Tarih 27 Aralık 2007, 23:07. Yazan ugurlab.
Etiket:
araba, ev, iş, sağlık, yazlık
evin varsa bir sıfır koymalısın varlıklar hanene,
İşin varsa bir sıfır daha koymalısın,
İş seninse üç sıfır daha koymalısın,
İşin iyi gidiyorsa üç sıfır daha,
Araban varsa bir sıfır,
Yazlığın varsa bir sıfır daha,
Daha sıralanabilir sıfırlar hanesi...
Ancak, Sağlığın varsa bir koyarsın başına, bütün
sıfırlar anlamlı bir değere ulaşır.Yoksa
sonuç sıfırdır, hiç uğraşmayasın boş yere..."
VEHBİ KOÇ
Tarih 22 Kasım 2007, 12:30. Yazan ugurlab.
Etiket:
aşı, pnomokok, sağlık, çocuk
Dünyada her 30 saniyede bir çocuk pnömokok mikrobunun neden olduğu hastalıklar sebebiyle hayatını kaybediyor, her yıl binlercesi de sakat kalıyor.
Peki önlenebilir çocuk ölümlerinin başta gelen sebeplerinden biri olan pnömokok nedir?Hastalıklarından korunmak için neler yapılmalı?
"Sen Kork Pnömokok" kampanyası ile halkı bilinçlendirmeyi amaçlayan 5 dernek, Türkiye'deki çok düşük seviyedeki hastalık bilinilirlik düzeyini önemli ölçüde arttırmayı hedefliyor.
http://www.tgrthaber.com/news_view.aspx?guid={77740369-5359-4573-BEC6-B1D3BF2BB969}
Tarih 22 Kasım 2007, 12:26. Yazan ugurlab.
Etiket:
sağlık, su
Gün içinde yeteri kadar su içmemek yorgunluk, kabızlık, mide bulantısı ya da baş ağrısına neden oluyor. Uzmanlar her saat başı bir büyük bardak su içilmesini öneriyor. Vücudumuzun yüzde 80'inin sudan oluştuğunu düşünürsek susuzluk pek çok hastalığın temel nedeni olabileceği belirtiliyor. Uyanık olduğumuz her saat bir bardak suya ihtiyacımız olduğunu söyleyen uzmanlar, yüzde 1 su kaybında susama ihtiyacı hissedileceğini, yüzde 20 su kaybında ise hayatımızın tehliye gireceği konusunda uyarıyor.
http://www.tgrthaber.com/news_view.aspx?guid={6A6F7DA0-4226-4D3B-A3E4-08538F80A469}
Tarih 01 Ekim 2007, 17:16. Yazan ugurlab.
Etiket:
dikkat, etkileşim, ilaç, sağlık, yiyecek
Her ilaç, her besinle birlikte kullanılır mı?
Ya da hangi ilaçları içerken yediklerimize dikkat etmeliyiz?
Uzmanlara göre, ilaç kullanırken yediğimiz besinler sağlığımızı olumsuz etkileyebilir.
ABD'de yayınlanan Toksikoloji Araştırmaları Dergisi'ne göre astım ilaçları kullananların kahve içmesi; tansiyon ilacı alanların muz yemesi tehlikeli olabilir. Dergiye göre birlikte kullanıldığında yan etkilere neden olan ilaç ve gıdalar şöyle: Astım ilaçları ve kahve ya da alkol birlikte kullanıldığında mide bulantısına neden olur, ajitasyonu artırır. Tansiyon ilaçları ve muz, portakal, yeşil sebze gibi potasyum açısından zengin gıdaların birlikte tüketilmesi kalp sorunlarına neden olabilir. Kolesterol düşürücü ilaç kullananlar alkol alınca karaciğere zarar verebilir. Kan inceltici kullanan kişiler brokoli, ıspanak, lahana gibi içinde K vitamini bulunan yiyecekler yediğinde ilacın etkisi sıfırlanabilir. Enerji içeceği ve alkol karışımı içen bir kişi, baş ağrısı için parasetemol içeren ağı kesiciler kullandığında karaciğeri zarar görebilir.
http://www.tgrthaber.com/news_view.aspx?guid={F4556DFE-3E44-4DFA-840D-4587D24FEAAC}
Tarih 25 Eylül 2007, 18:38. Yazan ugurlab.
Etiket:
cep telefonu, sağlık, sağırlık
Yeni bir araştırmada, günde bir saatten fazla cep telefonuyla konuşmanın işitme kaybına yol açabildiği saptandı.
