Tarih 11 Ağustos 2008, 16:58. Yazan ugurlab.
Etiket:
bebek, döküntü, isilik, milaria
Tarih 11 Ağustos 2008, 16:49. Yazan ugurlab.
Etiket:
bebek, ishal, yaz
Tarih 10 Ağustos 2008, 14:54. Yazan ugurlab.
Etiket:
ahırkapı, aksaray, aşiyan, bakıköy, bebek, beyazıt, beyoğlu, beşiktaş, bostancı, eminönü, feriköy, galata, horhor, istanbul, okmeydanı, sütlüce, tahtakale, taksim, teşvikiye, unkapanı, veliefendi, çatladıkapı, çemberlitaş, çengelköy, çıksalın, üsküdar, şaşkınbakkal, şişli
Aksaray:
Fatih'in sadrazamı
Ishak Paşa, Iç Anadolu Bölgesi'ndeki Aksaray'ı ele geçirdikten sonra orada yaşayan
bölge insanlarını bugünkü Aksaray semtinin
bulunduğu yere gönderir. Aksaraylılar da semte adlarını verirler.
Ahırkapı:
Marmara Denizi'nin kıyısında yer alan yedi ahır kapısından birisi olan bu
semte, Padişah atlarının bulunduğu has ahırın yanında yer aldığı için
Ahırkapı ismi verildi.
Aşiyan:
Kuş yuvası. Günümüzdeki ismini şair Tevfik Fikret'in burada bulunan, Farsçada
kuş yuvası anlamına gelen 'Aşiyan' isimli evinden alıyor. Bağlarbaşı: Semt, en
ünlü bağ ve bahçelerin bir dönem burada yer almasından dolayı bu adla anılıyor.
Bebek:
Semtin isminin nereden geldiği konusunda iki rivayet bulunuyor. Bunlardan ilki,
Fatih Sultan Mehmet'in bölgeyi koruması için gönderdiği bölükbaşının Bebek
lakaplı olması. Diğeri ise padişahın semtteki bahçesinde gezerken yılan görüp
korkan şehzadesine bebek demesi ve bundan sonra bahçesinin bebek bahçesi olarak
anılması.
Beşiktaş:
Ilk görüş, semtin ismini Barbaros Hayrettin Paşa'nın gemilerini bağlamak için
diktirdiği beş taştan aldığı yönünde. Diğeri ise bir papazın burada
yaptığı kiliseye Kudüs'ten getirdiği beşik taşını koyduğu ve ismin buradan
geldiği yönünde.
Beyazıt:
Sultan II. Beyazıt'ın buraya kendi ismiyle anılacak bir külliye yaptırmasından
sonra semt, Beyazıt olarak anılmaya başladı.
Beyoğlu:
Semtin isminin nerden geldiği konusunda çeşitli rivayetler bulunuyor. Bunlardan
ilkine göre, Islamiyet'i kabul edip burada oturmaya başlayan
Pontus Prensinden adını alıyor semt. Diğerine göreyse, 'Bey Oğlu' diye anılan
Venedik Prensinin burada oturmasından geliyor semtin adı. Son
bir rivayet de, burada oturan Venedik elçisine, yazışmalarda, "Beyoğlu"
diye hitap edilmesinden semtin bu adla anıldığını söylüyor.
Bakırköy:
Bizanslıların 'Makri Hori' dedikleri semt, 14. yüzyılda Osmanlıların eline
geçince 'Makriköy' adını aldı. 1925'te ulusal sınırlar içindeki yabancı
kökenli adların değiştirilmesi sırasında Atatürk'ün isteğiyle semt Bakırköy adını
aldı.
Bostancı:
Semt, adını eskiden her türlü meyve ve sebzenin yetiştirildiği bostanlardan
biri olmasından alıyor.
Çatladıkapı:
Bizans zamanında yapılan surların Sidera adı bir verilen kapısı, 1532 tarihinde
meydana gelen depremde çatlayınca, hem semt hem de kapı
Çatladıkapı olarak anılmaya başladı.
Çemberlitaş:
Bizans'ın en önemli meydanlarından Constantinus Forumu'nun bulunduğu yerdeki
büyük sütunlardan birisi olan Çemberlitaş, semte adını verdi.
Çengelköy:
Eskiden gemi çapaları bu köyde yapıldığı için isminin buradan geldiği tahmin
ediliyor.
Çıksalın:
Güzel manzaralı, geniş bir çevreye hakim olan bölgeye, halk arasında "çık,
salın" denilmeye başlandı.
