| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Google
7 "bebek" etiketi kullanan gönderi "bebek" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Bebeklerde İsilik

Tarih 11 Ağustos 2008, 16:58. Yazan ugurlab.  
Etiket: bebek, döküntü, isilik, milaria



Hava sıcaklıklarının arttığı yaz günlerinde, sıcaklar büyükleri olduğu kadar çocuk ve bebekleri de etkiliyor. Sıcakların artmasıyla, çocuklar ve bebekler aşırı terleme sonucu isilik sorunuyla karşı karşıya kalabiliyor.

İsilik, sıcak havanın ve terlemenin etkisiyle, derideki ter bezi kanallarının tıkanması sonucu oluşan kaşıntı ve iğnelenme hissi veren döküntüler olarak tanımlanıyor. Bebeklerin ciltlerinin hassas olması, hava sıcaklıklarının artması, bebek ve çocukların gereğinden fazla giydirilmesi isiliğe sebep oluyor.

Genelde birkaç gün içinde kaybolan isilik bulaşıcı değil. Alınabilecek ufak önlemler ile çocuklarınızın isilik olmasını önleyebilirsiniz.

� Bebeğinizi sıcak ortamlarda çok fazla bulundurmayın.

� Bebeğinizi her gün yıkayın.

� Bebeğinizi gereğinden fazla giydirmeyin.

� Bebeğinizin terli kalmasını engelleyin. Terini emecek kıyafetler giydirin.

� Bebeğinizin altını sık sık değiştirin.

Tüm bu önlemleri aldığınız halde bebeğinizin isiliği geçmiyorsa bir uzmana başvurmanızda fayda var. Döküntülerin yoğunluğuna ve şikayetlerin şiddetine göre doktorunuz losyon ya da antihistaminik tedavisi başlayacaktır.

Dr. Hamza Yazgan
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı
Sema Hastanesi / Maltepe / İstanbul

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

İshal (Bebeklerde)

Tarih 11 Ağustos 2008, 16:49. Yazan ugurlab.  
Etiket: bebek, ishal, yaz



Yaz ishalleri en çok 0-5 yaş grubu çocuklarda görülüyor. İshal hızla gelişen sıvı kaybına neden olduğu için, sıvı kaybı yerine konulamazsa ölümlere bile yol açabiliyor. Dünya da her yıl beş yaşın altındaki yaklaşık 10 milyon çocuk ishal sonucu hayata veda ediyor.

Sema Hastanesi Çocuk Hastalıkları Sağlığı Uzmanı Dr. Mehmet Demirdöven, ishali 24 saat içinde üçten fazla sulu dışkılama veya sadece anne sütü ile beslenen bebeklerde her zamankinden daha sık ve sulu dışkılama olarak tanımlıyor. İshal, kusma, bulantı, karın ağrısı, ateş, baş ağrısı, halsizlik ile birlikte seyrediyor. Çocuklarda ortalama 3-7 gün içerisinde geçiyor.

İshale sebep olan virüs ve mikroplar, su ve yiyeceklerin tüketilmesiyle insanlara bulaşıyor. Bu nedenle kaynağını bilmediğiniz içecek ve yiyecekleri tüketmemenizde fayda var. Ayrıca emzikli bebeklerin emzik ve biberonlarının hijyeninin sağlanamaması da ishale sebep olabiliyor.

Yaz ishallerinde ortaya çıkan sıvı ve tuz kayıpları yerine konulursa hayati tehlike olmadığını söyleyen Dr. Demirdöven, kayıpları önlemek için ishal döneminde bebeklere bol miktarda su içirilmesi gerektiğini söyledi. İshal sebebiyle, sıvı kaybına bağlı olarak gözlerde çökme, ağız ve dudaklarda kuruluk, küçük çocuklarda bıngıldakta çökme, gözyaşının azalması, idrar çıkarmada azalma gibi bulgular da gelişebiliyor.

