZÜM: Beyaz ekmek, pirinç ve makarna yerine, işlenmemiş kepekli ya da doygun ekmek, kepekli pirinç ve tam makarna tercih etmeye çalışın. Atıştırmak içinse cips, çikolata yerine, yağsız patlamış mısır ya da kuru meyveleri seçin. Evde yaptığınız kek ve hamur işlerinde de, eğer mümkünse, kepekli unu kullanmanız son derece akıllıca olur.
5-Çok fazla yağ tüketmek
Günlük yağ ihtiyacımız yaklaşık 67 gram. Yağ tüketimini kısıtlamak denince, aklımıza sadece yemeğe konulan ya da kahvaltıda kullanılan yağlardan vazgeçmek geliyor. Oysa tereyağ ve margarini keserken, salata soslarında, peynirde ya da sütte var olan yağı göz ardı ediyor, tüketmeye devam ediyoruz. Üstelik fazla yağların en önemli özelliği, kalça, karın ve bacak gibi bölgelerde depolanmaya çok müsait olmaları. Ayrıca fazla yağ tüketenlerin, balık, yağsız süt, C vitamini, A vitamini ve folik asit açısından zengin ve kilo vermeye yardımcı yiyecekleri daha az tükettikleri de gözlenmiş.
ÇÖZÜM: Genel olarak, "bir yiyecek ne kadar az işlenmişse o kadar az yağ içeriyordur" kuralını benimseyebilirsiniz. Ayrıca satın aldığınız besinlerin ambalajlarını okuyarak ne kadar yağ içerdiği hakkında bilgi edinmeniz ve seçimi buna göre yapmanız da olası. Bir besinin kaç kalori olduğu kadar, yağdan gelen kalorisinin ne kadar olduğuna da dikkat edilmeli. Yağ oranı, 100 kaloride 3 gramdan fazla olan besinleri tercih etmeyin.
6-Kalsiyum alımını önemsememek
Hemen hemen herkes kalsiyumun sağlıklı kemiklere sahip olmak ve osteoporozu engellemek için gerektiğini biliyor. Ancak kalsiyumun kilo vermede de etkili olduğu pek fazla bilinmiyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar, kalsiyum açısından zengin olan yiyeceklerle beslenenlerin vücut kitle endekslerinin daha düşük olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni kalsiyumun kalsitrol eksikliğini önlemesi. Kalsitrol, vücudumuz tarafından salgılanan ve yağların depolanmasını önleyen bir hormon.
ÇÖZÜM: Büyük bir bardak yağsız süt içerek hem kemiklerinizi koruyacak hem de sizin için gerekli olan kalsiyum miktarını alacaksınız. Üstelik sadece 320 kaloriyle! Süte karşı hassassanız ve süt içtikten sonra sindirim problemleri yaşıyorsanız laktozsuz sütlerden de faydalanabilirsiniz. Eğer süt içmek sizin için imkansızsa, yağsız peynir, yoğurt ve füme somon gibi kalsiyum açısından zengin olan yiyeceklerden bol bol tüketin.
7-Doğru sebzeleri seçememek
Yağ içermeyen, bol lifli ve hastalıklarla savaşan bir çok maddeyle dolu sebze ve meyveler aslında tüketmek için en mükemmel besinler. Oysa ne yazık ki pek çoğumuz taze sebze ve meyve tüketimine gereken önemi vermiyoruz. Sadece sebze yemiş olmak için ağırlıklı olarak patates ve marulu tercih etmek de yapılabilecek büyük bir hata. Oysa patates, özellikle de kızarmış olduğu zaman, fazla besleyici değeri olmayan bir gıda. Aynı şey büyük ölçüde sudan oluşan amerikan marulu için de geçerli.
ÇÖZÜM: Sebze seçiminde aklınıza ilk gelen koyu yeşil yapraklı (ıspanak ve pazı gibi) ve sarı (biber ve kabak gibi) sebzeler olmalı. Bu sebzeleri haşlanmış ya da buharda pişirilmiş şekilde yemeniz en doğrusu. Ayrıca, bol bol şeker ve boya içeren meyve sularının da meyve yemekle aynı şey olamayacağını aklınızdan çıkarmamanız gerek.
http://www.ekolay.net/saglik/haber.asp?Page=2&pid=501&haberid=503437
Tarih 21 Eylül 2007, 21:03. Yazan ugurlab.