Eminönü:
Osmanlı döneminde çarşıdaki esnafı denetleme yetkisi 'Emin'lere aitti. Semt, adını
burada bulunan 'Gümrük Eminliği'nden alıyor.
Feriköy:
Semt adını Sultan Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinde yaşayan Madam Feri'den
alıyor. Bölgede bulunan geniş topraklar padişah tarafından Madam Feri'nin eşine
bağışlanmıştı. Ama eşi ölünce semt onun ismiyle anılmaya başlandı.
Galata:
Gala, Rumca da "süt" anlamına geliyor. Bir rivayete göre Galata'nın
adı semtteki süthanelere gönderme yapılarak türetildi. Başka bir görüşe göre
ise
Italyanca 'denize inen yol' anlamına gelen 'galata' kelimesi düşünülerek bu
isim verildi.
Horhor:
Fatih'te bulunan semt, adını Horhor çeşmesinden alıyor. Rivayete göre Fatih
Sultan Mehmet bölge civarında yürürken yerin altından su sesleri duyar ve yanındakilere,
"Buraya bir çeşme yapın baksanıza 'hor hor' su sesleri geliyor" der
ve buraya bir çeşme yapılır. Çeşme de semt de Horhor ismiyle anılmaya başlar.
Okmeydanı:
Fetih Ordusu kuşatmanın bir kısmını burada kurulan karargâhta geçirmiş. Semtin
ismi de böylelikle Okmeydanı olarak kalmış.
şişli:
şiş yapımıyla uğraşan ve şişçiler diye anılan bir ailenin burada bir konağı
olduğu ve 'şişçilerin Konağı'nın zamanla değişikliğe uğrayarak 'şişlilerin
Konağı' hâline gelmesiyle semtin adının şişli olarak kaldığı anlatılıyor.
şaşkınbakkal:
Henüz yerleşimin olmadığı dönemlerde yaz günleri denizden yararlanmak için
bölgeye gelenlere bir bakkal dükkânı açıldığını görenler, burada iş
yapılmayacağını düşünerek bakkala "şaşkın bakkal" yakıştırması yaptılar.
Bundan sonra da semt şaşkınbakkal olarak anılmaya başlandı.
Sütlüce:
Bugün Sütlüce semtinin olduğu yerde Süt Menbat isimli bir Rum köyü vardı. Köyün
bir köşesindeki bakır bir kadın heykelinin memelerinden su akar; bu suyun, kadınların
sütünü çoğalttığına inanılırdı. Bundan dolayı semt, Sütlüce olarak anılır oldu.
Tahtakale:
Sözlük anlamı 'kale altı' olan Taht-el-kale' nin bozulmasıyla Tahtakale'ye dönüşen
semtin, Mercan ya da Beyazıt dolaylarındaki eski sur benzeri yapının
aşağı kotunda yer aldığı için bu ismi aldığı tahmin ediliyor.
Taksim:
Osmanlı zamanında sucuların; suyu, halka taksim ettikleri yer, Taksim olarak anılmaya
başlandı.
Teşvikiye:
Sultan Abdülmecit'in bir mahalle kurulması için teşvikte bulunduğu semtin adı
Teşvikiye olarak kaldı. Bu durumu, Harbiye Karakolu ile Rumeli ve
Valikonağı Caddelerinin kesiştiği kavşakta bulunan iki taş belgeliyor.
Unkapanı:
Bazı satış yerlerinde Arapça'da 'Kabban' adını taşıyan büyük teraziler
bulunduğundan, buraları Kapan adını taşırdı. Sahiline buğday ve arpa yüklü
gemiler demirlediğinden, semt bu adı aldı.
Üsküdar:
Bizans devrinde, Skutari denilen asker kışlaları, şehrin bu yakasında yer aldığı
için semt Skutarion diye anılıyordu. Bu isim zamanla Üsküdar'a
dönüştü.
Veliefendi:
Hipodrom bir zamanlar şeyhülislam Veli Efendi'nin sahibi olduğu topraklar
üzerinde kurulduğundan semtin adı Veli Efendi'yle anılıyor.