Sıvı alımı artırılırken beslenmeye de devam edilmesi, anne sütü alan bebeklerde emzirmenin sıklaştırılması gerekiyor. Çocuk, yaşına uygun olarak kaynatılmış su, taze sıkılmış meyve suları, çorba gibi sıvılar ile beslenmeli, bunun yanında pirinç lapası, ekmek, patates ve muz püresi gibi nişastalı gıdalarla beslenmeli. Enerjiden zengin, protein içeren, posasız, yumuşak besinler verilmelidir.

Çocuğunuzu ishalden korumak için;

� İçme suyunu en az 10 dakika kaynatın ve oda sıcaklığına geldikten sonra içirin.

� Et, balık ve deniz ürünlerini iyice pişirin

� Taze meyve ve sebzeleri iyice yıkamadan yedirmeyin.

� Genel hijyen kurallarına uyun.

� Kendiniz tuvaletten çıktıktan sonra ve bebeğinizin altını değiştirdikten sonra ellerinizi iyice yıkayın.

� Sokaktan, kaynağını bilmediğiniz yiyecek ve içecekleri tüketmemeye özen gösterin.

� Çocuğunuza yemek yemeden önce ve tuvaletten çıktıktan sonra ellerini yıkamasına özen gösterin.

� Pişmiş yiyecekleri oda ısısında uzun süre bekletmeyin.

� Biberon ve emzik temizliğini iyi yapın.

Dr. Demirdöven, ateşi çok yüksek, karın ağrısı ve krampları çok fazla, dışkısı kanlı olan, sıvı kaybı bulguları gözlenen ve 2 gün içinde düzelmeyen ishal durumlarında mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğinin altını çiziyor.

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

ISTANBUL SEMTLERININ ADLARI NERDEN GELIYOR

Tarih 10 Ağustos 2008, 14:54. Yazan ugurlab.  
Etiket: ahırkapı, aksaray, aşiyan, bakıköy, bebek, beyazıt, beyoğlu, beşiktaş, bostancı, eminönü, feriköy, galata, horhor, istanbul, okmeydanı, sütlüce, tahtakale, taksim, teşvikiye, unkapanı, veliefendi, çatladıkapı, çemberlitaş, çengelköy, çıksalın, üsküdar, şaşkınbakkal, şişli

Aksaray:
Fatih'in sadrazamı Ishak Paşa, Iç Anadolu Bölgesi'ndeki Aksaray'ı ele geçirdikten sonra orada yaşayan bölge insanlarını bugünkü Aksaray semtinin
bulunduğu yere gönderir. Aksaraylılar da semte adlarını verirler.

Ahırkapı:
Marmara Denizi'nin kıyısında yer alan yedi ahır kapısından birisi olan bu semte, Padişah atlarının bulunduğu has ahırın yanında yer aldığı için
Ahırkapı ismi verildi.

Aşiyan:
Kuş yuvası. Günümüzdeki ismini şair Tevfik Fikret'in burada bulunan, Farsçada kuş yuvası anlamına gelen 'Aşiyan' isimli evinden alıyor. Bağlarbaşı: Semt, en ünlü bağ ve bahçelerin bir dönem burada yer almasından dolayı bu adla anılıyor.

Bebek:
Semtin isminin nereden geldiği konusunda iki rivayet bulunuyor. Bunlardan ilki, Fatih Sultan Mehmet'in bölgeyi koruması için gönderdiği bölükbaşının Bebek lakaplı olması. Diğeri ise padişahın semtteki bahçesinde gezerken yılan görüp korkan şehzadesine bebek demesi ve bundan sonra bahçesinin bebek bahçesi olarak anılması.

Beşiktaş:
Ilk görüş, semtin ismini Barbaros Hayrettin Paşa'nın gemilerini bağlamak için diktirdiği beş taştan aldığı yönünde. Diğeri ise bir papazın burada
yaptığı kiliseye Kudüs'ten getirdiği beşik taşını koyduğu ve ismin buradan geldiği yönünde.

Beyazıt:
Sultan II. Beyazıt'ın buraya kendi ismiyle anılacak bir külliye yaptırmasından sonra semt, Beyazıt olarak anılmaya başladı.