ANKARA- ABD'de bu hafta yapılan bir kulak-burun-boğaz konferansında sunulan araştırmada, cep telefonunu çok kullananların, özellikle yüksek frekanslı sesler sayılan s, f, h, t ve z ile başlayan kelimeleri anlamakta güçlük çektikleri belirlendi.
Daily Mail'in internet sitesindeki habere göre, araştırma, 18-25 yaş arasındaki 100 cep telefonu kullanıcısıyla kullanmayan 50 kişi karşılaştırılarak yapıldı. Araştırma sonucunda, 4 yıldan fazla bir süre günde bir saati aşkın cep telefonu kullananların sesleri ayırt etmede güçlük çektikleri belirlendi.
Bilim adamları, sorunun özellikle çoğu insanın kullandığı sağ kulakta görüldüğünü belirttiler. Hintli kulak-burun-boğaz uzmanı Nareş Panda, işitme kaybının sebebinin uzun süre cep telefonu kullanımından kaynaklanan radyasyonun iç kulakta tahribata yol açması olabileceğini söyledi. Panda, araştırmanın teyit edilmesi için daha çok sayıdaki denek arasında yapılması gerektiğini vurguladı. (AA)
Tarih 23 Eylül 2007, 12:25. Yazan ugurlab.
Etiket:
anons, bilgilenme, duyarlılık, kan, kanda bakılan testler, kimler kan verebilir, kimler kan veremez, sağlık
Bütün ameliyatlarda kan transfüzyonuna hatta kan ürünleri ile beraber aynı anda ihtiyaç olabilir. Örneğin bir by-pass ameliyatında 4–6 ünite eritrosit, 5–6 ünite plazma, 2–4 ünite trombosit süspansiyonu aynı hasta için gerekebilir. Bu durumda sadece 1 hastaya ortalama 10 kişinin kan bağışı yapması gerekmektedir.
Kan nakline sadece ameliyatlarda değil pek çok hastalıkta da ihtiyaç olabilir. Yaralanmalar, mide kanaması, doğum kanamaları, bazı kanser tipleri için acil kan gerekebilir. Bir de ömür boyu kan nakli gereken hastalıklar vardır. Talasemi, hemofili gibi.
Peki, kimler kan verebilir? 18–65 yaş arası yaşam bulguları normal olan herkes kan verebilir. Kan vermenin insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri yoktur.
Kadınlar 4 ay ara ile Hb değerleri 12 gr/dl üzerinde ise, erkekler 3 ay ara ile Hb değerleri 13 gr/dl üzerinde ise kan verebilir.
Her hastaya sadece kendi kan grubundan olan kan verilir. Eskiden olduğu gibi O kan grubu herkese kan veremez ya da A kan grubu herkesten kan alamaz!
Kan verecek olan kişiye donör denir. Kan alınmadan önce mutlaka donörlerin labaratuar testleri yapılıyor ve özellikle HIV, hepatit C ve B açısından taranıyor.
Her seferinde ortalama olarak alınan 350 cc. kan alınıyor.
Kan vermeye giderken karnınız aç olmasın, yeterince su içmiş olun.
Kullandığınız ilaç varsa kan merkezindeki sağlık görevlisine bildirin.
Ve kan veremeyecek olanlar kimlerdir? Sıtma, sarılık, frengi (sifiliz), verem (tüberküloz), malta humması (brusellozis), kara humma (kala-azar), fil hastalığı (filariazis), bulaşıcı enfeksiyon hastalığı geçirenler ve kanamaya eğilim, sara, kalp ve şeker hastalığı olan kişiler, ilaç alışkanlıkları olanlar, yakın zamanda aşılanmış olan, yakın zamanda ameliyat geçirmiş olan, açıklanamayan kilo kaybı olan kişiler ve hamileler kan veremezler.
Kızılay, fakülte hastaneleri, pek çok özel hastane ve kan bankası olan tüm sağlık merkezlerine kan vermek hepimizin vatandaşlık görevi.
Unutmayalım ki bir gün biz de radyodan (ya da artık mail zinciri ile) kan anonsu yaptırmak zorunda kalabiliriz.
Sağlıklı günler dilerim.
yazan :"Rüzgar gülü"
Not: Unutmayın ki sağlam bir vücud verilen kanı yerine koymak için çalışmaya başlar.
Tarih 23 Eylül 2007, 11:56. Yazan ugurlab.