9 dilde Istanbul
Grekçe: Vizantion
Latince: Bizantium, Antoninya, Alma Roma, Nova
Roma
Rumca: Konstantinopolis, Istinpolin, Megali
Polis, Kalipolis
Slavca:
Çargrad, Konstantingrad
Vikingce: Miklagord
Ermenice: Vizant, Stimbol, Esdambol, Eskomboli
Arapça : Bizantiya, el-Mahsura, Kustantina
el-uzma
Selçuklular zamanında: Konstantiniyye, Mahrusa-i
Konstantiniyye, Stambul
Osmanlıcada: Dersaadet, Deraliyye, Mahrusa-i
Saltanat, Istanbul, Islambol, Darü's-saltanat-ı Aliyye, Asitane-i Aliyye,
Darü'l-Hilafetü 'l Aliye, Payitaht-ı Saltanat, Dergâh-ı Mualla, Südde-i Saadet
Tuncay Ozcanli
Tarih 01 Ekim 2007, 17:09. Yazan ugurlab.
Etiket:
bebek, hamilelik, kemoterapi
Tarih 25 Eylül 2007, 18:28. Yazan ugurlab.
Etiket:
bebek, rsv
Tarih 18 Eylül 2007, 21:43. Yazan ugurlab.
Etiket:
bebek, beyin, sallamak, uyku, zarar
Annelerin bebeklerini uyutmak için ayağında ya da salıncakta hızlı sallaması beyinde 'bebek sallama sendromu' denilen ciddi hasara yol açarak, beyin kanamalarına neden olabiliyor.
Bursa Acıbadem Hastanesi Nöroşirürji Uzmanı Prof. Dr. Kaya Aksoy, beyin kanamasının, pek çok sebebe bağlı olarak meydana gelebileceğini söyledi.
Genel olarak beyin zarları arasında, beyin içinde veya kafatası ile saçlı deri arasındaki kanamaların tümüne birden beyin kanamaları denildiğini belirten Aksoy, beyin kanamaların en fazla travmaya uğramış olgularda görüldüğünü açıkladı.
Travma sonrası cilt altında oluşan kanamaların özellikle çocuklarda çok önemli sonuçlar doğurabildiğini vurgulayan Aksoy, ''Çünkü bunlar herhangi bir şekilde tedaviye ihtiyaç göstermese bile, çocuğun kan miktarı az olduğu için, cilt altıyla kafatası arasında biriken kanama çocukta kansızlığa neden olabiliyor. O yüzden bu kanamanın miktarının mutlaka saptanıp çocuğa kan takviye edilmesi gerekiyor'' dedi.
Prof. Dr. Aksoy, bir başka kanama türünün de beynin son orta ve alt zarı arasında, su toplanması nedeniyle oluşan kanamalar olduğunu dile getirdi:
''Bu durumda problem su toplanmasının içerisine ufak kan sızması şeklinde görülebiliyor. Özellikle ülkemizde annelerin bebeklerini uyutmak için gelenekler ve yanlış bilgiler sonucunda ayağında ya da bir örtü yardımıyla oluşturulan salıncakta hızlı sallaması beyinde 'bebek sallama sendromu' denilen ciddi hasara yol açabiliyor.
Bu durumlarda, beyin zarlarının yırtılması, beyinle kafatası kemikleri arasında veya beynin en son zarı arasındaki askı toplardamarları denilen bölümlerin yırtılması sonucunda kanamalar oluşabilir.
Annelere çocuklarını bu şekilde sallamamalarını öneriyoruz. Sallamak çocuğun beynini sallamakla eşdeğerdir. Çocuk sallanmadan da uykuya dalacaktır.''
http://www.hekimonline.com/yenisite/moduller/haber/index.php?sid=633
Tarih 12 Eylül 2007, 16:31. Yazan ugurlab.
Etiket:
bebek, hayat, kurtarmak, önlemler
Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elif Özmert, bebeği yüz üstü yatırmanın Ani Bebek Ölümü Sendromu riskini 9 kat artırdığını söyledi.
Ani Bebek Ölümü Sendromu (ABÖS) ile bebek ölümlerine neden olan diğer riskler konusunda sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Özmert, 1 yaşından küçük bebeklerin, hiç bir hastalığı olmaksızın, yatağında ani olarak ölmesi durumuna Ani Bebek Ölümü Sendromu (ABÖS)denildiğini belirterek, bu ölümlerin sebeplerinin çok iyi bilinmediğini söyledi. Özmert, ABÖS hakkında çalışmaların, bazı uygulamaların ani bebek ölümü riskini artırdığını ortaya koyduğunu dile getirdi. Yeni doğan döneminde meydana gelen ölümlerde bebeğin yatağı ve yatma şeklinin belirleyici olduğunu belirten Özmert, şunları söyledi: 'Bebeği yüz üstü yatırmak, ani bebek ölümü sendromu riskini 9 kat artırıyor. Küçük bebekler, yüz üstü pozisyondayken uyku sırasında solunum merkezleri ve dolaşım merkezlerini yeterince denetleyemeyebiliyorlar. Yapılan çalışmalarda, aniden ölen bebeklerin, diğer bebeklerle karşılaştırıldığında 9 kat daha fazla yüzüstü yatırıldıkları görülmüş. Anne ve babalara, bebeklerini besleyip gazını çıkarttıktan sonra, sırt üstü yatırmalarını öneriyoruz. Yan yatırmada bile bir miktar risk var.'