Beyoğlu:
Semtin isminin nerden geldiği konusunda çeşitli rivayetler bulunuyor. Bunlardan ilkine göre, Islamiyet'i kabul edip burada oturmaya başlayan
Pontus Prensinden adını alıyor semt. Diğerine göreyse, 'Bey Oğlu' diye anılan Venedik Prensinin burada oturmasından geliyor semtin adı. Son
bir rivayet de, burada oturan Venedik elçisine, yazışmalarda, "Beyoğlu" diye hitap edilmesinden semtin bu adla anıldığını söylüyor.

Bakırköy:
Bizanslıların 'Makri Hori' dedikleri semt, 14. yüzyılda Osmanlıların eline geçince 'Makriköy' adını aldı. 1925'te ulusal sınırlar içindeki yabancı
kökenli adların değiştirilmesi sırasında Atatürk'ün isteğiyle semt Bakırköy adını aldı.

Bostancı:
Semt, adını eskiden her türlü meyve ve sebzenin yetiştirildiği bostanlardan biri olmasından alıyor.

Çatladıkapı:
Bizans zamanında yapılan surların Sidera adı bir verilen kapısı, 1532 tarihinde meydana gelen depremde çatlayınca, hem semt hem de kapı
Çatladıkapı olarak anılmaya başladı.

Çemberlitaş:
Bizans'ın en önemli meydanlarından Constantinus Forumu'nun bulunduğu yerdeki büyük sütunlardan birisi olan Çemberlitaş, semte adını verdi.

Çengelköy:
Eskiden gemi çapaları bu köyde yapıldığı için isminin buradan geldiği tahmin ediliyor.

Çıksalın:
Güzel manzaralı, geniş bir çevreye hakim olan bölgeye, halk arasında "çık, salın" denilmeye başlandı.

Eminönü:
Osmanlı döneminde çarşıdaki esnafı denetleme yetkisi 'Emin'lere aitti. Semt, adını burada bulunan 'Gümrük Eminliği'nden alıyor.

Feriköy:
Semt adını Sultan Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinde yaşayan Madam Feri'den alıyor. Bölgede bulunan geniş topraklar padişah tarafından Madam Feri'nin eşine bağışlanmıştı. Ama eşi ölünce semt onun ismiyle anılmaya başlandı.

Galata:
Gala, Rumca da "süt" anlamına geliyor. Bir rivayete göre Galata'nın adı semtteki süthanelere gönderme yapılarak türetildi. Başka bir görüşe göre ise
Italyanca 'denize inen yol' anlamına gelen 'galata' kelimesi düşünülerek bu isim verildi.

Horhor:
Fatih'te bulunan semt, adını Horhor çeşmesinden alıyor. Rivayete göre Fatih Sultan Mehmet bölge civarında yürürken yerin altından su sesleri duyar ve yanındakilere, "Buraya bir çeşme yapın baksanıza 'hor hor' su sesleri geliyor" der ve buraya bir çeşme yapılır. Çeşme de semt de Horhor ismiyle anılmaya başlar.

Okmeydanı:
Fetih Ordusu kuşatmanın bir kısmını burada kurulan karargâhta geçirmiş. Semtin ismi de böylelikle Okmeydanı olarak kalmış.

şişli:
şiş yapımıyla uğraşan ve şişçiler diye anılan bir ailenin burada bir konağı olduğu ve 'şişçilerin Konağı'nın zamanla değişikliğe uğrayarak 'şişlilerin
Konağı' hâline gelmesiyle semtin adının şişli olarak kaldığı anlatılıyor.

şaşkınbakkal:
Henüz yerleşimin olmadığı dönemlerde yaz günleri denizden yararlanmak için bölgeye gelenlere bir bakkal dükkânı açıldığını görenler, burada iş
yapılmayacağını düşünerek bakkala "şaşkın bakkal" yakıştırması yaptılar. Bundan sonra da semt şaşkınbakkal olarak anılmaya başlandı.