Etiket:
anti aging etki, antioksidan, sağlık, çekirdek, ödem çözücü, üzüm
Üzüm Çekirdeği Avrupa'da ilaç niyetine satılıyor. Mucizevî çekirdek ödemden, nezleye kadar bir çok hastalığın tedavisinde kullanılıyor. Üzümün çok faydalı olduğu bilinir. Özelliklede zihin açıcı yönü ile sınavlardan önce kuru üzüm tavsiye edilir. Ama birçoğumuz üzümü yerken çekirdeğinden muzdarip oluruz. Onu tüketmez, atarız. Hatta marketlerde en çok çekirdeksiz üzümler rağbet görür. Halbuki üzümün çekirdeği bugün birçok Avrupa ülkesinde ilaç niyetine, tabletler halinde satılıyor. Yavaş yavaş Türkiye'de de yaygınlaşmaya başlayan üzüm çekirdeği, yakında bütün eczanelerdeki yerini alacak gibi. Bu çekirdeğin en önemli faydası kan damarı onarıcısı olması. Kan damarları insan için hayati önem taşıyor. Başınızdan ayak uçlarınıza kadar her doku kanla beslenir. İncecik kılcal damarlardan, geniş atardamarlara kadar, karmaşık kan damarları ağı sizin yaşam hattımızdır. Eğer kan damarları yaşlanır, hastalanır, zayıflar, incelir ve kan sızdırırsa, sağlığınız tehlikede demektir. Eğer oksijeni taşıyan kan düzgün bir biçimde akmıyorsa kalp kasınız hasar görebilir. İşte üzüm çekirdeği, zayıflamış kan damarlarını güçlendirip normal sağlıklarına döndürebilen, dolaşım bozukluklarının düzeltebilen ve önleyebilen bir yapıya sahip. Özelliği ise tamamen doğal olması... Çekirdek, damar hastalıklarını tedavi ediyor. Zayıflamış kan damarlarının yapısını güçlendiriyor.
Ayrıca üzüm çekirdeği bilinen en güçlü antioksidan... Yapılan bazı testlerde, E vitamininden 50 kat daha güçlü olduğu ortaya çıkmış. İlk Fransa'da keşfedildi Üzüm çekirdeği 40 yıldır Avrupa'da, özellikle üzüm bağlarının çokluğu ile bilinen Fransa'da etkili bir biçimde kullanılıyor.
Üzüm çekirdeği 1947 yılında Bordeaux Üniversitesi'nden emekli tıp profesörü, Fransız Kimyacı Jack Masquelier tarafından keşfedilmiş.
Çekirdek ilk olarak hamileliğinden dolayı aşırı ödemi olan fakültenin dekanının eşine, dekan tarafından verilmiş.
Masquelier o günü şöyle anlatıyor;
"Kadın, şişmiş bacakları ile o kadar yorgun görünüyordu ki, güçlükle yürüyebiliyordu. Yüzünden, çektiği acıları okumak mümkündü.
Ne yapabilirim de bu kadının acılarını dindirebilirim diye düşündüm.
Sonra dekanın eşine çekirdek verdiğini gördüm.
Dekanın eşi 48 saat içinde iyileşti. O halde, ben üzüm çekirdeğinde özel bir şeyler olabileceğini düşündüm.
"1950'de üzüm çekirdeği Resivit olarak bilinen ve Fransa'da satılan ilk damar koruyucu ilaç olmuş.
Doktor Masquelier ve meslektaşları, üzüm çekirdeğinin varis üzerindeki etkisini doğrulayan dokuz deney yapmışlar. Bununla birlikte çekirdek, göz kamaşması, gece körlüğü, maküler dejenerasyon gibi göz sorunlarının, arterit, saman nezlesi, alerji ve burun kanamalarını tedavisinde de kullanılmış.
"Eğer düzenli olarak üzüm çekirdeği alırsanız, damar duvarlarınız güçlenecektir." diyor Dr. Masquelier. Diş eti kanayanlar kullanmalı. Peki üzüm çekirdeğine ihtiyacınız olup olmadığını nasıl öğreneceksiniz? Doktor Masquelier'in konu ile ilgili görüşleri şu şekilde:
"Sabahleyin dişlerinizi fırçalarsınız ve diş etlerinizin kanadığını görürsünüz. Ya da göz korneasında bir kan lekesi fark edersiniz. Veya geceleri kendinizi yorgun hissedersiniz, baldırlarınız şişer, ödem olduğunu fark edersiniz. Bu durumda damar zayıflığından muzdaripsinizdir ve üzüm çekirdeği tüm bu patolojik mekanizmalarla mücadele eder.