BEBEK YATAKLARININ ÖNEMİ
Bebeklerin yatakta boğulmalarına yol açan nedenlerden birinin de yatağın yumuşak olması olduğunu ifade eden Özmert, yan bile yatırılsa yatak yumuşaksa, bebeğin ağzı veya yüzünün yatağın içine gömülebileceğini, bebeğin havasız kalıp ölme ihtimalinin artabileceğini anlattı. 'Bebek yatakları kesinlikle sert olmalı' diyen Özmert, oyun parkı gibi, başka amaçlar için üretilen eşyaların yatak olarak kullanılmasını kesinlikle önermediklerini vurguladı.
Yatağın içine konulan her türlü süs eşyası, yastık ve oyuncaklar ile yatağa asılan nazar boncuklarının da kazalara ve boğulmalara sebep olabildiğini belirten Özmert, şöyle devam etti:
'Bir yayında şöyle bir örnek vardı: Annenin saçı bebeğin parmağına dolanmış, bebeğin elinde de eldiven var. Bebek sürekli ağlıyor. Aile nedenini bulamıyor. Doktora götürüyorlar. Doktor bir bakıyor, saç teli bebeğin parmağına dolanmış ve parmak kangrene dönüşmüş. Yani bir saç teli bile bebeğin parmağının kopmasına neden olabilir. Bu nedenle aileler çok dikkatli olmalı. Yatağın içinde bebeğin ve üzerine örtülecek örtünün dışında bir şey konulmamasını tavsiye ediyoruz. Yatağın içine süs amaçlı, gereksiz hiç bir şey konulmamalı.
Ayrıca beşiğin kenarlarının genişliği, bebeğin başının çıkamayacağı kadar dar olmalı ve yatakla beşik arasında boşluk bulunmamalı. Bebek elini, ayağını, başını o boşluğa sokup kendini yaralayabilir.'
'SİGARASIZ EV, SİGARASIZ ARABA'
Bebeğin sigara dumanına maruz kalmasının da Ani Bebek Ölümü Sendromu riskini 3-4 kat artırtığını belirten Özmert, çocuğun yanında sigara içilmesinin yanı sıra çocuğun yaşadığı evde sigara içiliyor olmasının da o bebeğin sigaraya maruz kaldığını gösterdiğini söyledi. Özmert, sigaranın bebeklere verdiği zararları şöyle anlattı:
'Sigarayı sokakta bile içseniz, akciğerlerinizde depolanmış hava ile solunumu verdiğiniz zaman, sigaranın içindeki zararlı maddeleri bebeğin bulunduğu ortama bırakmış oluyorsunuz. Hatta üzerinize sinen dumandan bile, sigaradaki zararlı maddeler bebeği etkileyebiliyor. Aileler kendi sağlıklarının yanı sıra çocuklarının sağlığı için mutlaka sigarayı bırakmalılar. ’Ben sigarayı mutfakta ya da tuvalette içiyorum’ bahanesi kesinlikle geçerli değil.' Özmert, aileleri, bebekleri yanlarında iken arabada hatta açık hava da bile sigara içmemeleri konusunda uyararak, 'Şu sloganı benimsemekte fayda var
igarasız ev, sigarasız araba' diye konuştu.
'BEBEĞİ NORMAL GİYDİRİN'
Yeni doğan bebeklerin ilk bir kaç ayda terleyemediklerini ve titreyemediklerini, yani vücut ısılarını ayarlayamadıklarını anlatan Özmert, şunları söyledi:
'Dolayısıyla bebekler çevre ısısı neyse bunu vücutlarına yansıtırlar. Bu yansıtmadan kaynaklanan zararları en aza indirebilmek için bebeğin odasının sıcaklığının 22-24 derece civarında tutulması gerekir.
Ayrıca bebeklere normal kıyafetler giydirilmeli. Eğer yeni doğan bebekler soğuktaysa, mutlaka şapka giydirilmelidir. Bebekleri fazla giydirmek, fazla ısıya maruz bırakmak, Ani Bebek Ölümü Sendromu riskini artırıyor.'