Sütlüce:
Bugün Sütlüce semtinin olduğu yerde Süt Menbat isimli bir Rum köyü vardı. Köyün bir köşesindeki bakır bir kadın heykelinin memelerinden su akar; bu suyun, kadınların sütünü çoğalttığına inanılırdı. Bundan dolayı semt, Sütlüce olarak anılır oldu.

Tahtakale:
Sözlük anlamı 'kale altı' olan Taht-el-kale' nin bozulmasıyla Tahtakale'ye dönüşen semtin, Mercan ya da Beyazıt dolaylarındaki eski sur benzeri yapının
aşağı kotunda yer aldığı için bu ismi aldığı tahmin ediliyor.

Taksim:
Osmanlı zamanında sucuların; suyu, halka taksim ettikleri yer, Taksim olarak anılmaya başlandı.

Teşvikiye:
Sultan Abdülmecit'in bir mahalle kurulması için teşvikte bulunduğu semtin adı Teşvikiye olarak kaldı. Bu durumu, Harbiye Karakolu ile Rumeli ve
Valikonağı Caddelerinin kesiştiği kavşakta bulunan iki taş belgeliyor.

Unkapanı:
Bazı satış yerlerinde Arapça'da 'Kabban' adını taşıyan büyük teraziler bulunduğundan, buraları Kapan adını taşırdı. Sahiline buğday ve arpa yüklü
gemiler demirlediğinden, semt bu adı aldı.

Üsküdar:

Bizans devrinde, Skutari denilen asker kışlaları, şehrin bu yakasında yer aldığı için semt Skutarion diye anılıyordu. Bu isim zamanla Üsküdar'a
dönüştü.

Veliefendi:
Hipodrom bir zamanlar şeyhülislam Veli Efendi'nin sahibi olduğu topraklar üzerinde kurulduğundan semtin adı Veli Efendi'yle anılıyor.

9 dilde Istanbul
Grekçe:
Vizantion
Latince: Bizantium, Antoninya, Alma Roma, Nova Roma
Rumca: Konstantinopolis, Istinpolin, Megali Polis, Kalipolis
Slavca:
Çargrad, Konstantingrad
Vikingce: Miklagord
Ermenice: Vizant, Stimbol, Esdambol, Eskomboli
Arapça : Bizantiya, el-Mahsura, Kustantina el-uzma
Selçuklular zamanında: Konstantiniyye, Mahrusa-i Konstantiniyye, Stambul
Osmanlıcada: Dersaadet, Deraliyye, Mahrusa-i Saltanat, Istanbul, Islambol, Darü's-saltanat-ı Aliyye, Asitane-i Aliyye, Darü'l-Hilafetü 'l Aliye, Payitaht-ı Saltanat, Dergâh-ı Mualla, Südde-i Saadet

Tuncay Ozcanli

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

Hamilelik kemoterapi görmeye engel değil

Tarih 01 Ekim 2007, 17:09. Yazan ugurlab.  
Etiket: bebek, hamilelik, kemoterapi

ESRA TÜZÜN
Florance Nightingale Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Murat Atay konuyla ilgili soruları yanıtladı:

*
Meme kanseri anneliğe engel mi?
Evet ya da hayır diyemeyiz. Birçok faktör var. Bütün bunlara rağmen yine de meme kanseri sonrasında hamilelik yeni bir nüks ya da tekrardan bir tümör oluşumu için, her zaman bir risktir. Meme kanseri annelik için yüzde 100 engel değildir. Hastanın her şeyi uygun olsa bile risk var ama bu tümüyle engel teşkil etmez.