"1995 yılında İtalya'da yapılan bir araştırmada 150 miligramlık üzüm çekirdeğinin ağrıyı, yanma karıncalanma hissini ve atardamarların şişme derecesini azaltmada, yaygın olarak kullanılan bir eczacılık ilacından daha hızlı ve üzün sureli etkili olduğu bulunmuş. 1985 yılında da Fransa'da 92 hasta üzerinde yapılan kur kontrollü deney, 28 gün boyunca 300 miligram üzüm çekirdeği almanın, ağrıyı, karıncalanma geceleyin giren bacak kramplarını ve şişkinliği yüzde 50’den daha fazla azalttığını göstermiş. Üzüm çekirdeğini diğer bir faydası ise gözlere... Gece görüşünde önemli olan parlak ısıların neden olduğu göz kamaşmasını geçirmeye yardımcı oluyor.
Yine Fransa'da 100 denek üzerinde yapılan iki ayrı araştırmada 5 hafta boyunca günde 200 miligram üzüm çekirdeği almanın parlak ısılara maruz kaldıktan sonra görme keskinliğine yeniden kavuşma durumunu artırdığı ortaya çıkmış. Ayrıca testlerde üzüm çekirdeği ürünün bir bilgisayar ekrani karşısında çalışmanın neden olduğu göz gerilimini geçirdiği ve miyop kişilerde retinanın işlevini ve duyarlılığını düzelttiği görülmüş.
Üzüm çekirdeğinin tansiyonu ve onun sonuçlarını düzenlemeye yardımcı olabileceği de belirtiliyor. Araştırmaların gösterdiğine göre, yüksek tansiyonlu insanlar genellikle çok geçirgen olan, zayıf kılcal damarlara sahipler. Bu da onların kılcal damar kanaması geçirme ve göz retinasındaki kan damarlarının yırtılma olasılıklarını artırıyor. Dr. Miklos Gabor'un yaptığı araştırmada üzüm çekirdeği yüksek tansiyonlu deneklerde kılcal damarları güçlendirmiş.
Anti-Aging etkisi Üzüm çekirdeği damarları yenilediği için ayrıca anti-aging etkisine sahip. Yenilenen damarlar yaşlılığı geciktiriyor. Böylelikle cildinizdeki yaşlanma belirtileri azalıyor. Uluslararası sertifikalı Organik Üzüm Çekirdeği Ekstraktinin içerdiği Proantosiyanidin, bilinen en güçlü etkisi antioksidant. Üzüm çekirdeğinin antioksidant etkisi vitamin E'den 50, vitamin C'den 20 kat daha fazla.
Antioksidantlar, vucudumuzdaki kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan veya dışarıdan sigara, alkol, kirli hava v.s. ile alınan zararlı maddeleri etkisiz hale getiriyor.
Uzmanlara göre vücudun antioksidant üretimi 25 yaşından sonra yavaşlamaktadır. Bu yavaşlamanın yol açtığı deformasyonları yok etmek için bilinen en kuvvetli antioksidant ise organik üzüm çekirdeği ekstraktıdı olduğu belirtiliyor.
Çekirdek, bağ dokularını güçlendirerek cilt sarkmasına engel oluyor. Cildin elastik, yumuşak ve düzgün olmasını sağlıyor. Üzüm çekirdeğinde tavsiye edilen miktar günde 150 ile 300 miligram.
Damar sağlığını korumak için gerekli doz ise günde 5-10 gram. Üzüm çekirdeğinin insanlar üzerinde her hangi bir yan etkisi görülmemiş.
Prof. Peter Rohdewald tarafından laboratuar fareleri, Hint domuzları ve köpekler üzerinde yapılan araştırmada doğal çekirdeğin, toksik, mutajenik, karsinojenik olmadığı tespit edilmiş.
Kimler kullanmalı?
* Kan damarlarının yardıma ihtiyaç duyduğunu düşünenler.
* Cildindeki kırışıklıklar günden güne fazlalaşanlar
* Cildi cansız ve solgun görünenler
* Cinsel yaşantısında kendini yetersiz hissedenler
* Kalple ilgili sorunları olanlar
* Ani kalp krizi riski olanlar
* Görme gücünde yaşlanmaya bağlı bozulma olanlar
* Şişlikler ve ödem alerjilerinde
* Yüksek tansiyonda
* Kolayca kanama ve morarma eğilimi olanlar
* Daha önce kanamaya bağlı felç geçirenler
* Şeker hastalığı olanlar
* Varis ve hemoroit gibi soruları olanlar
Sunu belirtmek gerekiyor ki; yukarıda bahsettiğimiz faydaların birçoğu çekirdeğin damarları onarıcı özelliğinden kaynaklanıyor.