Etiket:
alzheimer, sağlık, takip sistemi
Prof. Dr. Murat Emre, bu nedenle bu yılki Dünya Alzheimer Günü sloganının “Alzhemir hasta ve yakınları susmayın, konuşun” şeklinde belirlendiğini ifade etti.
Prof. Dr. Emre, “Türkiye’de 250-300 bin alzheimer hastası olduğunu tahmin ediyoruz. Bunların ancak 30-35 bini tedavi ediliyor. Dünyada hasta sayısı 24 milyon. Maliyeti yüksek bir hastalık. ABD’de yıllık ortalama maliyet 100 milyar doları buluyor” diye konuştu.
Hasta yakınlarının en büyük sorunlarından birinin hastaların nerede olduğunu hatırlayamaması ve bazen bu nedenle kaybolmaları olduğuna işaret eden Emre, şunları kaydetti:
“Hastalarımız arasında bir gün ile bir hafta arasında değişen sürelerde kaybolan ve başka şehirlerde bulunanlar var. Bu konuda vakıf ve derneğimize çok sayıda başvuru geliyor. Bu nedenle vakıf ve dernek olarak bir süredir çalışmalar yürütüyorduk. Bu çalışma sonucu TSM Bilişim A.Ş’nin desteğiyle hastaların takibini yapacak sistem geliştirildi. Bu sistem sayesinde hasta yakınları, hastaya takılacak cep telefonu büyüklüğündeki bir cihazla nerede olduğunu takip edebilecek. Bu cihazdan 30 tanesini maddi durumu iyi olmayan hastalarımıza ücretsiz dağıtacağız. Bunun dışında satın almak isteyenler vakıf ve derneğe başvurabilir.”
Prof. Dr. Murat Emre, hasta kaybolduğunda ilk bakılması gereken yerin, alzheimer hastasının ilk oturduğu ev ile sürekli gittiği yerler olması gerektiğini de sözlerine ekledi.
BAKIMIN ZORLUĞU
Alzheimer Vakfı Başkanı Prof. Dr. Engin Eker de hastalık oranının her 5 yılda 2’ye katlandığına işaret ederek, bakımının çok zor olduğunu söyledi.
Yapılan bir araştırmada, alzheimer hastasının bakımını üstlenenlerin yüzde 60’ında tükenmişlik tespit edildiğini belirten Eker, vakıf olarak bir hayırsever tarafından Çatalca’da bağışlanan arsaya bakımevi yapmak istediklerini bildirdi.
TSM Bilişim A.Ş. Genel Müdürü Taner Keser de uydu ve internetten yararlanılan sistem sayesinde hasta yakınlarının, internet üzerinden ya da kendi merkezlerinde 7 gün 24 saat açık olan izleme merkezine arayarak, hastalarının bulunduğu yer ve izlediği güzergah konusunda bilgi sahibi olacağını anlattı.
Keser, “Cihazın fiyatı 495 dolar. Şarj edildikten itibaren 24 saat süreyle çalışabilecek. Sistem sayesinde hastaların harita üzerinden maksimum 2 metrelik bir yanılsamayla nerede olduğu öğrenilebilinecek. Ayrıca hasta 1-2 gündür evine dönmüyorsa geçmişe dönük raporlama da yapılabilecek” dedi.
HASTA YAKINININ ACISI
Toplantıda konuşan ve hasta yakını olan İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Özcan Çığırgan da kendisi gibi profesör olan kocasının 4,5 yıldır alzheimer hastası olduğunu söyledi.
Eşinin 1 Eylül’de sabah uyurken evden çıkıp gittiğini ve 3 gün boyunca aramalarına rağmen haber alamadıklarını belirten Çığırgan, “3’üncü gece saat 02.00’de Eyüp Karakolundan telefon geldi. Eşimi Feshane yakınlarında bulmuşlar. 3 gün boyunca sürekli yürümüş ve hiçbir şey yememiş. Bu süre boyunca çocuklarımla birlikte şehrin her tarafında onu aramıştık. 1,5 yıl önce de yine kaybolmuş bir gün sonra bulmuştuk. Bu durumu yaşamayan hiç kimse bu acıyı anlayamaz. O 3 gün 3 gece hayatımın büyük kısmını benden aldı götürdü” diye konuştu.
http://www.ntvmsnbc.com/news/420482.asp