ÖNCELİKLİ KORKU ÖLÜM
*
Bir kadına meme kanseri olduğunu söylediğinizde ilk korkusu ne oluyor? Yaşamak mı, memesini kaybetmek mi, yoksa anne olamayacağı kaygısı mı?
Yaş grubuna göre değişiyor ama ortak özellik ilk anda tamamiyle ölüm korkusu. Aslında kanseri erken dönemde teşhis edilmişse, bu haksız bir korku. Kadınlar için ikinci sırada memesini kaybetme korkusu geliyor. Garip gelebilir ama sonrasında saçlarının dökülüp dökülmeyeceğini soruyorlar. Çocuğu olmamış bir hanımda ilk gün ileride çocuk sahibi olup olamayacağını sorma oranı çok düşük. Anne olmuş kişilerde ise çocuğundan ayrı kalabileceğini düşünme korkusu çok yüksek. Genellikle ilk tedavi cerrahi olduğu için, cerrahinin ardından olası tedaviler konuşulmaya başlandığında kişinin anne olamayacağı korkusu ön plana çıkıyor. Hastalarımıza en az 5 yıl bunun riskli olabileceğini söylüyoruz.

*
Hamileliği sırasında meme kanseri olan bir kadını hangi tedavi aşamaları bekliyor?
Öncelikle teşhiste her tetkiki yapamıyoruz. Bu yüzden de genel vücut taramalarının hepsi yapılamıyor. Kanserin hangi aşamada olduğunu net olarak göremiyoruz. Genel prensip anlamında öncelikle meme ve koltuk altı dokuları yani tümörün oluştuğu bölge vücuttan uzaklaştırılıyor. Hamile bir kadında koruyucu meme cerrahisi yapmak doğru bir karar değil. Mutlaka memeyi alma işlemine gitmek gerekli. Diyelim ki bir lezyon var, şüpheli geldi, bunun için biyopsi yaptık ve kanser olduğunu gördük. Eğer kanserse memeyi mutlaka almak istiyoruz. Memeyi koruduğumuz zaman kalan meme dokusunun mutlaka ışınlanması gerekir. Hamilelik süresinde ışınlama tedavisi yani radyoterapi mümkün olmadığı için aynı göğüste yeni bir nüks riskini ortadan kaldırmak amacıyla hastaya agresif bir cerrahi uyguluyoruz.

BEBEK KORUNUYOR
Birinci aşamada ameliyat sonrasında mümkün olduğunca anneye ve çocuğa yan etkisi az olacak koruyucu kemoterapiler yapılabiliyor. Bebek için de risk vardır ama anne adayı karnında bebeği varken kemoterapi alabiliyor. Ondan sonraki görev, kadın doğum uzmanlarına düşüyor. Bebeğin sağlıklı doğabileceği en erken dönemde çocuğun doğurtulması lazım. En erken zamanda doğum olması gerekli. Ondan sonra, daha önce yapamadığımız bütün tarama yöntemleri yapılıyor ve gerekiyorsa diğer tedaviler devam ediyor. Ancak yine de annenin emzirmesine müsaade edilmiyor. Gerekirse ilaçlarla süt kesiliyor. Çünkü emzirme döneminde de belli bir hormonal aktivite var. Onu artık en aza indirmek gerekiyor.

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

Bebekler için ciddi tehdit: RSV

Tarih 25 Eylül 2007, 18:28. Yazan ugurlab.  
Etiket: bebek, rsv

Bebeklik ve çocukluk döneminde alt solunum yolları enfeksiyonunun en sık görülen sebebi olan RSV, Ekim-Nisan ayları arasında ortaya çıkıp; özellikle prematüre bebeklerde, kronik akciğer ve kalp hastalığı riski yaratabilir.
İSTANBUL - Türk Neonatoloji Derneği, konusunda yapılan araştırmaların uluslararası düzeyde isimlerinin konuşmacı olarak katıldığı “Yüksek Riskli Yenidoğanlar ve Respiratuar Sinsisyal Virüs Enfeksiyonları” konulu ve İstanbul’da düzenlenen toplantı ile mevsimsel bir tehlike olan bu RSV yani Respiratuar Sinsisyal Virüs ile ilgili önlemleri ve tedavi yöntemlerini gündeme taşıdı.
BEBEKLERİNİZİ RSV’DEN KORUYUN
Dünya Perinatal Tıp Derneği Başkanı, Ispanya Neonatal Cemiyeti Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Xavier Carbonell - Estrany ve Prof. Dr. Murat Yurdakök’ün oturum başkanlığını üstlendiği toplantıda, konunun uzmanı hekimler, özellikle risk grubuna giren bebeklerin ebeveynlerini bu virüsü tanımaları ve önlem almaları konusunda uyardı.