Çünkü damarlar, insan bedenini ayakta tutan ana mekanizmalar. Onların bozukluğu insan bünyesinde birçok hastalığa neden oluyor.
Damarları onaran çekirdek, böylelikle diğer hastalıkların iyileşmesinde de önemli bir etkiye sahip oluyor.
"Dünya bir ayna gibidir; siz onu gülümseyerek karşılarsanız, o da size gülümser."
Tarih 21 Eylül 2007, 21:17. Yazan ugurlab.
Etiket:
diabet, nöropati, sağlık, tedavi, zona
Sinirlerin hastalanması sonucu ortaya çıkan nöropatik ağrı en çok diyabet ve zona hastalarında görülüyor. Prof. Dr. Mustafa Ertaş, şiddetli ağrılar olarak kendini gösteren bu hastalığın tedavi edilebileceğini söylüyor.
İSTANBUL - İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Ertaş, sinirlerin hastalanması sonucu ortaya çıkan nöropatik ağrının en çok diyabet ve zona hastalığında görüldüğünü ve tedavisinde ağrı kesicilerin kullanılmadığını söyledi.
Pfizer Türkiye tarafından The Marmara Oteli'nde düzenlenen medya paylaşım günlerinde ''nöropatik ağrı'' konusunda bilgi veren Prof. Dr. Ertaş, nöropatiyi sinirlerin hastalanması olarak tanımladı. Ertaş, ''Nöropatik ağrı ise gerçekte dokuda bozukluk olmaksızın sinir sisteminin kendi hastalığı nedeniyle kişinin sanki bir doku hastalığı varmış gibi ağrı duymasıdır. Yani kişi herhangi bir yerinde yara, yanma ya da iltihap olmamasına karşın varmış gibi ağrı hisseder'' dedi.
Nöropatik ağrı belirtilerini ''kişinin kendi elektriği ile çarpılması, özellikle geceleri artan aynı anda yanma ve donma hissi, karıncalanma ve uyuşma hissi ile dokunmakla ağrı duyma'' olarak sıralayan Prof. Dr. Ertaş, ''Örneğin öyle şeker hastaları var ki çorap ayağına dokununca jilet değmiş gibi ağrı hissettiği için çorap giyemiyor ya da ayağı çarşafa veya yorgana değdiği anda kesilmiş gibi ağrı hissediyor. Şeker hastalarında en çok ayak altında yanma hissedilir. Bu daha sonra diz ve ele sıçrar'' diye konuştu.
Genel olarak toplumlarda her 100 kişiden birinde nöropatik ağrı görüldüğünü belirten Prof. Dr. Ertaş, şunları söyledi: ''Nöropatik ağrı, en çok diyabet ve zona hastalığında ortaya çıkar. Bunun yanı sıra bel ve boyun fıtığı, böbrek hastalığı, sinir sıkışması gibi rahatsızlıklar da bu ağrıya neden olur. Türkiye'de 14 merkezde bin 113 diyabetli hastayla yapılan bir çalışmada yüzde 14'ünde nöropatik ağrı tespit edildi. Yani sadece diyabetten dolayı 600 bin kişinin bundan mustarip olduğunu tahmin ediyoruz. Yine ABD'de ağrılı nörolojik hastalıklar arasında bel fıtığından sonra ikinci sırada nöropatik ağrılar geliyor.''
Ağrının, kişinin iş ve aile hayatını da etkilediğine işaret eden Prof. Dr. Ertaş, ''Hastaların yüzde 79'unda ağrı yoğunluğu orta veya şiddetlidir'' dedi. Nöropatik ağrının, uyku ve konsantrasyon bozukluğu, depresyon, iştahsızlık gibi problemleri de beraberinde getirdiğini söyleyen Prof. Dr. Ertaş, ''Nöropati kader değildir, tedavi edilir ancak ağrı kesicilerle değil. Çoğu kez atlandığı ya da yanlış tanımlandığı için ağrı kesicilerle tedavi edilmeye çalışılıyor. Oysa tedavide başka ilaçlar kullanılır. İlaç kombinasyonlarıyla tedavide başarı oranı yüzde 80-90'lara kadar çıkabiliyor'' diye konuştu. (AA)
Tarih 21 Eylül 2007, 21:03. Yazan ugurlab.