RSV NEDİR ?
Respiratuar Sinsiyal Virüs (RSV), çocuklarda ve yetişkinlerde solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan bir virüstür. Virüsün her yerde olabilme doğası nedeniyle, 1 yaşına kadar çocukların yüzde 50’si ve 2 yaşına kadar ise hemen hemen tümü bu virüsle tanışır. RSV, bebeklerde ve çocuklarda, burun tıkanıklığı, nezle, boğaz ağrısı ve ateş gibi soğuk algınlığı belirtileri ile ortaya çıkan ve bazen de orta kulak iltihabı ile devam eden, üstü solum yolları enfeksiyonu olarak kendini gösterir.

RSV’ye yakalanan bebeklerin yüzde 20-40’ı hırıltılı solunum güçlüğü semptomları ile bronşit veya zatürreeye varan alt solunum yolları hastalıklarına (LRTI) yakalanırlar. Mevsimsel bir virüs olan RSV, Ekim-Nisan ayları arasında ortaya çıkıp; özellikle prematüre bebeklerde, kronik akciğer hastalığı, konjenital kalp hastalığı ve bağışıklık yetersizliği olanlarda ciddi risklere neden olabilir.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) rakamlarına göre dünyada her yıl yaklaşık 400 bin bebek bu virüs nedeniyle ölmekte ve yine toplam yenidoğanların üçte birinde bu virüs nedeniyle alt solunum yolu enfeksiyonlarından biri oluşmaktadır. Virüsün bulaşma yöntemi insanlarla temastır. Kalabalık insan gruplarının bulunduğu yerlerde virüsü kapmak, Ekim-Nisan ayları arasında çok kolaydır. Virüs özellikle hastane ortamlarında daha da çabuk yayılır.

Risk Altındaki Çocuklar :
* Prematüre bebekler: Savunma sistemleri zamanında doğan bebeklere göre daha zayıf olan prematüre bebekler.
* Kronik akciğer hastalığı (Bronkopulmoner displazi) bulunan bebekler.
* Doğuştan (konjenital) kalp hastalığı bulunan çocuklar.
Alınabilecek Önlemler :
* Bebeğe dokunmadan ellerin yıkanması ve hijyene dikkat etmek.
* Bebeğin sigara içilen ortamlarda bulunmasına izin vermemek.
* Virüs, kullanılmış mendillerde saatlerce hayatta kalabileceğinden kullanılmış mendilleri ortadan kaldırmak.
* Bebeği kalabalık yerlere götürmemek (toplu taşıma araçları, eğlence merkezleri, kreş, okul vb)
* Solunum yolları enfeksiyonu şüphesi veya ateşi olan kişilerin/çocukların bebeğe temasını engellemek,
* Diğer küçük çocukları bebekten uzak tutmak, evdeki diğer çocuk ve bebekler için ayrı odalar hazırlamak.
* Bebeğin oyuncaklarını ve kullandığı malzemeleri sık sık yıkamak.
* Bebeği öpmekten kaçınmak.
* Koruyucu aşı ile ilgili doktordan bilgi almak.
http://www.ntvmsnbc.com/news/420797.asp

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

Bebekleri hızlı sallayarak uyutmayın...

Tarih 18 Eylül 2007, 21:43. Yazan ugurlab.  
Etiket: bebek, beyin, sallamak, uyku, zarar

Annelerin bebeklerini uyutmak için ayağında ya da salıncakta hızlı sallaması beyinde 'bebek sallama sendromu' denilen ciddi hasara yol açarak, beyin kanamalarına neden olabiliyor.

Bursa Acıbadem Hastanesi Nöroşirürji Uzmanı Prof. Dr. Kaya Aksoy, beyin kanamasının, pek çok sebebe bağlı olarak meydana gelebileceğini söyledi.

Genel olarak beyin zarları arasında, beyin içinde veya kafatası ile saçlı deri arasındaki kanamaların tümüne birden beyin kanamaları denildiğini belirten Aksoy, beyin kanamaların en fazla travmaya uğramış olgularda görüldüğünü açıkladı.

Travma sonrası cilt altında oluşan kanamaların özellikle çocuklarda çok önemli sonuçlar doğurabildiğini vurgulayan Aksoy, ''Çünkü bunlar herhangi bir şekilde tedaviye ihtiyaç göstermese bile, çocuğun kan miktarı az olduğu için, cilt altıyla kafatası arasında biriken kanama çocukta kansızlığa neden olabiliyor. O yüzden bu kanamanın miktarının mutlaka saptanıp çocuğa kan takviye edilmesi gerekiyor'' dedi.

Prof. Dr. Aksoy, bir başka kanama türünün de beynin son orta ve alt zarı arasında, su toplanması nedeniyle oluşan kanamalar olduğunu dile getirdi:

''Bu durumda problem su toplanmasının içerisine ufak kan sızması şeklinde görülebiliyor. Özellikle ülkemizde annelerin bebeklerini uyutmak için gelenekler ve yanlış bilgiler sonucunda ayağında ya da bir örtü yardımıyla oluşturulan salıncakta hızlı sallaması beyinde 'bebek sallama sendromu' denilen ciddi hasara yol açabiliyor.

Bu durumlarda, beyin zarlarının yırtılması, beyinle kafatası kemikleri arasında veya beynin en son zarı arasındaki askı toplardamarları denilen bölümlerin yırtılması sonucunda kanamalar oluşabilir.

Annelere çocuklarını bu şekilde sallamamalarını öneriyoruz. Sallamak çocuğun beynini sallamakla eşdeğerdir. Çocuk sallanmadan da uykuya dalacaktır.''
http://www.hekimonline.com/yenisite/moduller/haber/index.php?sid=633

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.

Küçük önlemler bebeklerin hayatını kurtarıyor

Tarih 12 Eylül 2007, 16:31. Yazan ugurlab.  
Etiket: bebek, hayat, kurtarmak, önlemler

Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elif Özmert, bebeği yüz üstü yatırmanın Ani Bebek Ölümü Sendromu riskini 9 kat artırdığını söyledi.

Ani Bebek Ölümü Sendromu (ABÖS) ile bebek ölümlerine neden olan diğer riskler konusunda sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Özmert, 1 yaşından küçük bebeklerin, hiç bir hastalığı olmaksızın, yatağında ani olarak ölmesi durumuna Ani Bebek Ölümü Sendromu (ABÖS)denildiğini belirterek, bu ölümlerin sebeplerinin çok iyi bilinmediğini söyledi. Özmert, ABÖS hakkında çalışmaların, bazı uygulamaların ani bebek ölümü riskini artırdığını ortaya koyduğunu dile getirdi. Yeni doğan döneminde meydana gelen ölümlerde bebeğin yatağı ve yatma şeklinin belirleyici olduğunu belirten Özmert, şunları söyledi: 'Bebeği yüz üstü yatırmak, ani bebek ölümü sendromu riskini 9 kat artırıyor. Küçük bebekler, yüz üstü pozisyondayken uyku sırasında solunum merkezleri ve dolaşım merkezlerini yeterince denetleyemeyebiliyorlar. Yapılan çalışmalarda, aniden ölen bebeklerin, diğer bebeklerle karşılaştırıldığında 9 kat daha fazla yüzüstü yatırıldıkları görülmüş. Anne ve babalara, bebeklerini besleyip gazını çıkarttıktan sonra, sırt üstü yatırmalarını öneriyoruz. Yan yatırmada bile bir miktar risk var.'
      