Etiket:
alzheimer, sağlık, takip sistemi
Prof. Dr. Murat Emre, bu nedenle bu yılki Dünya Alzheimer Günü sloganının “Alzhemir hasta ve yakınları susmayın, konuşun” şeklinde belirlendiğini ifade etti.
Prof. Dr. Emre, “Türkiye’de 250-300 bin alzheimer hastası olduğunu tahmin ediyoruz. Bunların ancak 30-35 bini tedavi ediliyor. Dünyada hasta sayısı 24 milyon. Maliyeti yüksek bir hastalık. ABD’de yıllık ortalama maliyet 100 milyar doları buluyor” diye konuştu.
Hasta yakınlarının en büyük sorunlarından birinin hastaların nerede olduğunu hatırlayamaması ve bazen bu nedenle kaybolmaları olduğuna işaret eden Emre, şunları kaydetti:
“Hastalarımız arasında bir gün ile bir hafta arasında değişen sürelerde kaybolan ve başka şehirlerde bulunanlar var. Bu konuda vakıf ve derneğimize çok sayıda başvuru geliyor. Bu nedenle vakıf ve dernek olarak bir süredir çalışmalar yürütüyorduk. Bu çalışma sonucu TSM Bilişim A.Ş’nin desteğiyle hastaların takibini yapacak sistem geliştirildi. Bu sistem sayesinde hasta yakınları, hastaya takılacak cep telefonu büyüklüğündeki bir cihazla nerede olduğunu takip edebilecek. Bu cihazdan 30 tanesini maddi durumu iyi olmayan hastalarımıza ücretsiz dağıtacağız. Bunun dışında satın almak isteyenler vakıf ve derneğe başvurabilir.”
Prof. Dr. Murat Emre, hasta kaybolduğunda ilk bakılması gereken yerin, alzheimer hastasının ilk oturduğu ev ile sürekli gittiği yerler olması gerektiğini de sözlerine ekledi.
BAKIMIN ZORLUĞU
Alzheimer Vakfı Başkanı Prof. Dr. Engin Eker de hastalık oranının her 5 yılda 2’ye katlandığına işaret ederek, bakımının çok zor olduğunu söyledi.
Yapılan bir araştırmada, alzheimer hastasının bakımını üstlenenlerin yüzde 60’ında tükenmişlik tespit edildiğini belirten Eker, vakıf olarak bir hayırsever tarafından Çatalca’da bağışlanan arsaya bakımevi yapmak istediklerini bildirdi.
TSM Bilişim A.Ş. Genel Müdürü Taner Keser de uydu ve internetten yararlanılan sistem sayesinde hasta yakınlarının, internet üzerinden ya da kendi merkezlerinde 7 gün 24 saat açık olan izleme merkezine arayarak, hastalarının bulunduğu yer ve izlediği güzergah konusunda bilgi sahibi olacağını anlattı.
Keser, “Cihazın fiyatı 495 dolar. Şarj edildikten itibaren 24 saat süreyle çalışabilecek. Sistem sayesinde hastaların harita üzerinden maksimum 2 metrelik bir yanılsamayla nerede olduğu öğrenilebilinecek. Ayrıca hasta 1-2 gündür evine dönmüyorsa geçmişe dönük raporlama da yapılabilecek” dedi.
HASTA YAKINININ ACISI
Toplantıda konuşan ve hasta yakını olan İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Özcan Çığırgan da kendisi gibi profesör olan kocasının 4,5 yıldır alzheimer hastası olduğunu söyledi.
Eşinin 1 Eylül’de sabah uyurken evden çıkıp gittiğini ve 3 gün boyunca aramalarına rağmen haber alamadıklarını belirten Çığırgan, “3’üncü gece saat 02.00’de Eyüp Karakolundan telefon geldi. Eşimi Feshane yakınlarında bulmuşlar. 3 gün boyunca sürekli yürümüş ve hiçbir şey yememiş. Bu süre boyunca çocuklarımla birlikte şehrin her tarafında onu aramıştık. 1,5 yıl önce de yine kaybolmuş bir gün sonra bulmuştuk. Bu durumu yaşamayan hiç kimse bu acıyı anlayamaz. O 3 gün 3 gece hayatımın büyük kısmını benden aldı götürdü” diye konuştu.
http://www.ntvmsnbc.com/news/420482.asp