BEBEK YATAKLARININ ÖNEMİ
Bebeklerin yatakta boğulmalarına yol açan nedenlerden birinin de yatağın yumuşak olması olduğunu ifade eden Özmert, yan bile yatırılsa yatak yumuşaksa, bebeğin ağzı veya yüzünün yatağın içine gömülebileceğini, bebeğin havasız kalıp ölme ihtimalinin artabileceğini anlattı. 'Bebek yatakları kesinlikle sert olmalı' diyen Özmert, oyun parkı gibi, başka amaçlar için üretilen eşyaların yatak olarak kullanılmasını kesinlikle önermediklerini vurguladı.

Yatağın içine konulan her türlü süs eşyası, yastık ve oyuncaklar ile yatağa asılan nazar boncuklarının da kazalara ve boğulmalara sebep olabildiğini belirten Özmert, şöyle devam etti:

'Bir yayında şöyle bir örnek vardı: Annenin saçı bebeğin parmağına dolanmış, bebeğin elinde de eldiven var. Bebek sürekli ağlıyor. Aile nedenini bulamıyor. Doktora götürüyorlar. Doktor bir bakıyor, saç teli bebeğin parmağına dolanmış ve parmak kangrene dönüşmüş. Yani bir saç teli bile bebeğin parmağının kopmasına neden olabilir. Bu nedenle aileler çok dikkatli olmalı. Yatağın içinde bebeğin ve üzerine örtülecek örtünün dışında bir şey konulmamasını tavsiye ediyoruz. Yatağın içine süs amaçlı, gereksiz hiç bir şey konulmamalı.

Ayrıca beşiğin kenarlarının genişliği, bebeğin başının çıkamayacağı kadar dar olmalı ve yatakla beşik arasında boşluk bulunmamalı. Bebek elini, ayağını, başını o boşluğa sokup kendini yaralayabilir.'
      
'SİGARASIZ EV, SİGARASIZ ARABA'
Bebeğin sigara dumanına maruz kalmasının da Ani Bebek Ölümü Sendromu riskini 3-4 kat artırtığını belirten Özmert, çocuğun yanında sigara içilmesinin yanı sıra çocuğun yaşadığı evde sigara içiliyor olmasının da o bebeğin sigaraya maruz kaldığını gösterdiğini söyledi. Özmert, sigaranın bebeklere verdiği zararları şöyle anlattı:

'Sigarayı sokakta bile içseniz, akciğerlerinizde depolanmış hava ile solunumu verdiğiniz zaman, sigaranın içindeki zararlı maddeleri bebeğin bulunduğu ortama bırakmış oluyorsunuz. Hatta üzerinize sinen dumandan bile, sigaradaki zararlı maddeler bebeği etkileyebiliyor. Aileler kendi sağlıklarının yanı sıra çocuklarının sağlığı için mutlaka sigarayı bırakmalılar. ’Ben sigarayı mutfakta ya da tuvalette içiyorum’ bahanesi kesinlikle geçerli değil.' Özmert, aileleri, bebekleri yanlarında iken arabada hatta açık hava da bile sigara içmemeleri konusunda uyararak, 'Şu sloganı benimsemekte fayda varigarasız ev, sigarasız araba' diye konuştu.
      
'BEBEĞİ NORMAL GİYDİRİN'
Yeni doğan bebeklerin ilk bir kaç ayda terleyemediklerini ve titreyemediklerini, yani vücut ısılarını ayarlayamadıklarını anlatan Özmert, şunları söyledi:

'Dolayısıyla bebekler çevre ısısı neyse bunu vücutlarına yansıtırlar. Bu yansıtmadan kaynaklanan zararları en aza indirebilmek için bebeğin odasının sıcaklığının 22-24 derece civarında tutulması gerekir.

Ayrıca bebeklere normal kıyafetler giydirilmeli. Eğer yeni doğan bebekler soğuktaysa, mutlaka şapka giydirilmelidir. Bebekleri fazla giydirmek, fazla ısıya maruz bırakmak, Ani Bebek Ölümü Sendromu riskini artırıyor.'

E-MAIL THIS LINK
Enter recipient''s e-mail:

0 yorum.